27 Şubat 2017 Pazartesi

internette yeni fenomen 94 yaşındaki Çinli Zhang Hexian, kung fu yaparak zinde kalıyor





İnternette yeni fenomen 94 yaşındaki Çinli Zhang Hexian, kung fu yaparak zinde kalıyor

İyi bir yaşlanma için egzersiz yapmak başlıca tavsiyeler arasındadır. Ancak Çin'de yaşayan Zhang Hexian, 94 yaşında kung fu yaparak bunu bir başka seviyeye taşıyor.
Zhang, bu dövüş sanatını öğrenmeye 4 yaşında başlamış. Halen zinde kalmasını da 90 yıldır düzenli olarak kung fu yapmasına bağlıyor.
Ülke medyası tarafından "kung fu babaanne" olarak adlanlandırılan Zhang Hexian, bilgisini çocuklarına hatta çocuklarının çocuklarına dahi aktarmış.
Dongyuan köyünde yaşayan 94 yaşındaki Zhang, keşfedilmesi sonrası ise bir internet fenomenine dönüşmüş durumda.
"Eskiden kötü adamlar vardı. O nedenle kung fu öğreniyorduk" diyen Zhang, bugün artık zinde kalmak için bu dövüş sanatını yaptığını söylüyor.





Martı, altı yıldır her gün aynı dükkandan cips 'aşırıyor'




Martı, altı yıldır her gün aynı dükkandan cips 'aşırıyor'
İskoçya'nın Arbroath kentinde bir martı altı yıldır her gün aynı sandviççi dükkanından cips "aşırıyor".
Dükkanın çalışanları, Amerikalı aktör Steven Seagal'e atfen "Steven Seagull" (İngilizce martı) adını verdikleri martının günde 10 kez kadar dükkana uğradığını, kimsenin bakmadığını düşündüğü bir anda cipsi alıp çıktığını söyledi.

Telif hakkıPAUL REID

Bir çalışan, "Steven, burayı açtığımız ilk günden beri geliyor. Patates cipsini çok seviyor" dedi.
Telif hakkıGETTY
Martıların karınlarını doyurmak için meskun mahallerde ava çıkması yeni bir şey değil.
Telif hakkıPAUL REID

Martılar, doğaları gereği her zaman kolaylıkla balık bulabilecekleri su kıyılarında yaşıyor.
Ancak yıllar içinde bu hayvanlar, insanların tükettikleri yiyeceklere karşı bir alışkanlık geliştirdiler.
Fakat, martıların zaman zaman insanların ellerindeki yiyeceklere saldırması bazı bölgelerde ciddi bir sorun.
İngiltere parlamentosunda geçen ay martılara karşı alınacak önlemler konusunda bir oturum yapıldı. Bir milletvekili, yeni evlerin martılara karşı korunaklı yapılması çağrısında bulundu.
Telif hakkıGETTY

İngiltere'de bir keresinde bir köpeği ve bir kamplumbağayı öldürerek tartışma konusu olan martılar, koruma altındaki türler arasında.
Bu yüzden, bu hayvanların öldürülmesi ya da güvercinler için yapıldığı gibi, yırtıcı hayvanlarla korkutularak kaçırılmaları yasak.
Londra'daki Trafalgar meydanında ve bazı binalarda, güvercinler eğitilmiş şahinlerle korkutuluyor.
Bu yüzden martı nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde, açıkta yemek yenmemesi, çöp kutularının kapalı tutulması ya da binaların çatılarına ağ gerilmesi gibi önlemler tavsiye ediliyor.
Martıların ortalama ömrü 10-15 yıl arasında değişiyor.BBC

Oscar'da bir ilk: Müslüman oyuncu Mahershala Ali'ye ödül



Telif hakkıREUTERS


Oscar'da bir ilk: Müslüman oyuncu Mahershala Ali'ye ödül

ABD'de Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi'nin düzenlediği Oscar ödüllerinin 89 yıllık tarihinde ilk defa Müslüman bir oyuncu ödüle layık görüldü.
ABD'li oyuncu Mahershala Ali bu yıl Moonlight filmindeki performansıyla "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı.
Ali, ödül için Michael Shannon, Jeff Bridges, Lucas Hedges ve Dev Patel gibi isimlerle yarıştı.
BBC


'Türkler bir yola ulaşmak için fazla tartışıyor'



'Türkler bir yola ulaşmak için fazla tartışıyor'


CHP'nin davetlisi olarak Türkiye'ye gelen, diktatör Augusto Pinochet'i deviren 'Hayır' kampanyasının üreticisi Şilili reklamcı Ferrada Türklerin bir yola çıkarken fazla tartıştığını gözlemlediğini açıkladı.

Şili'de, diktatör Augusto Pinochet'yi deviren 'hayır' kampanyasının yaratıcısı Eugenio Francisco Garcia Ferrada, "Şu anla aynı olmamak için 'hayır' oyu vermemek lazım. 'Hayır' oyu verdikten sonra olacaklarla bir gelecek inşa etmek lazım. Kampanyayı kazandıracak şey budur" dedi.

CHP'nin referandum için davet ettiği Şilili reklamcı Ferrada, CHP Gençlik Kollarınca Kadıköy'de düzenlenen etkinliğe katıldı. Tasarım Atölyesi Kadıköy'de düzenlenen programda konuşan Ferrada, referandum sürecine değinerek, burada önemli olanın 'Hayır' oyu vermek değil, bunun sonunda neyin inşa edileceği olduğunu söyledi.

Hükümetin değişiklik önerdiğini dile getiren Ferrada, "Şu anla aynı olmamak için 'hayır' oyu vermemek lazım. 'Hayır' oyu verdikten sonra olacaklarla bir gelecek inşa etmek lazım. Kampanyayı kazandıracak şey budur" dedi.
AA'nın aktardığı habere göre Ferrada, "Ben bir haftadır buradayım, 'Hayır' oyunun ne önerdiğini anlamış değilim. Eğer bundan emin olmazsanız, ülkeye politik mesaj, hayal üretemezsiniz. Şahısların bize söylediği 'Hayır oyu verin' cinsinden. Bizim (Şili'de) yaptığımız 'mutluluğun ülkeye tekrar döneceği' şeklindeydi" diye konuştu.
'TÜRKLER FAZLA TARTIŞIYOR'
Daha iyi bir Türkiye için fikre sahip olmak gerektiğini vurgulayan Ferrada, "Bir hafta boyunca Türkler hakkında öğrendiğim şey, bir yola ulaşmak için çok fazla tartışıyorsunuz. Sonuç olarak güzel bir şey bu. Bir anda kayboluşa sebebiyet verebilir, öncelikle bir yere gitmek için yapacağınız şeyin hükümete oy verenler için de güzel olması, farklı kültürleri çağırması lazım" ifadelerini kullandı.

15 yılın ekonomi faturası: Devlet borcu 3’e katlandı, tüketicilerin banka borcu 70 kat yükseldi






15 yılın ekonomi faturası: Devlet borcu 3’e katlandı, tüketicilerin banka borcu 70 kat yükseldi

CHP’nin AKP iktidarı döneminde ekonomide yaşananlara dikkat çeken “15 Yılın Faturası- AKP’nin Ağır Tahribatı” başlıklı raporuna göre 15 yılda devlet borcu 3’e katlandı, tüketicilerin bankalara borcu 70 kat yükseldi, milyonerlerin sayısı 32 binden 108 bine çıktı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), AKP iktidarının 15 yıllık ekonomik sonuçlarına ilişkin “15 Yılın Faturası- AKP’nin Ağır Tahribatı” başlıklı rapor hazırladı.

CHP Genel Başkanı Çetin Osman Budak sorumluluğunda hazırlanan rapora göre Aralık 2002’de 242.7 milyar lira olan devlet borcu 2016 Aralık’ta 759.6 milyar liraya ulaşarak neredeyse 3’e katlandı.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in haberleştirdiği rapora göre göre raporda son 7 yılda borcunu ödeyemeyen 852 bin kişi ceza aldı, cezaevine girdi.

Tüketicinin banka borcu 70 kat yükseldi. Aileler, evlerine giren paranın yarısından fazlasını borca öderken, son 5 yılda milyonerlerin sayısı 32 binden 108 bine çıktı.

Ekmek, su, elektrik, benzin, motorin, doğalgaz ve tüp fiyatları katlandı. Rapordan dikkat çekenler bölümlerden bazıları şöyle:

Devlet borcu 3’e katlandı
Aralık 2002’de 242.7 milyar lira olan devlet borcu 2016 Aralık’ta 759.6 milyar liraya ulaşarak neredeyse 3’e katlandı.
İşsizlik arttı
Aralık 2002’de özel sektörün dış borcu 43 milyar dolardan Aralık 2016’da 293.7 milyar dolara ulaştı. 1988-2002 arası ortalama işsizlik yüzde 8 iken, 2016’da işsizlik oranı yüzde 12.1 olarak gerçekleşti.


