<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> İnsaNews

13 Kasım 2017 Pazartesi

Cumhuriyet'ten sonra, laiklik ve demokrasiye de haince saldırdı!






Cumhuriyet'ten sonra, laiklik ve demokrasiye de haince saldırdı!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile ilgili yayınladığı Cuma mesajında; Cumhuriyet'in ilanını, Müslümanların tarihine geçen'kara bir leke' olarak tanımlayarak, 'Cumhuriyet bizim değil, bilakis kâfirlerin ve uşaklarının sistemidir' diyenHilafetçi, Şeriatçı yazar Abdullah İmamoğlu haince saldırılarına devam ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hayata gözlerini yumuşunun 79. yıl dönümünde iktidardan gelen 'Atatürk ile yakınlaşma' mesajlarının 'samimiyeti' tartışılırken, Hilafetçi ve Şeriatçı bazı çevreler cumhuriyet ve laiklikten sonra düşmanca saldırı alanlarını genişleterek demokrasiyi bile hedeflerine koydular.
'LAİKLİK VE DEMOKRASİNİZ, CAHİLİYE YÖNETİMİDİR'

Değişim TV'de program yapan 'Köklü Değişim' dergisi yazarı ilahiyatçı Abdullah İmmaoğlu, 10 Kasım tarihinde 100 bin takipçiyi aşan sosyal medya hesabından paylaştığı Cuma mesajında, 'İdarecilerin #Müslüman olan bu halka her fırsatta cumhuriyeti, laikliği ve demokrasiyi sevdirme gayret ve yarışı içerisinde olmaları ne kadar büyük bir talihsizliktir ve aynı zamanda üzücüdür... Ey #Yöneticiler! Canhıraş bize süslü sözlerle sevdirmeye çalıştığınız, #laiklik ve demokrasiniz #cahiliye yönetimidir...' dedi.

'MERDİVEN ALTI DİNİ EĞİTİM'İ SAVUNDU

Devlet kontrolünden 'kaçak' şekilde, sözde 'dini eğitim' verdiğini iddia eden halk dili ile 'merdiven altı' diye tabir edilen bazı yerlerde çocukların maruz kaldığı 'Tecavüz, taciz, cinsel saldırı' gibi konuları es geçerek demokratik laik eğitim sistemimize saldıran İmamoğlu, 'Takip edin; kaosun, huzursuzluğun, adaletsizliğin iz düşümlerini götüreceği yer #demokratik laik eğitimden başkası değildir…' ifadelerini kullandı.

HİLAFETE DAVET

Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye haince saldırılarına devam eden İmamoğlu, 'Allah’ın hükümlerini yeryüzüne #hâkim kılacak ise ancak #Râşidî #Hilâfet’tir. Davet edenler buna davet etsin, çalışanlar da bunun için çalışsınlar…' dedi.
Ulu Önder Atatürk'ün bu sene Cuma gününe denk gelen hayata gözlerini yumduğu 10 Kasım tarihinde İmamoğlu'nun paylaştığı işte o mesaj:
''İdarecilerin #Müslüman olan bu halka her fırsatta cumhuriyeti, laikliği ve demokrasiyi sevdirme gayret ve yarışı içerisinde olmaları ne kadar büyük bir talihsizliktir ve aynı zamanda üzücüdür. Kimisi #Cumhuriyet’ten için “ulu çınar” benzetmesi yapar, kimisi laiklikle bir problemlerinin olmadığını deklare eder, kimisi de “#merdiven altı dini eğitime #hayır” diyerek laikliğin dışında bir #eğitim anlayışının asla kabul edilemeyeceğini söyler… Merdiven üstünde yetiştirilen “#dindar #nesil(!)” yetiştirilecek dindar neslin(!) teminatıdır. Uyuşturucu kullanma yaşının #ilkokul seviyesine kadar düşmüş olması merdiven üstü #laik eğitim sisteminin eseri değil mi? #Alkol komasına girecek kadar alkol müptelası olan ve hatta bundan ötürü yaşamını yitiren #gençlik demokrasinin acı meyvelerinden özgürlüğün ve çağdaşlığın marifeti değil mi?
Takip edin; kaosun, huzursuzluğun, adaletsizliğin iz düşümlerini götüreceği yer #demokratik laik eğitimden başkası değildir…
Hey hat keşke bilselerdi!
Nesillerin ve gençliğin göz göre göre eriyip yok olmasına sebep olan laikliği ve laik eğitim sistemini bu halka sevdirme çalışmaları kişiyi celladına #âşık etmek gibidir.
Ey #Yöneticiler! Canhıraş bize süslü sözlerle sevdirmeye çalıştığınız, #laiklik ve demokrasiniz #cahiliye yönetimidir. Sizi bilmeyiz ama #biz, bizi #davet ettiklerinizden beriyiz. İsteyen dilediğini söylesin ve yazsın, biz Rabbimizin razı olduğundan başkasını ne söyleriz ne de yazarız.
Onun için diyoruz ki; #huzur da, #güven de, #adalet de #İslâm’dadır. Ve #Allah’tan daha #güzel #hüküm veren yoktur. Allah’ın hükümlerini yeryüzüne #hâkim kılacak ise ancak #Râşidî #Hilâfet’tir. Davet edenler buna davet etsin, çalışanlar da bunun için çalışsınlar…
Cumanız Mübarek Olsun
İlahiyat - Yazar Abdullah İmamoğlu

#cuma #namaz''

'Gülencilere af çıkacak'



'Gülencilere af çıkacak'
'Gülencilere af çıkacak'
Polis oğlu FETÖ-PDY soruşturmasında açığa alınmış olan Yargıtay üyesi Abdullah Yaman, FETÖ’cülerin serbest bırakılacağını yazdı.
Yargılamalardaki hataların sonucu olarak birkaç yıl sonra tüm Gülen Cemaati mensupları için af çıkarmanın kaçınılmaz bir sosyolojik gerçeklik olacağını ifade eden Yargıtay Üyesi Abullah Yaman, yazısında bir de öneri getirerek,”Bunu engellemek için bir “karargah” kurulması gerektiğini ve tüm yargılamaların bu karargahtan yönetilmesini önerdi. Yaman’a göre bu hukuki olmayacak ancak en azından zevahir kurtarılmış olacak” dedi.

Yargıtay Üyesi Abdullah Yaman’ın polis olan oğlunun FETÖ-PYD soruşturması nedeniyle açığa alındığı da gelen bilgiler arasında.

YAMAN’DAN SKANDAL 10 KASIM YAZISI

Yargıtay Üyesi ve Hukuk Genel Kurulu Başkan adayı Abdullah Yaman 10 Kasım anmalarına ilişkin tartışma yaratacak bir paylaşımda bulundu., Atatürk ve 10 Kasım hakkında sosyal medya hesabından “Zorunlu ibadete hayır” ifadeleriyle uzun bir yazı paylaştı.
Abdullah Yaman yazısında her 10 Kasım'da yapılan Atatürk'ü anma programlarındaki ritüellerin "zorunlu ibadete” dönüştüğünü savundu.
Yaman, “Sair türbe ve kabirlerde dua edenler, bilimsellik namına ti'ye alınırken, milli bayram ve anma törenlerinde bir nevi içtima alanına çevirdikleri Anıtkabir'deki cemaat mevcudiyeti istatistikleri üzerinden gurur devşirdiler” diye yazdı.

İşte Yargıtay üyesi Abdullah Yaman’ın FETÖ’cüler af çıkacağını iddia ettiği yazısı:
“KARARGÂHTAN YOKSUN DAVALAR

Hepimizin merakla beklediği ve adına “çatı davası” denilen; gerçek darbecilerin yargılanma süreci başladı…
Adamlar, bilmem kaç kez müebbet hapis istemiyle yargılanıyorlar… Ama moral motivasyon yönünde en ufak bir sıkıntıları yok… Hatta bazıları mahkeme heyetiyle alay edercesine mizahi savunmalar bile yapıyor…
Beri cephede ise, tam bir belirsizlik havası hakim…
Ortada bu davaların planlama, seyir ve stratejisinin belirlendiğine dair en ufak bir işaret alamıyoruz, maalesef…
Mahkemeler, neyi ne yapacağını bilemez vaziyette üst üste çelişkili kararlar veriyorlar…
Bir bakmışsın birileri beraat kararı veriyor ve ardısıra tenzili rütbe ile başka yere tayin edilmekte…
Öbür yandan, bir ağır ceza mahkemesi başkanı FETÖ duruşmasına bakarken, salonu basan polislerce öz hakiki FETÖ’cü olmaktan dolayı kelepçelenip götürülmekte… Birileri anlık tatmine o kadar odaklanmış ki; fevriliğin memleketteki umum adalet manzarası üzerinde nasıl bir gölge oluşturacağına dair öngörüden yoksunlar..