15 yıllık dış ticaret açığı 888.9 milyar dolar

Aralık 2002’de 52 yılda verilen cari açık 43.7 milyar dolar iken AKP iktidarında verilen cari açık 526.3 milyar dolar oldu. Aralık 2002’de 80 yıllık dış ticaret açığı 247 milyar dolar iken, 15 yıllık dış ticaret açığı 888.9 milyar dolara yükseldi.
Aralık 2002’de karşılıksız çek tutarı 2.2 milyar lira iken, Aralık 2016’da karşılıksız çek tutarı 27.7 milyar lira oldu. Son 7 yılda borcunu ödeyemeyen 852 bin kişi ceza aldı, hapse düştü. Aynı tarihlerde 0.8 milyar TL olan protestolu senet tutarı, 12.3 milyar TL oldu.
Yurttaşların banka borçları 70 kart arttı

Her aile evine giren paranın yarısından fazlasını borcunu ödemek için kullanıyor. Tüketicinin 2002’de 6.6 Milyar TL olan banka borcu, Aralık 2016’da yaklaşık 70 kat artarak 419.6 milyar TL’ye ulaştı. 15 yıl önce aile gelirinin borca oranı yüzde 4.7 iken, 15 yılın sonunda yüzde 57 oldu.
Zamlar

Lüks yatlardaki KDV’yi, ÖTV sıfırlandı ancak çiftçinin mazotunu unutuldu. Aralık 2002’de benzin 1.66 TL, motorin ise 1.30 TL idi. Aralık 2016’da benzin 5.44 TL, motorin ise 4.74 TL oldu.
Aralık 2002’de 1 metreküp su 144 Kuruş, 1 kilovat elektrik 16 kuruştu. Aralık 2016’da bunlar sırasıyla 408 kuruş ve 42 kuruş oldu. Aynı tarihlerde 1 metreküp doğalgaz 39 kuruştan 110 kuruşa, 12 kilogramlık tüp 21.4 TL’den 64.5 TL’ye çıktı. 15 yılda devletin ödediği faiz 700 milyar TL, vatandaşın ödediği faiz ise 317 milyar TL oldu.
Hak ihlalleri

Hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye, 113 ülke arasında 99. sıraya düştü. Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 151. sırada yer aldı.
Son 5 yılda 600 bin çocuk suça sürüklendi. 550 bin çocuk mağdur oldu.
Çocukların cinsel istismarı yüzde 434, kadına şiddet yüzde 1400, boşanmalar yüzde 38, fuhuş yüzde 790, tutuklu ve hükümle sayısı yüzde 231, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 678, insan öldürme yüzde 261, cinsel taciz yüzde 499 arttı.

Sokağa çıkma yasağının uygulandığı 16 kentte seçmen sayıları nasıl değişti?




Sokağa çıkma yasağının uygulandığı 16 kentte seçmen sayıları nasıl değişti?


Sokağa çıkma yasağının uygulandığı 16 kentteki seçmen değişimiyle ilgili verileri toplayan Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği, seçmen sayısının en çok Şırnak, Nusaybin, Yüksekova ve Sur’da düştüğünü belirledi.
Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği (GABB), 16 Nisan’da yapılacak referandum öncesi bölgedeki seçmen sayısındaki değişimi raporlaştırdı.
24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren başlayan çatışmalı süreç ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle zorunlu göçün yaşandığı bölgenin 16 il ve ilçesinde seçmen değişimiyle ilgili veriler toplayan birlik, 7 Haziran 2015, 1 Kasım 2015 ve Ocak 2017’deki seçmen listelerinde yaşanan artışlara da azalmalara da yer verdi.
GABB’ın hazırladığı raporda, yaklaşık 400 bin insanın yaşadığı yerden göç ederek, bölgenin başka kentlerine yerleştiği kaydedildi.

Nusaybin’de 6 bin seçmen azaldı

Raporda, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinden 27 Ocak 2017’ye kadar bölgede yaşanan çatışmalı ortamın sonuçlarının seçmen listelerine yansıdığı ancak resmi rakamlara yansımadığı tespitinde bulunuldu.
Raporda en fazla seçmen sayısının azaldığı kentlerin başında Şırnak ve Mardin’in Nusaybin ilçesi geldi.
134 gün süren ve 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı devam eden Nusaybin’de en az 65 bin kişinin göçe zorlandığı belirtilen raporda kentte 1 Kasım seçmen sayısına göre 6 bin 240 seçmen azaldı.

Şırnak’ta 4 bin seçmen azaldı

Sokağa çıkma yasağının 246 gün sürdüğü Şırnak’ta ise, 6 bin 770 yapının haritadan silindiği bilgisine yer verilen raporda, 50 bin kişinin barınma hakkından yoksun bırakıldığı kaydedildi.
Tıpkı Nusaybin gibi Şırnak’ta da 1 Kasım seçmen listelerine göre, 4 bin 14 seçmen azaldı. Raporda, 7 mahallede yaşanan yıkımdan dolayı halen binlerce kişinin kentin çevresinde kurdukları çadırlarda barındığının altı çizildi.

Cizre’de seçmen sayısında artış

Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise en ağır yıkımın yaşandığı Cizre’de seçmen sayısının artış göstermesi oldu.
Raporda, sokağa çıkma yasağı ve sonrasında 9 bin 800 yapının yıkıma uğraması sonucu yaklaşık 70 bin kişinin evsiz kaldığı belirtildi. Ancak Şırnak, İdil ve Silopi’den göç etmek zorunda kalanlar, Cizre ilçesinde barındığı kaydedilen raporda, 1 Kasım seçimlerine göre Cizre’de 2 bin 267 seçmen arttı.

Raporda kentlerdeki 7 Haziran, 1 Kasım ve Ocak 2017 seçmen listesindeki değişimler şöyle:

Silopi’de 7 Haziran seçimlerinde seçmen sayısı 59 bin 317, 1 Kasım’da 59 bin 393, Ocak 2017’de ise seçmen sayısı 62 bin 978 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 3 bin 585 seçmen arttı.


Dicle’de 7 Haziran seçmen sayısı 22 bin 221, 1 Kasım’da 22 bin 171, Ocak 2017’de ise, 22 bin 632 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 461 seçmen arttı.



Bismil’de 7 Haziran seçmen sayası 62 bin 978, 1 Kasım’da 63 bin 452, Ocak 2017’de ise 65 bin 608 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 2 bin 156 seçmen arttı.




İdil’de 7 Haziran seçmen sayısı 36 bin 405, 1 Kasım’da 34 bin 780, Ocak 2017’de ise 36 bin 405 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında bin 625 seçmen arttı.

Lice’de 7 Haziran seçmen sayısı 16 bin 33, 1 Kasım’da 15 bin 823, Ocak 2017’de ise 15 bin 879 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 56 seçmen arttı.

Dargeçit’te 7 Haziran seçmen sayısı 15 bin 21, 1 Kasım’da 15 bin 74, Ocak 2017’de ise 15 bin 409 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 335 seçmen arttı.

Derik’te 7 Haziran seçmen sayısı 33 bin 197, 1 Kasım’da 33 bin 376, Ocak 2017’de ise 33 bin 611 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 235 seçmen arttı.

Cizre’de 7 Haziran seçmen sayısı 67 bin175, 1 Kasım’da 66 bin 297, Ocak 2017’de ise 68 bin 564 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 2 bin 267 seçmen arttı.



Silvan’da 7 Haziran seçmen sayısı 47 bin 676, 1 Kasım’da 47 bin 748, Ocak 2017’de ise 47 bin 879 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 131 seçmen arttı.

Beytüşşebap’ta 7 Haziran seçmen sayısı 9 bin 723, 1 Kasım’da 9 bin 850, Ocak 2017’de ise 9 bin 626 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 224 seçmen azaldı.

Varto’da 7 Haziran seçmen sayısı 19 bin 439, 1 Kasım’da 19 bin 239, Ocak 2017’de ise 19 bin 178 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 61 seçmen azaldı.

Şemdinli’de 7 Haziran seçmen sayısı 31 bin 860, 1 Kasım’da 32 bin 471, Ocak 2017’de ise 32 bin 409 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 62 seçmen azaldı.

Sur’da 7 Haziran seçmen sayısı 69 bin 397, 1 Kasım’da 68 bin 532, Ocak 2017’de ise 67 bin 594 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 938 seçmen azaldı.

Yüksekova’da 7 Haziran seçmen sayısı 68 bin 157, 1 Kasım’da 69 bin 331, Ocak 2017’de ise 67 bin 347 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında bin 984 seçmen azaldı.

Şırnak kent merkezi 7 Haziran seçmen sayısı 46 bin 706, 1 Kasım’da 46 bin 710, Ocak 2017’de ise 42 bin 696 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 4 bin 14 seçmen azaldı.