Böyle bir ortamda hakim-savcı olsanız, neyi nasıl yapacaksınız…
Mesleki istikbali ile vicdanı arasında sıkışan bir hakim, otoritenin nabzını tutmaktan öte ne üretebilir ki…
Herkesten birer serdengeçti gibi davranmasını beklemeye hakkımız var mı?
FETÖ davaları derken öylesine teknik bir ceza yargılamasından bahsetmiyoruz…
Bir an gözünü dahi kırpmadan milletine/devletine kastetmiş ve elebaşı halen CIA korumasında tutulan, henüz tam anlamıyla bertaraf edilmemiş tehlikeli bir örgütten söz ediyoruz…
Bankasya mudiligi, dersane, gazete aboneliği, himmet gibi kıstaslarla yola çıkacak olursanız şu andaki cezaevi kapasitesinin en az 10 misli kadar insanı mahkum etmeniz gerekiyor.(Kaldı ki, üst düzey FETÖ mensuplarının hiçbirinin ilerde kendilerini sıkıntıya sokacak bu tür ilişkilere girmediklerini biliyoruz)
Hal böyle olunca da, birkaç seneye kalmadan tümüne birden af çıkarmak kaçınılmaz sosyolojik bir gerçeklik olarak karşımızda yer alacak… Şimdilerde kurunun yanında yaş da yanarken, sonrasında yaşın sayesinde kuruların da paçayı sıyıracağı süreçlere şahitlik edeceğiz…
Dolayısıyla hem bu davalara bakan hakim savcıları rahatlatmak, hem de olur olmaz herkesin sepetlendiği kaotik gelişmeler yol açmamak adına, tüm FETÖ yargılamalarına referans teşkil edecek bir hukuk karargahının tez elden hayata geçirilmesi gerekiyor…
Sahasında uzmanlık kazanmış hukukçu akademisyen, sosyolog, psikolog, avukat, hakim-savcılardan oluşturulmuş bir Ar-Ge birimi elini taşın altına koyarak bu davaların muhtemel sonuçlarına göre projeksiyonlar yapıp çözümler sunmalı…
Burada FETÖ ile delil toplayan birimlerin görüşleri de nazara alınarak, örgütün cemaat olarak algılandığı dönem ile yasadışı faaliyet icra ettiği dönem arasında net bir tarih belirlenerek imam düzeyinde olmayan alt düzey saftirikler için ayrı bir yol ve yöntem belirlenmesi elzem gözüküyor…
Böylelikle ciddi eleştiri alan yol kazaları asgariye indirgeneceği gibi, davaya bakan hakim-savcıların tenis topu misali, oradan oraya savrulmalarının da bir nebze olsun önüne geçilmiş olacak…
Değilse, birileri beraat verdiği için sürüldüğünde, diğeri doğru dürüst delil tartışması bile yapmadan mahkumiyet kararını yapıştırmak zorunda kalacaktır…
Peki bu söylediğin şeyler ne derece hukuka uygundur, diye sormayın, sakın…
“Mükemmel, iyinin düşmanıdır” derler… Romantik hukuk kitaplarında yazılan mükemmel bir hayaldense, ülkemizdeki yargı pratiğiyle bağdaşır somut gerçeğe göre hareket edilmesini ehven bulurum…
Karargâhı olmayan davalardan mahkumiyet çıkarabilirsiniz, amenna… Lakin hiçbirini kazanamazsın…
Hukuku kurtaramıyoruz… Bari, zevahiri kurtaralım…”
siyasetcafe.com

PISA Direktörü Andreas Schleicher: Öğrettikleriniz artık gereksiz



PISA  Andreas Schleicher  Türk eğitim sistemi

PISA Direktörü Andreas Schleicher: Öğrettikleriniz artık gereksiz

PISA Direktörü Andreas Schleicher Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'a konuştu. Schleicher Türk eğitim sistemini değerlendirdi

Ebeveynler, çocuklar, eğitmenler... Herkesin gündeminde liselere geçişte yeni sistem var. Soru işareti çok, tartışmasız geçen gün yok. Aslında bu son tartışma, sık sık değişiklik yapılan eğitim sistemiyle ilgili daha geniş endişenin son halkası. Tartışmaların çoğu OECD’nin yaptığı PISA sınavlarının sonuçlarına odaklanıyor. Türkiye’nin karnesi kötü geldikçe akılda hep aynı soru beliriyor: “Eğitim kötüye mi gidiyor?” Bu sorunun yanıtını, PISA sınavlarını dizayn eden ve hâlâ OECD PISA Direktörlüğü görevini yürüten Andreas Schleicher’de aradık. Schleicher’in pek çok konuda uyarısı vardı. Özellikle de ezbere dayalı eğitim konusunda. Ve üzerinde durduğu en önemli nokta: Aslolan öğretmendir.
PİSA NEDİR?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkında Örgütü'nün (OECD) "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı." Programın uygulandığı PİSA sınavı üç yılda bir yapılıyor ve dünyanın dört bir yanındaki 15 yaş grubundaki öğrencileri değerlendiriyor.
Öğrencilere matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarında sorular yöneltiliyor. Türkiye sınava 2003'ten beri katılıyor. Son sınav 2015'te yapıldı.
- Başarılı eğitimin anahtarı ne?Her çocuğun öğrenebileceğine güvenmek. Mesela bazı öğrenciler daha yetenekli görülüyor. Ama en iyi eğitim sistemleri, her öğrencisini başarıya götürenler. Bir diğer mesele de şu: Eğitimin genel başarısı asla öğretmenlerin başarısından fazla olamaz. Yani öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmek.
‘EN MUHTAÇ OLAN EN İYİ EĞİTİMİ ALMALI’
- Öğretmenlik prestijli olmalı yani...
Kesinlikle. Üçüncü çok önemli nokta da en yetenekli öğretmenleri en zor koşuldaki okullara vermek. Çin bunu çok iyi başarıyor. Dezavantajlı kesimden geliyorsanız hayatınızda tek bir şans var: İyi eğitim almak. Eğitimde temel mesele, en muhtaç olanın en iyi eğitimi alması.
- Türkiye’de eğitim sistemi çok sık değişiyor. Önemli olan sistemin kendisi mi? Yoksa üzerinde durulan değerler mi?
Öncelikle hangi bilgi ve değerleri aktaracağınıza dair net bir vizyonunuz olmalı. Dünya çok hızlı değişiyor. Artık önemli olan öğrencilere bir pusula geliştirmek. Belirsiz dünyada yönlerini kendileri bulabilmeliler. Artık akademide sadece bir alanda uzman olmak pek de mühim değil. Gelecekte yaratıcı öğretmenler sadece fizik, biyoloji anlatmayacak. Farklı disiplinleri harmanlayarak eğitim verecek.
- Bilgiye erişmek artık çok kolay. Her şeyi arama motorlarına yazıyoruz. Bilgiyi süzebilmek ne kadar önemli?
10 sene önce okuyup yazmak, başkasının yazdığı bilgiyi bulup çıkarmaktan ibaretti. Ansiklopedi açıyordunuz ve yazılanın doğru olduğunu varsayıyordunuz. Şimdi internete bir şey yazıyorsunuz ve karşınıza 20 bin sonuç çıkıyor. Artık okuryazarlık bilgi bulup çıkarmak değil, bilgi inşa etmek. Türkiye’de matematikte çok fazla cebir, geometri, hesap öğretiyorsunuz. Ama matematik artık çok farklı şeyler için kullanılıyor; mesela olasılık, risk, kesinlik hesapları için. Geleceği şekillendirecek matematik, öğretilen matematikten çok farklı.
‘EĞİTİMDE DEĞİŞİM ÖNEMLİ AMA TUTARLI OLMALI’
- Eğitim sisteminin bu denli çok değiştiği başka bir örnek var mı?