Nusaybin’de 7 Haziran seçmen sayısı 64 bin 565, 1 Kasım’da 65 bin 158, Ocak 2017’de ise 58 bin 918 kişi olurken, Ocak-Kasım arasında 6 bin 240 seçmen azaldı.


http://gazetekarinca.com/2017/02/sokaga-cikma-yasaginin-uygulandigi-16-kentte-secmen-sayilari-nasil-degisti/

Abdülhamid Han’dan Recep İvedik’e




Abdülhamid Han’dan Recep İvedik’e 


Geçen hafta Türkiye’deki yüzlerce sinemada “Recep İvedik 5” adlı film gösterime girdi, salonlar doldu taştı, gişe rekorları kırıldı, filmi iki günde iki milyona yakın kişi izledi. İki gün önce TRT 1’de “Abdülhamid Payitaht” adlı dizi gösterilmeye başlandı, henüz izlenme oranlarını bilmiyoruz ama onun da tıpkı başka bir TRT ve Osmanlı dizisi olan “Diriliş Ertuğrul” gibi ciddi bir ilgiye mazhar olacağını tahmin edebiliyoruz.

Geçen hafta Recep İvedik’in gösterildiği AVM’lerden birinde, “sanat ve sinema aşkı”ndan olsa gerek, bilet kuyruğunda kavga çıktı ve iki kişi birbirine silah çekti, vatandaşlar saldırı paniği yaşadı, polis AVM’yi boşalttı. Ve yine geçen hafta bir kişi “Abdülhamid’in torununa küfür etti” dediği Müjdat Gezen’in sanat okulunu “vatansever hislerle” yakmaya kalkıştı; hâkim yaptığının suç olmadığına kanaat getirmiş olmalı ki önce salındı ama sonrasında savcının itirazı ve kamuoyu tepkisi üzerine tutuklandı.

Abdülhamid’den Recep İvedik’e, Recep İvedik’ten Abdülhamid’e uzanan bir yol var. O filmi izleyenler o diziyi de ayıla bayıla izleyeceklerdir ve o diziyi izleyenler o filmde kahkahaya boğulacaklardır. Film kuyruğunda birbirine silah çekmekten sanat okulu yakmaya, sanat okulu yakmaktan film kuyruğunda birbirine silah çekmeye uzanan bir yol var. O filmin kuyruğunda birbirine silah doğrultanlar gidip bir sanat okulunu yakabilirler ve o sanat okulunu yakan zat o filmi izlemek için kuyruğa girip birine silah doğrultabilir hiç tereddüt etmeden. O filmin çevrilebilmesi, o dizinin çevrilebilmesiyle; o dizinin çevrilebilmesi, o filmin çevrilebilmesiyle ilgilidir çünkü

“Ulu Hakan” adlı kitabıyla “Abdülhamid Han” mitosunun yaratıcısı olan Necip Fazıl, “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamaktır” der. Doğrudur, istibdat rejimini, sansürü, hafiye sistemini, jurnalciliği anlamak bugünü anlamak için büyük ipuçları verir ama asıl “Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes/Ey kahpe rüzgâr artık nereden esersen es” dizelerini yazan Necip Fazıl’ı anlamak her şeyi anlamaktır. Çünkü Necip Fazıl’ın “sur” dediği Cumhuriyet, “biz” dediği Türkiye İslamcılığıdır ve evet, o gedikler, sol düşmanlığıyla, sol korkusuyla açılmıştır.

Elli altmış yıllık bir zaman dilimine yayılan bu gedik açma faaliyetini anlayamadan Türkiye’yi anlayamayız. Abdülhamid’e tapan, Osmanlı’yı masonların, tapınak şövalyelerinin, İngiliz derin devletinin yıktığına inanan, “Mustafa Kemal’i Samsun’a vatanı kurtarması için Vahdettin gönderdi” diyen, Cumhuriyet’e, laikliğe, aydınlanmaya düşman olan milyonlar son on dört yılın ürünü değildir, bunun bir tarih-öncesi vardır. Tarikatların verdiği “alternatif eğitim”den tutun da imamhatiplere, Necip Fazıl’ların konferanslarından tutun da Milli Türk Talebe Birliği’nin faaliyetlerine uzanan geniş bir yelpazede bu milyonlar özenle yetiştirilmiş, cehaletin saltanatı, güya “resmi tarih”e karşı inşa edilen “İslamcılığın resmi tarihi” üzerine kurulmuştur.

Recep İvedik de bu saltanata ait bir fenomendir, çevrilmesinin de gişe rekorları kırmasının da bu saltanat dönemine denk gelmesi tesadüf değildir. Kurtlar Vadisi’yle, Polat Alemdar’la, Diriliş Ertuğrul’la, dombırayla coşan, gaza gelen, tatmin olan, yeni-Osmanlı parodisinin figüranı kitlelerin Recep İvedik’le kahkahalara boğulması bir tesadüf değildir, çünkü beslendikleri politik ve kültürel iklim aynıdır.

O iklimin özellikleri ise şunlardır: Yerlilik adı altında evrensel değerlere düşmanlık, cehalete, kabalığa, hoyratlığa, yıkıcılığa, nobranlığa övgü, okumuş insana duyulan nefret, alttakilerin sınıf kininin lümpenliğe tahvili ve böyle manipüle edilmesi, sığ bir milliyetçilik ve “vatan-millet-Sakarya” hamaseti, lidere biat, otoriteye tapma ve onunla özdeşleşme…

Bütün faşizmler sokaktaki “küçük adam”ın sınıf kininin manipülasyonu üzerine kurulur, yoksulluk ve sefalet içindeki adama “yeniden doğuş”, geçmişin görkemli, şatafatlı, zafer dolu günlerine dönüş vaat edilir: III. Reich, yeni Roma, yeni- Osmanlı… Bütün faşizmler “küçük adam”dan iradelerini lidere teslim etmelerini, emirlerine uymalarını, hiyerarşiye ve göreve tapmalarını talep eder: Duçe, Führer, Reis… Bütün faşizmler “aklın yıkımı”na dair bir toplumsal mühendislik projesidir, rasyonellik geri çekilir, absürtlük doğallaşır, kötülük radikalleşir ve sıradanlaşır.

Tüm o parıltılı mitinglerin, şaşalı gösterilerin, nutukların, demagojinin parıltısının arkasında ise aslında devasa bir dekadans/çöküş gizlidir. Yeniden doğuşun vaat edildiği an, çöküş anıdır; akıl, vicdan, ahlak insanlık hepsi çökmüş, büyük bir yalan toplumu esir almıştır. İşte Abdülhamid Han’dan Recep İvedik’e, Necip Fazıl’dan Şahan’a uzanan yol bu esarette gizlidir ve sanıldığından daha kısadır.

Kitabıyla, dizisiyle, filmiyle, kahramanıyla, bunların hepsi birer çöküş fenomenidir, çöküş semptomudur. Türkiye İslamcılığının Türkiye’yi getirdiği yer burasıdır, tam da bu nedenle en az Abdülhamid kadar Recep İvedik de Türkiye İslamcılığının, Türk sağının özbeöz çocuğudur.


Çalışırken gün yüzü göremedim, emekliliğim nasıl olacak diye düşünenler okusun. İşte TÜED raporu




Çalışırken gün yüzü göremedim, emekliliğim nasıl olacak diye düşünenler okusun. İşte TÜED raporu 


Emeklilerin acı tablosu

Türkiye Emekliler Derneği’nin (TÜED), “Emekli Bireylerin Türkiye’de Yaşlılığa Hazırlık Durumları” başlıklı araştırması yayımlandı.
Türkiye Emekliler Derneği’nin (TÜED), “Emekli Bireylerin Türkiye’de Yaşlılığa Hazırlık Durumları” başlıklı araştırmasının sonucuna göre, Türkiye’de bulunan 8 milyon 77 bin 152 emekliden 1 milyon 801 bin 205’i halen çalışıyor, 3 milyon 301 bin 148 emekli ise iş arıyor

TÜED’in yürüttüğü “Emekli Bireylerin Türkiye’de Yaşlılığa Hazırlık Durumları” başlıklı araştırmanın sonuçları belli oldu. Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlilerinden Doç.Dr. Fatma Arpacı’nın yürüttüğü çalışma kapsamında 1511 emekliyle anket yapıldı. Yapılan bu anket çalışmasında emeklilerin yaşamına ilişkin çarpıcı veriler elde edildi.

Çalışmaya ilişkin açıklama yapan TÜED Genel Eğitim ve Teşkilatlandırma Sekreteri Arif Yıldız, emeklilerin sosyal yaşam içerisinde karşılaştıkları sorunların tespitine ışık tutması amacıyla 52 şube kanalıyla ulaştıkları bin 511 emekliyle anket çalışmasını gerçekleştirdiklerini belirtti. Çalışmadan emeklilerin yaşamlarına ilişkin önemli veriler elde ettiklerini ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:

“Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre emeklilerimizin yüzde 22,3’ünün halen çalışmakta olduklarını, geriye kalan yüzde 77,7’sinin ise çalışmadıklarını öğrenmiş bulunmaktayız.

Araştırma kapsamına alınan emekli bireylerden anket formu uygulandığı sırada çalışmayanların, çalışmak isteme durumu incelendiğinde yüzde 52,6’sının çalışmak istediği, geriye kalan yüzde 47,4’ünün ise çalışmak istemedikleri anlaşılmaktadır.