Dünya değişiyor, tabii ki eğitim sisteminde de her zaman değişiklikler yapılabilir. Ama devamlılık ve tutarlılık çok önemli. Öğretmenlere her gün yeni bir şey anlatırsanız, bir gün hiçbir şeye inanmaz hale gelirler. Değişim stratejik ve tutarlı olmalı.
‘EZBERDE İYİ YARATICILIKTA KÖTÜSÜNÜZ’
- Son PISA sınavının sonuçlarına göre, Türkiye 72 ülke arasında 50’nci. Türk eğitiminin genel performansı nasıl?
Türk öğrencilerin verilen hangi görevlerde daha iyi hangilerinde kötü olduğuna baktığınızda bir şey dikkat çekiyor. Öğrendikleri bilgiyi yeniden üretme görevi -yani bir şeyi ezberlemek ve onu kâğıda dökmek görevi- verildiğinde çok iyi notlar alıyorlar. Fakat ellerindeki bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulamaları istendiğinde zorlanıyorlar. Çelişki şu: Türk öğrencilerin iyi oldukları alanlar artık dünyada daha önemsiz. Yani bana “Türkiye PISA skorlarında geriye düşüyor” dediğinizde tabloyu farklı okuyorum.
- “Türk eğitim sistemi yeni dünya düzenine ayak uyduramıyor” mu demeliyiz?
Evet. Öğretmene ders kitabı verdirmek ve öğrencilerden kitabı ezberlemesini istemek artık işe yaramıyor. Matematikçi gibi düşünmelerini sağlamalısınız. Bir örnek vereyim: Fonksiyonlar sadece denklem ve formül demek değil. Mesela ebola hastalığı dünyada nasıl ve hangi hızla yayıldı? Bunu hesaplamak için üstel fonksiyona ihtiyacınız var. Sorunun nedenini ve doğasını anlamak formül ezberlemekten daha önemli.
Nalan Koçak ve Schleicher Skype aracılığıyla görüştü
‘GELECEĞİN ÖĞRETMENİ DAHA ÇOK AKIL HOCASI’
- Öğrenciyken ezberin ne kadar can sıkıcı olduğunu hatırlıyorum. Formüllerin gerçek hayatla ilgisi yoktu. Burada sır, daha pratiğe dayalı eğitim mi?
Konuştuğumuz şeylerin çoğunu sınıfta da yapabilirsiniz. Bir deneyin sonuçlarını öğreteceğinize, öğrencilere bir deney tasarlatabilirsiniz. Çocukların yaratıcı, risk alan bireyler olmasını istiyorsanız hata yapmalarını göze almalısınız. Altını çizmek istiyorum, geleceğin öğretmeni daha az eğitmen daha çok akıl hocası olacak.
- Son PISA sonucuyla 2003’te ilk katıldığımız sınavın sonucunu karşılaştırdığımızda, bazı alanlarda 2003’ün bile gerisine düştüğümüz görülüyor. Yani Türk eğitimi kötüye mi gidiyor?
Bu doğru teşhis değil. Değişen dünyada yeni yetenek çeşitlerine ihtiyacınız var. Ve Türk sistemi buna uyum sağlayamadı. Sisteminiz nasılsa öyle devam ediyor ama dünya dönüyor. Haliyle göreceli olarak değerlendirdiğimizde Türkiye’nin performansı düşüyor.

‘MATEMATİĞİN DERİN ANLAMI ÖĞRETİLMELİ ’
- 2015 sonuçlarına göre Türk öğrenciler bilim ve matematikte OECD ülkeleri içinde sondan ikinci. Bu başarısızlığın nedeni ne?
Şu soruları sormamak: “Bilimsel araştırma nedir, bilim insanı ne gibi soruları yanıtlayabilir, nasıl bir hipotez geliştiririm, onu nasıl test ederim?” Mesela biyoloji, fizikte içerik bilgisi sorduğumuzda Türk öğrenciler gayet iyi. Ama internetten de bulabileceğiniz bu bilgilere sahip olmanın anlamı ne ki?
- Bir de çok yaygın bir matematik korkusu var...
Evet Türkiye’deki pek çok öğrenci yaşıyor. Korku hissediyorsanız beyniniz bilgiyi kabul etmiyor. Tek yol matematiğin derin anlamını öğretmek. Her gün yeni bir formül ezberlemek zorunda kalırsanız tabii ki matematiğin gerçekte ne olduğunu anlamazsınız. Türkiye’de matematik zor değil. Korkunun nedeni öğrencilerin temelinin olmaması.

ÖĞRENCİLERE ÖNERİ:
- Eğitim konusunda Türk hükümetine ne önerirsiniz?
Öğretmenlere daha fazla fırsat verin, meslektaşlarını gözlemlesinler, birlikte çalışsınlar. En iyi skorları alan Şanghay’da, öğretmenler Türkiye’deki meslektaşlarına kıyasla daha az öğretiyorlar. Zamanlarının çoğunda yeni eğitim teknikleri geliştiriyorlar. İyi öğretmenler araştırmacıdır, sadece ders kitabında ne yazıyorsa onu öğretmezler. Hükümet öğretmenliği hem finansal hem entelektüel açıdan çekici kılmalı.
- Öğrencilere ve ebeveynlere önerileriniz neler?
Ebevenyler çocuklarına özgüven aşılamalı, öğretmenleri desteklemeliler. Öğrencilere gelince... Hata yapmaktan, yeni fikirlerden korkmamalılar. Sınavlara daha az, hayata daha çok kafa yorun.
- Eğitimin geleceğinde ne var? Kod eğitimi mi?
Bence eğitimin geleceği toplumsal değerlerde. Nasıl aynı anda kendimizi düşünüp diğerleriyle birlikte var olabileceğiz? Açık olmak, farklı kültürlere saygı duymak, cesaret, merak...


‘DÜŞÜK GELİRLİ ÖĞRENCİLER MAHALLELERİNDE SIKIŞABİLİR’
- Yeni liseye geçiş sisteminde öğrencilerin neredeyse % 90’ı mahallelerindeki okullara gidecek. Okullar arasında eğitim kalitesi farkı var, bu eşitsizlik yaratır mı?
Aslında mahalle okulu sistemi prensipte çok iyi işleyebilir. Ama böyle bir sistem getiriyorsanız, en iyi öğretmenler için dezavantajlı okulları cazip kılma konusundaki çabanızı ikiye katlamanız gerek. Bu olmazsa eşitsizliği artırırsınız. Çünkü düşük gelirli öğrenciler, mahallelerindeki okullara sıkışır kalır.
- İyi mahallelerdeki okullara erişim için eğitim göçünün yaşanmasından korkuluyor.
Bunun en kötü örneği ABD. Okulların eğitim kalitesi mahalleler arasında çok değişiyor. Şanghay’da, Japonya’da çocuğunuzu hangi okula gönderdiğinizin hiçbir önemi yok. Hükümetin taşıması gereken yük ebeveynlerin omzuna binmemeli. Eğer kaliteli okulu bulma görevini anne-babalara yüklerseniz; a) hep zengin ebeveynler daha iyi karar vereceklerdir çünkü daha fazla bilgi ve paraya sahipler, b) bazı aileler kolayca taşınamayabilir. Bunun tek çözümü bütün okulların iyi eğitim vermesini sağlamak ve bu gerçekten mümkün.
-Bu sistemde en iyi örnek hangi ülke?
Finlandiya’da okullar arasındaki eğitim kalitesi en fazla % 5 oranında değişiyor. Vietnam, Güney Asya keza öyle.
- Yeni sistemde öğrencilerin % 8’i 600 “nitelikli” okul için yarışacak. Adil mi?
Eğer en iyi öğrencilerin en iyi eğitime ulaşmasını istiyorsanız, sınav argümanını ileri sürebilirsiniz. Ama doğru cevap belli: Her okul nitelikli olmalı.

‘SEÇMEK EĞİTİM DE HİÇBİR ZAMAN İYİ BİR YÖNTEM DEĞİL ’
- Peki 90 dakikada, 3 yılın müfredatını kapsayan 60 soru doğru yöntem mi?
“Seçmek” eğitimde hiçbir zaman iyi bir yöntem değil. Odak noktası her zaman gelişme olmalı. Öğrenciler nasıl daha iyi öğrenir, öğretmenler nasıl daha iyi öğretir, okullar nasıl daha iyi olur?
- Açık uçlu soruların avantaj ve dezavantajları ne?
Açık uçlu sorular çok önemli çünkü çocuklar, başkasının dizayn ettiği cevaplardan birini işaretlemek yerine kendi cevaplarını yaratıyorlar. Ama böyle bir sistemi objektif şekilde uygulayacaksanız öğretmenlere yatırım yapmanız gerek. Çok net bir notlama yönergeniz olmalı, kriterler çok açık belirlenmeli. Ama bu da yeterli değil; kâğıtları okuyacak öğretmenler çok iyi eğitilmeli. Ayrıca birden fazla kişi bir kâğıdı notlamalı. PISA’da mesela 4 kişi ayrı notluyor.
- İmam hatip liselerinin çok arttığını, yeni sistemin dezavantajlı öğrencileri bu okullara zorlayacağını iddia edenler var. Bu eğitim performansını nasıl etkiler?
Bazı ülkelerde dini liseler hayli fazla, mesela Hollanda. Doğru müfredatın uygulanması çok önemli. Düzeni sağlayan devlet olmalı. Hollanda’da Katolik ya da Müslüman okuluna giderseniz aynı şeyleri öğrenirsiniz.