Söz konusu araştırma kapsamına alınan bireylerden çalışmak isteyen emeklilerin büyük çoğunluğunun yani yüzde 81,7’sinin maddi yetersizlik nedeniyle çalışmak istedikleri, yüzde 18,3’ünün ise aktif yaşamak için çalışmak istedikleri görülmüştür.

Dar gelirleri ile yaşamlarını sürdürmeye çalışan emeklilerimizin sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir emeklilik dönemi yaşayabilmeleri için mevcut gelirlerinin son derece yetersiz olduğu açıkça görülmektedir. Emeklilerimiz bu nedenle çalışmakta, halen çalışmayanların yarıdan fazlası da görüldüğü gibi çalışmak istemektedirler.”

“EMEKLİLERİN TORUN SEVECEĞİ DÖNEMDE ÇALIŞMASI ÜZÜCÜ”

SGK Ekim 2016 istatistiklerine göre, kurumdan aylık alan 8 milyon 77 bin 152 emekli bulunduğunu anımsatan Yıldız, araştırmalarının ortaya koyduğu yüzdeler dikkate alındığında 1 milyon 801 bin 205 emeklinin halen çalışmakta olduğunun görüldüğünü, bu durumda halen çalışmayan ancak iş arayan emekli sayısının da 3 milyon 301 bin 148 olduğunu kaydetti. Yıldız, şöyle devam etti:


“Genç işsizlerimizin sayısının giderek arttığı ve istihdam alanlarının her geçen gün daha da azaldığı bir dönemde, emeklilerimizin ekonomik imkânlarının geliştirilmesi sayesinde genç işsizlerimize daha geniş istihdam imkânlarının sunulacağı açıktır. Emeklilerimizin torun sevecekleri dönemlerde hala ekmek peşinde koşuyor olmaları üzüntü vericidir.”

Odatv.com

Hükümet, 11 milyar liralık İşsizlik Sigortası Fonu’na el koydu





Hükümet, 11 milyar liralık İşsizlik Sigortası Fonu’na el koydu

Hükumet 2 milyon kişiye yeni istihdam yaratacak İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 11 milyar liralık kaynağa el koydu. CHP konuyu Meclis gündemine taşıdı.
CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, işçiler ve işsizler için kurulduğu ifade edilen fondan 2002’den bu yana işsiz kalanlara sadece 14.3 milyar lira ödeme yapıldığını hatırlatarak, Başbakan Binali Yıldırım’a “Fon’dan istihdam seferberliği için bir çırpıda 11 milyar liralık kaynağa el konulmasının gerekçesi nedir? Hükumetiniz işçiye gelirken kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri almak mı istemektedir?” diye sordu.

CHP’li Yılmaz, Hükumetin yeni “istihdam seferberliği” için İşsizlik Sigortası Fonu’nu kullanma planını TBMM gündemine taşıdı. İşçiler ve işsizler için kurulduğu ifade edilen fondan 2002’den beri işsiz kalanlara sadece 14.3 milyar lira ödeme yapıldığını hatırlatan Yılmaz, “Bir çırpıda 11 milyar liralık kaynağa el konulmasının gerekçesi nedir? Hükumetiniz işçiye gelirken kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri almak mı istemektedir?” diye sordu.

Hükumetin istihdam yaratmak için yatırımların artırılması gerçeğini göz önüne alıp almadığını soran Yılmaz, “İstihdam artışına yönelik bir hedef ortaya koyan iktidarınızın, çalışanların mevcut koşullarının iyileştirilmesi, iş güvenceli ve güvenli çalışma koşulları sağlanması, işin ‘insana uygun hale gelmesi’ yönünde önüne koyduğu hedefler de var mıdır?” sorusunu yöneltti.CHP Milletvekili Necati Yılmaz

İşsizlik Sigortası Fonu’nun varlığı toplam 103 Milyar TL
Yılmaz, Başbakan Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Şubat 2017’de yapılan TOBB Ekonomi Şurası’nda işsizliği hızla düşürme hedefi koyduklarını belirterek, “Yeni bir istihdam seferberliği başlatıyoruz. Bizim ne yapıp edip, Mart dönemi içerisinde oranı gümbür gümbür aşağı çekmemiz lazım” açıklamasında bulunduğunu anımsattı. Başbakan Binali Yıldırım ise 14 Şubat 2017’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, 2 milyon kişilik yeni istihdam hedefinden söz ettiğini hatırlatan Yılmaz, şöyle devam etti:

“Başbakan Yıldırım, ‘Hem kamuda hem özel sektörde işsizler çalışacak, parasını İşsizlik Fonu’ndan biz ödeyeceğiz. TOBB bünyesindeki toplam 1.5 milyonu bulan üyelerin her biri en az 1 işçi çalıştırmaya karar verdi. Üstüne bizim 500 binlik toplum yararına çalışma hedefini de koyunca sayı 2 milyonu buluyor’ açıklamasını yapmıştır. Maliye Bakanı Naci Ağbal ise söz konusu teşviğin maliyetinin 12.3 milyar lira olacağını belirterek, bunun 11 milyar lirasının İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacağını açıklamıştır. Fonun 2016 sonu itibariyle toplam varlığının 103.2 milyar liraya ulaştığı belirtilmiştir.”
Fon dışında başka seçenek yok mu?
Hükumetin 2 milyon kişiye yeni istihdam yaratma hedefinin maliyetinin ne kadar olduğunu, hangi kalemlerden, hangi tutarda harcama yapılacağını soran Yılmaz, “Yeni istihdam teşviklerinin kaynağı için ilk olarak İşsizlik Sigortası Fonu’nun düşünülmesinin nedeni nedir? Bu fon yerine başka kaynakların kullanılmasına yönelik öneriler gündeme gelmiş midir? İşsizlik Sigortası Fonu’nun yeni istihdam teşvikleri için kullanılması planlanan 11 milyar lira için işçi sendikalarına görüşleri sorulmuş mudur? Sorulduysa sendikalar ne yanıt vermiştir?
“Kaşıkla verdiğinizi kepçeyle mi alıyorsunuz?”
Yılmaz, işçiler ve işsizler için kurulduğu ifade edilen fondan 2002 yılından bu yana işsiz kalanlara sadece 14.3 milyar lira ödeme yapılmışken, bir çırpıda 11 milyar liralık kaynağa el konulmasının gerekçesinin açıklanmasını isteyerek, “Hükumetiniz işçiye gelirken kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri almak mı istemektedir? Hükumetinizin bütçeden yapması gereken söz konusu harcamayı, bütçe kapsamı dışında bulunan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan gerçekleştirmesinin gerekçesi nedir?” sorularını yöneltti. Yılmaz, önergesinde şu sorulara yer verdi:
Fonun kurulduğu 2002 yılından bu yana söz konusu fondan ne kadarlık harcama yapılmıştır? Bu harcamanın dağılımı ne biçimdedir?
İstihdam yaratmak için yatırımların artırılması gerektiği, bunun için de siyasal ve ekonomik istikrarın şart olduğu gerçeği Hükumetiniz tarafından neden göz ardı edilmiştir?
İstihdam artışına yönelik bir hedef ortaya koyan iktidarınızın, çalışanların mevcut koşullarının iyileştirilmesi, iş güvenceli ve güvenli çalışma koşulları sağlanması, işin “insana uygun hale gelmesi” yönünde önüne koyduğu hedefler de var mıdır?

26 Şubat 2017 Pazar

Öfke Patlamasıyla Nasıl Başa Çıkarız?



Öfke Patlamasıyla Nasıl Başa Çıkarız? 


Öfkelenmek, bazen iyi bir şey olabilir. 
Bu, canımızı sıkan şeylerden kurtulmamızı sağlayan bir duygudur. 
Bir güçlükle karşılaştığımızda ortaya çıkan bir duygudur.
Öfke, gelip geçici bir duygudur ve farklı şekillerde ortaya çıkabilir. 
Öfkelenmek için illa bağırmak gerekmez: sınırları yeniden kurmamıza yardımcı olacak daha kontrollü bir tepki olabilir.


Eğer öfkenizi ifade edemez, hatta tanıyamazsanız, güç ve kontrolden mahrum kalırsınız.” – Carolyn Heilbrun


Öfkesini nasıl ifade edeceğini bilen biri misiniz? Yoksa artık dayanamayacak hale gelip de patlayana kadar içinizde mi tutuyorsunuz sinirinizi?

Sağlıklı olan birincisini yapmak. Ama bunu yapamıyorsanız, patlayacak hale gelince ne yapmanız gerektiği konusunda size birkaç tavsiye vereceğiz.

Kontrolü kaybetmek
Öfkenizi küçük dozlarla dışarı vermediğinizde, öfke birikir. Bastırdığımız, birinin tepkisinden korkarak söylemekten kendimizi alıkoyduğumuz, bizi rahatsız eden her şeyi biriktiririz ama bunlardan kurtulmuş olmayız.