http://www.haberturk.com/pisa-direktoru-andreas-schleicher-ogrettikleriniz-artik-gereksiz-1711035#

12 Kasım 2017 Pazar

İŞTE ERDOĞAN’I KEMALİST YAPAN O RAPOR



Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

İŞTE ERDOĞAN’I KEMALİST YAPAN O RAPOR
Erdoğan’ın yeni Atatürk politikasının nedeni ortaya çıktı. Erdoğan’ın son günlerde izlediği Atatürkçü politikanın nedeni ortaya çıktı.
Erdoğan’ın bıçak sırtında ve tartışmalı olarak kazandığı referandum sonuçları ardından izlediği politikada büyük bir değişikliğe gitmesi kamuoyunda en çok tartışılan konular arasında. Erdoğan’ın bir çok konunun yanısıra Atatürk söyleminde 180 derece dönüş yapmasının nedenleri merak ediliyordu. Hürriyet’in haberine göre Erdoğan’ın referandum sonuçları sonrası kapsamlı bir rapor hazırlattığı ve raporun sonuçlarına göre Atatürkçü bir çizgi izlemesinin şart olduğu tavsiyesinin çıktığı ileri sürüldü.

AKP için 11 kişilik ekip 3 aylık çalışmayla 100 sayfalık referandum raporu hazırladı. 2018’de ‘icraat’ 2019’da ‘seçim’ odaklı politika yürütülmesi öneriler rapor, AKP’de son dönemde artan Atatürk vurgusu ve şehircilik söylemlerinde de etkili oldu.

NEDEN DEĞİŞTİ

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP yöneticilerinin son aylardaki söylemlerinde dikkat çekici bir değişim gözleniyor. AKP’de son aylarda öne çıkan politika değişikliklerinin, belediye ve il başkanı operasyonlarının, Atatürk vurgusu ve Meral Akşener’le ilgili değerlendirme yapmama tavrının altından ‘referandum raporu’ çıktı. Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre, 11 kişilik ‘Siyasi Analiz Komisyonu’nun 16 Nisan referandumunun ardından, üç ay süren çalışmayla hazırladığı ve 100 sayfayı aşan raporundaki tüm başlıklar, aşama aşama hayata geçiriliyor.

KÜRT OYLARININ YERİNE KİMLER GELECEK

‘Hayır’cıların desteğini almak için neler yapılması gerektiğinin kamuoyu araştırmalarıyla da desteklendiği raporun, son 4 aydaki ‘söylem ve eylem’ değişikliklerinin en önemli nedeni olduğu belirtiliyor.
Raporda, ‘2018’in icraat yılı ilan edilmesi ve 2019 seçimlerine odaklı bir yol haritası izlenmesi’ önerildi. 4 aydan beri Erdoğan ve parti yöneticilerin masasındaki rapordan bazı başlıklar şöyle:
– Performansı düşük teşkilatlar yönetimlerinin ve belediye başkanlarının 2019 seçimleri beklenmeden değiştirilmesi. Genel merkezde, teşkilat ve yerel yöntemlerin performansını denetleyecek ve takip edecek ekip kurulması. (22 il başkanı ve 6 belediye başkanı değişti. Değiştirilen il başkanı sayısında artış bekleniyor.)
– Partide iç çekişlemeleri körükleyen açıklamalara izin verilmemesi ve buna ilişkin denetim mekanizması kurulması. (Partide 25 kişilik sözcü ekibi belirlendi.)
– Yeni vizyon belgesi hazırlanırken, özellikle belediyelerden kaynaklı, bazı imar uygulamaları, rant iddialarına izin verilmeyeceğine ilişkin vurgu yapılması.
– Siyaset yeniden merkeze çekilmeli, . Merkezdeki seçmeni, AK Parti çatısı altında tutacak politikalar izlenmeli ve ona göre söylem geliştirilmeli.
– Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin ‘çatı aday’ ihtimaline karşı hazırlıklı olunmalı. Seçim ittifakına ilişkin altyapı çalışmaları yapılmalı, bu nedenle tüm kesimlerle tabanda ittifak sağlanmalı. (Partide uyum yasaları çerçevesinde seçim ittifakı ve seçim barajı gibi konular değerlendiriliyor.)
– Meral Akşener’in çalışmalarının, Ege, Marmara ve İç Anadolu’nun bazı kesimlerinde destek bulduğu, CHP ve MHP seçmenine sıcak geldiği, AK Parti seçmeni açısından sıkıntı olmaması için kullanılan dil ve politikaların önemli olduğu belirtildi. (Parti üst düzeyde Akşener’e ilişkin değerlendirme yapmama kararı aldı.)