Bizi rahatsız eden şeyleri gözardı etmek, onları yok etmez. Mesela, bir arkadaşımın hareketinden rahatsızsam, ailemle sorun yaşıyorsam ve stres nedeniyle çalıştığım işte problem yaşıyorsam, bütün bunlar eninde sonunda kendini gösterecektir. İşte bu anda patlayıp kendimizi kaybederiz. Tabii ki, içine atanlardansanız, etrafınızdakiler tepkinize şaşacaktır. Siz bile kendinize şaşırabilirsiniz.

Kontrol kaybı yaşadığınız bu anlarda, ne yapıp söylediğinizi bile hatırlayamazsınız. Her şey kontrolünüz dışında birden olmuştur. Bu da tahmin edilmez bir hale gelmenize yol açar. Her saniye patlayabilirsiniz, bunun ne zaman olacağını bilemezsiniz. Her an patlayabilecek bir bombaya benzersiniz.


Öfkeden patlamak üzereyim, ne yapmalıyım?


Ne zaman öfkeden patlayacağımızı söylemek güçtür ama kendimizi tanıyorsak, kontrolü kaybetmek üzere olduğumuzu gösteren işaretleri de anlayabiliriz, gerçi kimi zaman çok geç olabilir.

Yapacak en iyi şey, duygularımızı ifade etmenin alıştırmasını yapmak ya da en azından nihayetinde patlayacak bombanın oluşturulmasına baştan engel olmaktır.


Bu yüzden şu tavsiyeleri aklımızda tutmalıyız: 

Kendinize sorun: Öfkelenmeye değer bir şey mi bu? Öfkelenmem için bir sebep var mı? 
Konuşmayı öğrenin, soru sormayı öğrenin, sizi rahatsız eden şeyleri ayıklayıp göstermeyi öğrenin. 
Biraz uzaktan bakın ve biraz hava alın. 
Sizi rahatsız eden şeylere çözüm bulmaya çalışın. 

Çözümleri düşünün ama çözümün göz ardı etmek olduğunu asla düşünmeyin. 

Ayrıca, kendinizi zor bir durumda bulduğunuz zaman sorundan biraz uzaklaşmayı öğrenin. İnsanlar alışkanlık olarak sakin olmamızı söyleyecektir. Fakat bu, öfkemizi artırıp kızgınlıktan deliye dönmemizden başka bir işe yaramayacaktır.

Şu andan itibaren öğrenmeye başlayın. Böylece kendiniz hakkında daha iyi hissederek kendinize hakim olur ve uygunsuz bir anda patlamazsınız. 

Kaynak: http://aklinizikesfedin.com/ofke-patlamasiyla-nasil-basa-cikariz/

İki Suriyeli arkadaşa Recep Tayyip Erdoğan’ı sorduk. Bakın ne cevap verdiler?




İki Suriyeli arkadaşa Recep Tayyip Erdoğan’ı sorduk. Bakın ne cevap verdiler? 

Müslümanların abisi Recep Tayyip Erdoğan
HABER10 Anadolu Turu’nda karşılaştığımız iki Suriyeli arkadaşa Recep Tayyip Erdoğan’ı sorduk…
Gaziantep’te iki Türkmen asıllı iki Suriyeli göçmen arkadaşla karşılaşıyoruz. Hayat hikayelerini dinlemek istediğimizde samimi bir dille anlatıyorlar.
Savaş başladıktan ortalama 1 yıl sonra Türkiye’ye geçmişler. Köylerine DEAŞ militanlarının girmesinden sonra sıkıntıları artmış.
Şimdi Türkiye’de yeni bir hayat kurmuşlar ve işlerinden gayet memnunlar. Her şey yolunda diyorlar fakat eklemeden de etmiyorlar. Burada işler ne kadar iyi olursa olsun, vatanımıza bir gün mutlaka geri döneceğiz.

Recep Tayyip Eroğan’ı sorduğumuzdaysa şu cevabı alıyoruz…

Kaynak: http://www.haber10.com/guncel/muslumanlarin_abisi_recep_tayyip_erdogan-689764

CIA’nın “Gülen iade edilirse” araştırması!




CIA’nın “Gülen iade edilirse” araştırması! 


Şimdi çok daha net olarak anlaşılıyor ki 15 Temmuz’daki “kontrollü darbe girişimi”ne yol verilmesinin asıl hedefi, Türkiye’yi kısa vadede etnik temelde bölünmüş bir federal yapıya sürükleyecek rejim değişikliğidir! Meseleye böyle bakılırsa, 15 Temmuz’u planlayanların, hedeflerine ulaşmak üzere, Türkiye’yi, rejim değişikliğini başlatacak birAnayasa değişikliğine mecbur ettikleri net bir şekilde görünüyor.


“Yeni bir anayasa” yapılması, PKK’nın savunduğu ama ABD ve AB’nin dayattığı bir projedir. Bu itibarla, bugün PKK’nın hayırcı görünerek, zihinleri karıştırması, “istemem ama yan cebime koy” politikasıdır. Gerçekte, PKK heyecanla, referanduma “evet” denilmesini beklemektedir. 15 Temmuz’u planlayanlar tarafından PKK’ya verilen talimat, içerik olarak “hayırcı görünün ki, evet çıksın” şeklindedir.

“Anayasa değişikliğini biz yazdık” diyen Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Sabah gazetesinden İsa Tatlıcan’a konuşurken Lenin’in “millî demokratik devrim” tezini, işine geldiği gibi kullanıyor:

“Bu bir millî demokratik halk devrimidir. 15 Temmuz’dan sonra Sayın Bahçeli ‘Bu sistem sorununu çözmemiz lazım’ dedi. Sayın Bahçeli’ye bu açıklamayı yaptıran 15 Temmuz’un sonuçlarını doğru okumasıdır.”


Şayet böyleyse, şu soruları da sormak gerekir:

– Sayın Bahçeli’ye 3 Kasım 2002 seçimlerini telaffuz ettiren “okuma” neydi?

– Sayın Bahçeli’ye Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesini ve seçilmesini sağlayacak kararları aldıran “okuma” neydi?

– Sayın Bahçeli’ye Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstererek Tayyip Erdoğan’ın seçilmesini garanti ettiren “okuma” neydi?

– Sayın Bahçeli’ye 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP tek başına iktidarı kaybettiği halde, Meclis Başkanı’nı AKP’den seçtiren ve daha seçim akşamı 1 Kasım 2015’te erken seçime gidilmesini söyleten “okuma” neydi?

Bütün bu kararların alınması için hiçbir “millî sebep” yoktu. Erken seçim kararı ile Bahçeli’nin iki defa AKP iktidarını kurması, her sıkıştığında koruyup kollamasının sebebi neyse, Anayasa’yı çiğneyen Cumhurbaşkanı’nı sisteme uydurmaya mecbur etmek varken, Cumhurbaşkanı’na sistem uyduracak bir hareketi başlatmasının sebebi de odur.

AKP’yi 2002’de iktidar yapan organizasyonun, her siyasi aktöre ayrı bir görev verdiği anlaşılıyor! Bahçeli’nin öyle şantajla bu kararlara mecbur edilmiş olması veya 15 Temmuz’u iyi okuduğu için böyle bir girişimde bulunmuş olması söz konusu değildir; o, görevini yapıyor!


“Evet” çıkması için, PKK’ya “sahte hayır” dedirtilmesi yeterli olmadı! Başka çareler aranıyor! Takvim’de Ergün Diler, “Referandumdan önce Gülen’i verirler mi? Obama döneminde çok zayıf olan bu ihtimal, şimdi her geçen gün güçleniyor… Ortaklığı yeşertmek için bölgede yeni şekli belirlemek için böyle bir adım atabilirler…” diye yazdı ve ekledi:


“CIA kendi içindeki bütün karışıklığa rağmen ‘Gülen’i verirsek Türkler ne düşünür?’ diye gizli bir araştırma yaptırdı.

Türkiye ile çalışan ABD, Rusya’nın da diğer oyuncuların da Akdeniz’de güçlenmesinin önüne geçecek…

Ama asıl hedef Çin ile sıkı ticari bağları olan İran olacaktı…

CIA Direktörü Pompeo’nun Suudi Arabistan’a gidişi, muhtemelen bu konu ile ilgiliydi…

İlk ziyaretini Ankara’ya yapan Pompeo’nun gelişi ‘Gülen’i vereceğiz. Ama bize biraz zaman tanıyın. İlişkilerimizi tamir edelim. Sağlıklı bir yolculuğa çıkalım… Hazırlığımızı yapalım…’ mesajıydı sanki…”

AKP iktidarı, referandumda “evet” çıksın diye, Suriye ve İran konusunda ABD’nin her dediğini yapmaya başladı yeniden! Başdanışman İlnur Çevik, “PYD kantonlarını tanımayı tolere edebiliriz” demedi mi?

Şimdi başa dönelim; 15 Temmuz darbesinin hedefi neydi?

kaynak: Banu Avar sayfası

Prof. İlber Ortaylı’dan ABD Başkanı Donald Trump’a çok sert eleştiri




Prof. İlber Ortaylı’dan ABD Başkanı Donald Trump’a çok sert eleştiri 


Ünlü tarihçi Prof. İlber Ortaylı, ABD’nin her gün yeni bir skandalla gündeme gelen başkanı Donald Trump’a yönelik sert eleştiriler getirdi.
CNN Türk’te Hakan Çelik’in sunduğu programa konuk olan Ortaylı, Trump’ın berbat olarak tanımladığı sağlık politikasını “Paran yoksa geber diyorlar” ifadesiyle açıkladı.
Ortaylı, ABD’deki sağlık sistemi için “utanmaz bir sistem” ifadesini de kullandı.
ABD’de sağlık sisteminin olmadığını belirten Ortalıylı, şunları söyledi: “Bir devlet hastanesi falan var ama gidersen belki kabul ediliyorlar. 100 tane de kağıt doldurtuyorlar. O kağıtlar dolarken gideceğin belli bir şey.”
Trump’ın Amerikan standartları içinde işe yarayacak bir okuldan mezun olduğunu söyleyen Ortaylı, şöyle devam etti: “Ekonomi tahsili, işletme tahsili yapıyor. Harvard’la eşdeğer değil ama içindeki işletme fakültesi Harvard’ınkiyle eşdeğer.”
Trump’ın mahkeme tarafından durdurulan göçmen kararnamesini de eleştiren Ortaylı, “Müslümanları sınırlamak… Buna kargalar bile güler” dedi.
sozcu.com.tr

Kayyum, kadın şoförleri hazmedemedi




Kayyum, kadın şoförleri hazmedemedi

Van Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyum, belediye otobüslerinde şoförlük yapan kadınları görevden aldı.
DBP’li Van Büyükşehir Belediyesi’ne Kasım ayında kayyum olarak atanan Vali İbrahim Taşyapan, ‘Mor Kanatlı Turnalar’ ismi verilen proje kapsamında belediye halk otobüslerinde görev yapmaya başlayan kadın şoförleri görevden aldı.
Gazete Karınca'da yer alan habere göre, proje kapsamında şoförlük yapan Fatma Aytin, Serap Ülfer ve Zeynep Yorgun’u “Kadın şoför olmaz, ne gerek var” diyerek başka birimlerde görevlendiren kayyum daha önce de 620 kişinin işine son vermişti.
Taşyapan ayrıca belediye bünyesinde kadınlara psikolojik ve sosyal destek veren “Alo Şiddet Hattı”nı kapatmıştı.http://www.gercekgundem.com

Fiyatı 52 dolar: Nokia’nın efsane telefonu 3310, ‘nispeten akıllanarak’ geri döndü




Fotoğraf: Reuters

Fiyatı 52 dolar: Nokia’nın efsane telefonu 3310, ‘nispeten akıllanarak’ geri döndü 

Nokia’nın efsane olarak kabul edilen telefonu 3310’un yenilenmiş hali resmen duyuruldu.
Hürriyet’te yer alan habere göre orijinal 3310 modeline baz alınarak yapılan telefon sarı, yeşil ve lacivert gibi renk seçeneklerine sahip. Günümüz akıllı telefonlarının dokunmatik ekranına karşın Nokia, yenilenmiş 3310’da yine fiziksel tuş takımını kullanmayı uygun buldu.
Yeni Nokia 3310, Nokia Series 30+ işletim sistemini kullanıyor. ‘Nispeten akıllı’ bir cihaz olan yeni model, Opera Mini ile birlikte internete bağlanabiliyor.
Nokia’nın ‘yeni efsanesi’nin 30 güne varan bekleme süresi ve 22 saat konuşma süresiyle akıllı telefonlara ‘taş çıkartıyor.’
Yılın ikinci çeyreğinde satışa çıkacak Nokia 3310 fiyatı 52 dolar olarak belirlendi.

SON DAKİKA..! SAVAŞTAYIZ..!!!!! TSK ile Suriye Ordusu arasında çatışma!



SON DAKİKA..! SAVAŞTAYIZ..!!!!!  


TSK ile Suriye Ordusu arasında çatışma!

El Bab'ta Suriye Ordusu ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin desteklediği ÖSO çeteleri arasında çatışma çıktı. Tadif kasabasında meydana gelen çatışmada 22 Suriye askerinin öldürüldüğü, 4 Suriye askerinin de esir alındığı ileri sürüldü.

Suriye ordusunun bugün IŞİD'den aldığı Tadif'te, TSK öncülüğündeki 'Fırat Kalkanı' mensubu gruplarla ordu güçleri arasında çatışma yaşandığı bildirildi. Öte yandan bölgedeki kaynaklardan, El Bab kuzeyinde bir Rus uçağının yerden açılan ateş sonucu düşürüldüğü iddia edildi. 

'Fırat Kalkanı'na mensup cihatçı Sultan Murad Tugayı'nın da aralarında olduğu sosyal medya hesapları, güçlerinin el Bab merkezinin 1 km güneyindeki Tadif'e saldırdığını, 22 Suriye askerinin öldürüldüğünü, bir tankın imha edildiğini, bazı askerlerin, rehin alındığını, kasabada kontrolün kendilerine geçtiğini öne sürdü.

Suriye ordusu kaynakları ise çatışmaların yaşandığını, 4 askerin esir alındığını belirtti. Tadif'in kontrolünün 'Fırat Kalkanı' güçlerinde olduğu ise doğrulanmadı.

NEDEN KRİTİK?

El Bab cephesi, Suriye ordusu ile TSK'yi karşı karşıya getirmesi riski taşıması bakımından kritik bir durumda.Suriye ordusu, 'Fırat Kalkanı' operasyonu başladığından bu yana topraklarındaki güçleri "işgalci" olarak tanımlıyor ve çekilmelerini talep ediyor. Ordu güçlerinin son dönemde bu cephedeki stratejisi, IŞİD kontrolündeki bölgeleri alarak 'Fırat Kalkanı'nın ülke içerisindeki ilerleyişini durdurmaktı.ABC

AMAN DİKKAT ! AKP'nin yeni oyunu deşifre oldu HAYIR oylarının yükselişe geçmesi AKP ve AKP'lileri telaşlandırdı. Yeni oyunları ise çok enteresan





AMAN DİKKAT ! AKP'nin yeni oyunu deşifre oldu
HAYIR oylarının yükselişe geçmesi AKP ve AKP'lileri telaşlandırdı. Yeni oyunları ise çok enteresan

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Öney Cankurtaran, referandum çalışmaları kapsamında İstanbul Güngören’de vatandaşlarla buluştu. Neden hayır diyeceklerini anlatan Cankurtaran Menderes Caddesi'nde halka açık bir basın açıklaması da yaptı.
Cankurtaran yapılan düzenleme ile YSK'nın anket yasağına uymayan televizyonlara işlem yapamayacağını belirterek, "Hayırların önde olduğunu gören AKP, büyük bir algı operasyonuna hazırlanıyor. Yandaş medyada peş peşe açıklanacak eveti çok önde gösteren uyduruk anketlerle Başkanlığa hayır diyenleri 'Oy atsak da sonuç değişmez' diyerek sandıktan uzak tutmaya çalışacaktır. Bu tuzağa düşülmemelidir" dedi.
Cankurtaran, evetleri yüzde 99 gösteren anketlerin çıkması halinde bile herkesin sandığa gitmesi gerektiğini belirterek, "Bu bir vatan görevidir. Yapılan bütün ciddi araştırmalar referandum sonucunu sandığa katılımın belirleyeceğini gösteriyor. Sandığa katılım ne kadar yüksek olursa hayırın çıkma şansı o kadar yükselecektir" diye konuştu.
http://www.habererk.com

ŞOK GELİŞME 'Akşener Salonu boşalttı'



ŞOK GELİŞME 'Akşener Salonu boşalttı'

Akşener, İstanbul Avcılar'da "Milli İradenin Önemi" konulu bir toplantıya katılıp, orada da bir konuşma yaparken ani bir kararla salonu boşaltarak dışarıda konuşmaya karar verdi.



MHP Genel Başkan adayı Meral Akşener, İstanbul Avcılar'da düzenlenen "hayır" etkinliğinde konuştu. Ülkücüler salona sığmayınca program dışarıda devam etti.Vatansevenler Derneği'nin düzenlediği "Milli İradenin Önemi" programı şehitler için saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı'nın okunması ile başladı. 
İşte Akşener'in konuşmalarından satır başları:
"Sizden ilk ricam bu yolda benim için slogan atmayın. Biz bu yola bir bütün olarak yola çıktık. Benim gittiğim her yerde ampuller patlıyor o yüzden ne olur ne olmaz diye gaz lambamla geldim. Bu salona sığmıyoruz ve dışarıda burada bulunanların en az üç katı kadar kardeşim var. Ben diyorum ki kimse için sorun olmazsa dışarıda konuşalım."



"O CUNTACILAR KADAR MİLLETE SAYGINIZ YOK"

"Buradan bir kez daha değerli dernek başkanlarımı kutluyorum. Bu günlerde Meral Akşener'i çağırmak yürek ister. Yolda gelirken afişler gördüm. 'Hakimiyet Milletindir' yazıyordu. Hakimiyetin milletin olduğunu kabul ediyorsak -referandumda 'evet' diyenleri başımızın tacı ettiğimiz gibi 'hayır' diyenleri de asla hain yerine koyamayız. O nedenle iktidar imkanları ile çıkıp konuşanlar, medya ve para gücünü saçanlar, buradan sizlere bir çağrıda bulunmak isterim: OHAL şartlarında 'hayır' deme cesaretini göstererek referanduma gidiyoruz. Ben 12 Eylül'ü gördüm. Bu cuntacılar ne bana, ne babama dokunmadılar. 82 Anayasası için referanduma gittik. O dönem 'hayır' diyenleri tutuklamadılar. Demem o ki, parayı kullanıyorsunuz ve iftiralarla bir milleti hainlikle suçluyorsunuz. O cuntacılar kadar bile millete saygınız yok. Bırakın bizim vergimizle harcadığınız paraları. Gelin sahaya, meydana eşit biçimde yarışalım ve çıkan sonuca birlikte saygı duyalım. 16 Nisan akşamı iradenizle 80 milyon kere ‘hayır’ diyeceksiniz ve Türkiye’nin her yerinde huzur hakim olacak"



"BURADAN MEYDAN OKUYORUM!"

"Bugün hukukun üstünlüğü, adalet ve ahlak gitti. Kararname devleti olduk. ‘Hayır’ derseniz 16 Nisan akşamı göreceksiniz ki adalet tecelli edecek. Göreceğiz ki, o iktidar sahipleri bu ‘hayır’ karşısında gerekeni yapmak zorunda kalacaklar. Sayın Cumhurbaşkanı'na sesleniyorum: Siz rekabeti severdiniz, hadi gelin bırakın forsu, çıkın Saray'dan ve gelin aramıza. Eşit şekilde yarışalım. Gittiğim her yerde ampuller patlıyor ama patlak ampuller bizi yıldıramaz. Çünkü sizler cesaretin adısınız, çünkü sizler Türk Milletisiniz..."
"Bahçeli, başkanlığı gündeme getirirken dedi ki; 'Cumhurbaşkanını suç işlemekten koruyalım. Fiili durumu, hukuki duruma getirelim." Bunun üstüne AKP ile taslak oluşturdu. Yeni anayasaya ihtiyaç var ama önce gelin seçim yasasını değiştirelim ve seçime gidelim. Tamamen milletin seçtiği bir meclis oluşturalım. O hükümetle anayasa oluşturalım. Bundan kaçtılar çünkü siyasi partiler yasasını değiştirmeye yanaşmadılar. Şimdi bir teklifte daha bulunuyorum. Madem Bahçeli’nin teklifi anayasal suça engel olmaktır; Sayın Cumhurbaşkanı 16 Nisan’dan sonra çıkın meydanlara, partili seçime gidelim. Buradan size meydan okuyorum. Kadın halimle korkmuyorum da erkek halinizle mi korkuyorsunuz. Halkın arasına gelin…"



"BAHÇELİ'NİN KOLTUĞUNUN BEKA SORUNU"

"Bizim devlet adamı dediğimiz kişilerin karşısında PKK’lılar oturdu. O zaman beka sorunu yoktu Şimdiki beka sorunu, nedir anlatmak zorunda kalacaksınız. Her yerde soracağım bunu size. Oslo’da, Habur’da, Dolmabahçe'de yapılan görüşmelerde bebek katilinin verdiği teklifin okunduğu dönemde, beka sorunu yokken bugün var. Evet bir beka sorunu vardır. O da Sayın Bahçeli'nin koltuğunun beka sorunudur. 
"Bütün bunlarla birlikte bir yalan söyleniyor milletime. Hepiniz cep telefonlarını çıkaracaksınız. Bu ülkenin bekası için herkesten ‘hayır’ isteyeceksiniz. Sayın Cumhurbaşkanı... Bizleri sevmeyebilirsiniz. 28 Şubat karanlığındaki gibi size yalakalık yapanlar yarın bir karanlık olduğunda yok olacaklardır. Onun için diyorum ki, size bu ülkede güçlüler muhtar olamazsın dedi. Bu millet sizi önce başbakan sonra Cumhurbaşkanı yaptı."
"Sayın Abdullah Gül, sizin ayağınıza hangi prangayı taktı? Bunu anlatın. Biz alt tarafı bir kurultay yapmak istedik. Siz bunun üzerine ülkenin başbakanını değiştirdiniz. Görülüyor ki sizin ayağınıza pranga vuran yok. Şimdi burayı dolduran aziz hemşerilerime anlatmak zorundasınız. Bu prangalar dış dünyadansa, Putin'den, Merkel’dense söyleyin ve biz o prangaları Türkiye adına, sizin adınıza kırıp atalım. Köprü yapmak hizmettir amenna.


"80 MİLYON KERE 'HAYIR'"
'Çanakkale geçilmez' diyorlardı, 'biz geçiyoruz' dediler. O lafın arkasında bir vatan sevdası vardı Çanakkale geçilemedi. Başbakan şimdi diyor ki, 'Geçilmez diyorlardı geçtik' Sizin tarih bilginiz eksik. Biz hareketimizi Çanakkale’den başlattık. Bayrağımızı avucumuza aldık ve dedik ki: ‘Çanakkale geçilmez. Biz kararlıyız. Bu Vatan için kurban olmaya geldik. Ne yaparsanız yapın, ne iftira atarsanız atın engel olamayacaksınız.' Gelin bu milletin kutsallarını yerle bir etmeyin. Sayın Bahçeli dedi ki: 'Birlikte anayasa hazırladık.' Sayın Cumhurbaşkanı da bunun üzerine 'hayalim olan tasarı' geliyor diye konuştu. Şimdi de Bahçeli kandırıldı. Gerçeğin ne olduğunu millet bilmek istiyor. Bu mesele devletin bekası için midir? Cumhurbaşkanı'nın hayali için midir? Biz kandırılmayacağız ve 16 Nisan’da 80 milyon kere ‘hayır’ diyeceğiz."


Emine Ülker Tarhan sessizliğini YURT için bozdu...




Emine Ülker Tarhan sessizliğini YURT için bozdu...


CHP Eski grup başkan vekili Emine Ülker Tarhan, uzun süredir devam eden sessizliğini gazetemiz YURT için bozdu.

Emine Ülker Tarhan’a göre AKP’nin ‘hayır’cılara terörist nitelendirmesi yapmasının nedeni referandum sonrası için düşünülen bir manevra olabilir. “Hayır çıkarsa, ‘bunu saymam çünkü kumpas var’ demenin alt yapısını hazırlıyor olabilir” diyen Tarhan’a göre ‘hayır’ çıkarsa iç savaş AKP içinde olacak.
Emine Ülker Tarhan, iktidar kanadının ‘Hayır diyenler terör örgütleriyle aynı tercihte bulunuyor’ söyleminin referandum sonrası için bir manevra olabileceğini söyledi. Tarhan, 16 Nisan’da yapılacak başkanlık anayasası referandumunda sandıktan hayır çıkarsa, toplumun geleceğe umudunun tazeleneceğini, ‘evet’ çıkarsa hukuk teminatının tümüyle yok olacağını söyledi. Tarhan, bugünlerin yolunun ise 2010 referandumunda döşendiğini anlattı.

‘Hayır’ diyenlerin terör örgütlerinin yandaşı, destekçisi olduğu yolunda bir söylem var iktidar kanadında. Bu söylem sizce terörü meşrulaştırmıyor mu?

Bir ülkenin yaklaşık yarısı terörist olabilir mi? Yüreklere korku salmak ve kutuplaşmayı körüklemek için yapılıyor. Bakın kritik durumlarda esas düşman nedir biliyor musunuz, korkudur ve onu içimize yerleştirmelerine izin vermemeliyiz. Evet, Türkiye çok büyük sorunlar yaşıyor. Terör ve dış tehlikeler ortada.

Bunlar olurken kim yönetiyordu?

Sormadan edemiyorum, hiç mi kabahati yok hendekler kazılıp şehirlere bombalar yığılırken göz yumanların, dış politikadaki yanlış ata oynamaların, devleti cemaate teslim etmenin hiç mi payı yok bu sonuçta. Kim yönetti bu ülkeyi bütün bunlar olurken. Kim yönetiyordu, biz dinlenirken, izlenirken? 2010’da da hayır diyenlere terörist diyorlardı ama kimin terörist çıktığı ortada. Oysa benim ve benim gibilerin yurtseverliğini sorgulayacak bir merci tanımıyorum. Biz aldanmadık hiç, ne söylediysek gerçekleşti. Onlarsa ne söyledilerse tersi oldu.

Ya çoğunluk terörist çıkarsa?


‘Hayır’ diyenlerin topunu terörist ilan edecekseniz. Ya ülkenin çoğunluğu ‘terörist’ çıkarsa? Ülkenin yarısına karşı savaş mı açacaksınız? Bu sözler hayır diyenleri günahkâr ilan etmekle saflarını sıkılaştırmayı amaçlıyor. Belki de bu sözler referandum sonrası bir manevra alanı açmak için de söylenmiş olabilir. Hayır çıkarsa, ‘bunu saymam çünkü kumpas var’ demenin alt yapısını hazırlıyor da olabilir. “Hayır” çıkarsa iç savaş olur diye aba altından sopa gösteriyorlar. Bence hayır çıkarsa çıksa çıksa AKP içinde bir iç savaş çıkar.

İktidarlar sessizi sever 

Uzun süredir siyasetin uzağındasınız. Nasıl bir Türkiye görüyorsunuz?
Büyük yazar Galeano bakın “düzen”i nasıl anlatıyor: “Görevliler, görevini yapmaz. Politikacılar, konuşur ama hiçbir şey söylemez. Seçmenler, oy kullanır ama seçemez. Medyası bilgilendirmez. Okullar cahillik öğretir. Yargıçlar, kurbanları cezalandırır. Ordular, kendi vatandaşlarıyla savaşır. Polisler, suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz. Kârlar özelleştirilirken iflaslar kamulaştırılır. Para, insandan özgürdür. İnsanlar nesnelerin hizmetindedir.” Sizce burası nereye benziyor? Düzenin böyle olduğu ülkelerde, örgütlenme, dayanışma cezalandırılır. Boyun eğmeyi kim kuşkuyla karşılarsa kendini hapiste bulur. Çünkü birilerinin zengin olması için birilerinin boyun eğmesi zorunludur. İktidarın en sevdiği tarzdır sessizlik. Bu tarza uymayanlar yani sessizlik rolünü ezberlemeyi reddedenler cezalandırılır. En büyük zulümlerse yasalar eliyle yapılır.

Korkuyla toplum imal ediliyor

İktidara bakıyorsunuz, güçleri kendi vatandaşlarına yetiyor, dışarıya ise çaresizler. İktidardan beslenenler mü- temadi memnun. Toplum imal ediliyor, imalat için kullanılan hammadde ise kolektif korku. Karşı çıkanları adeta kasığına diz atarak uyarıyorlar. Olmadı, vatan hainliğiyle yaftalıyorlar. Terör korkusu, düşünme korkusu, söyleme korkusu, gelecek korkusu, aç kalma korkusu say say bitmiyor. Düzen iyi insanları iyi halli mahkûma çevirmiş. Ama asıl can sıkıcı olan çocuklarımız. Ders kitaplarıyla baskının pedagojisi uygulanıyor adeta.

İlkesi belirsiz muhalefet

Muhalefete bakıyoruz. Ne olduğu gibi görünen, ne göründüğü gibi olabilen partiler. İlkesi belirsiz, bir seçim sağcı bir seçim solcu geçinen, bir başkanlık kötüdür diyip, ardından başkanlık isteyen, nerede bir yaratıcı muhalif hareket olsa hemen aradan sızıp solculuk, duruma göre sağcılık oynayanlar, daimi istikşafi bir yönetim anlayışına sahip olanlar, ağızlarından düşmeyen “halkın parasını” çar çur eden vekillere sahip partiler. 

Süreç 2010’da başladı

Bu referandum ile 2010’daki referandum arasında bir paralellik görüyor musunuz? Paralellikten öte bir bağlantı da var. Dünyanın sayılı anayasacılarından Prof. Dr. Andrew Arato’nun o zaman söylediği gibi 2010 değişikliği tıpkı bir soğana benziyordu, dış halkalar savunulabilecek maddelerdi, soğanın cücüğünde ise tehlike vardı. O da, frenlenemez ve sınırlandırılmamış bir çoğunluk dayatmasının geldiği gerçeği. Bir şeyleri saklayarak geçirmek istiyorlardı, niye? Sonraki hamleleri için yargıyı özellikle anayasa mahkemesini bertaraf etmek istiyorlardı da ondan. Bu iki kademeli bir strateji ve buradaki soru, ikinci kademedeki anayasa değişikliklerinin karakterinin ne olacağıydı. Gördünüz ne olduğunu. Ve beklediklerinden de kolay oldu. O paket iktidarda olup kendini güvenceye almak isteyen, mutlak ve asla gitmeyen bir iktidar yaratmak isteyenlerin işiydi, en kurnaz yol seçilmişti. Devamı gelecekti, belliydi. Sonuçları da gördüğünüz gibi ağır oldu.

Bugünlerden kötüsü kapıda

Epey bir mağduriyet stoklamışlardı, ama artık tutmuyor. O zaman da hayırcılar terö- rist deniyordu, bugün de ama pek de inandırıcı değil. 2010’da Türkiye’yi dolaştım ve kabul edilmemesi için de çok çaba gösterdim. Sonuçta daha önceki referandumun bunun bir altyapısı olduğunu, bugün yapılanlar için döşenen taşlar olduğunu ve “orada” durmayacağını söylemiştik, öyle de oldu. Eğer evet çıkarsa yeni değişikliklere hazır olmak gerekiyor. Yaşadığımız bu ağır sürecin çok daha ağırını yaşamanın adayıyız.

’Evet’ ile hukuk kalmaz

16 Nisan’da sandıktan evet çıkarsa ne olur, hayır çıkarsa ne olur?
‘Evet’ çıkarsa yeni değişikliklere hazır olmalıyız. Değişiklik başkana üniter yapıyı değiştirecek idari düzenlemeler yapma imkânı veriyor. Bunu ve belki de meclisi tamamen devre dışı bırakacak anayasal çerçeveyi çizmek için de başka işbirlikleri düşünürler. Geçerse, hukuk güvenliği kalmaz, hayırcıların terörist muamelesi göreceği tehditleri hayata geçirilir, halkın itirazlarını taşıyacağı bir mecra da kalmaz. Uhrevi ve mutlak devlet anlayışı tek kişinin şahsına özgülenmiş olur. Belli kişi ve zümreler için hukuktan muafiyetler doğar. Baskı, ağırlaşarak devam eder. Cici muhalefet kalır da, cici olmayan muhalif kesimler sistemden dışlanır. Kısacası “Evet” çıkarsa, ülkemiz için bir “sihirli değneğimiz” olmayacak.

‘Hayır’ ile inanç tazelenir

‘Hayır’ çıkarsa Erdoğan koltuğunda cumhurbaşkanı olarak oturmaya devam eder ama kitlelerin siyasi tabloyu değiştirme gücüne inanç tazelenir. Belki her şey birden daha iyi olmaz, ekonomimiz birden düzelmez, terör hemen bitmez belki ama hep beraber çözüm üretme şansı- mız olur. Toplumsal uzlaşmanın yolu açılır, hukuk önünde eşitlik duygusu güçlenir, kurucu değerler yeniden hatırlanır. Umarım Türkiye eninde sonunda bugün ya da yarın hayır diyecek, çünkü 80 milyon birden büyüktür. Pranga mı diyorlardı, evet Türkiye prangalı. Hayırla bu prangadan kurtulabilir. Yaşamak meselesinin en iyi yanı da bu tür sürprizler yapma yeteneğidir.

CHP’DE UMUT YOK

Düşünün iktidar hedefi olması gereken ana muhalefet lideri, hayır çıkarsa ülke normale dönecek her şey eskisi gibi olacak diyor. Siz eskinin normal olduğunu mu sanıyorsunuz? Hani anayasaya uyulmuyordu, hani tarafsızlık ilkesini ihlal ediyordu. Hayır çıkarsa nasıl hiçbir şey değişmez. Nasıl bir enerji düşüklüğüdür bu. Nasıl eskiden olduğu gibi beraberce karşı devrime katkı sunmaya devam ederler inanamı- yorum. Kurucu babasına kefere diyenlerin, onun dönemini biz artık 30’ların CHP’si değiliz diye yerenlerin yönettiği bir parti. İşte o yüzden o cenahta yönetimsel anlamda umut yok. Yahu, hiçbir şey yapamıyorsan, iktidarı “hayır” çıkarsa ne yapacağı konusunda sıkıştır.

2010’da hayır denilseydi…

GERİYE dönüp baktığımızda o referandumda hayır denilseydi, Türkiye 15 Temmuz’u yaşamazdı. Baskı bu noktaya gelmezdi. Ancak o gün, soğanın halkaları yani perdeleyici argümanlar daha güçlüydü. Darbecileri yargılayacağız, kadına pozitif ayrımcılık getireceğiz, bireysel başvuru hakkı gibi kisveleri iyi kullandılar. Mağduriyet edebiyatları tuttu. Devlette etkili bir ortakları vardı ve liberal muhalefeti bertaraf ettiler. Durumu kavrayamayan nedamet getirmiş solculardan oluşan zavallı türün yetmez ama evet kampanyasının da desteğiyle kazandılar. Şimdi ise eski ortakları yok gibi görünüyor. Yeni bir ortakları MHP var ki, eski ortak kadar hazırlıklı mı emin değilim.

YURTGAZETESİ