Parlamentohaber.com

Soru Çalma Gitti, Mülakatlar Geldi…Yandaş Değilsen….




Soru Çalma Gitti, Mülakatlar Geldi…Yandaş Değilsen….

Türkiye Cumhuriyetinin ordusunu muhafazakarlaştırma operasyonları devam ediyor. AKP döneminde dershaneler ve sorular çalınarak yapılan bu operasyonlar gericileri TSK’ya yerleştirilerek, yandaş bir ordu yaratma çabalarıdır.
Bütün soruları bilsen de, üstün zekalı olsan da para etmez. Amaç yandaş gerici subayları orduya doldurmak.

Senin siyasi görüşünü merak ediyorum diye açıkça “yandaş değilsen, gerici zihniyete sahip değilsen seni orduya almayız” anlamına gelen bir yaklaşımla sorulan sorular ne askerlikle, ne bilimle nede tarihle alakalı.

Yandaş olup olmadığını belirlemek için resmen bir operasyon. Böyle bir mülakatın amacı düşük not alan yandaşlara yüksek puanlar vererek okullara almak, yüksek not alan aydın düşünceli insanları ise uzaklaştırmaktır.
Ordu iktidar eliyle operasyon altındadır.

*****

Kevser suresinin önemi nedir
Muvazzaf subaylık için yapılan mülakatta bir adaya, “Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldü”, “Kuran okuyor musun”,Kevser suresinin önemi nedir” “gibi sorular yöneltildi.
Muvazzaf subaylık için başvuran bir adaya sözlü mülakat sırasında FETÖ’yle ilgili soruların yanı sıra “Kuran okuyor musun”, “Kevser suresinin önemi nedir” gibi dini içerikli sorular soruldu. Mülakat heyeti adaya, “Gezi olayları hakkında ne düşünüyorsun?”, “Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldü?” gibi sorular da yöneltildi.
Milli Savunma Bakanlığı, lisans mezunu olup da KPSS’den en az 60 puan alan kişilerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne muvazzaf subay adayı olarak alınmasına olanak veren bir uygulama başlatmıştı. Mersin’de yaşayan M.U.G adlı bir genç de, ilgili yönetmeliklerde belirtilen şartlara göre Milli Savunma Bakanlığı’na başvurdu. M.U.G ve çok sayıda aday, 24-25 Ekim tarihlerinde Ankara Mamak MEBS Eğitim Komutanlığı’nda yapılan sınavlara katıldı. M.U.G, sınavın ilk gününde Kişilik Değerlendirme Testi, Boy Kilo Endeksi Testi ve Fiziki Yeterlilik Spor Testi’ni tamamladı ve sözlü mülakata girmeye hak kazandı.

HANGİ YURTTA KALDIN

Cumhuriyet gazetesinden Abidin Yağmur’un haberine göre, kendisiyle birlikte çok sayıda kişinin sözlü mülakata girdiğini kaydeden M.U.G, “Kiminin sözlü mülakatı 10 dakika, 15 dakika, kiminin ki 2-3 dakika sürdü. Mülakattan çıkanlara diğer adaylar neler sorulduğunu soruyorlardı. Herkese standart olarak FETÖ ile ilgili sorular sorulduğunu öğrendik. Bence bu iyi bir şeydi. FETÖ’nün sızmaması için bence de böyle bir araştırma gerekiyor. Sıram gelip mülakat odasına girdim. Heyette biri askeri üniformalı, diğerleri sivil giyimli 5 kişi vardı. Mülakatta kusursuz Türkçe kullanımı, özgüven, genel kültüre hâkimiyetin önemli olacağını düşünüyordum. Bana da ilk olarak FETÖ ile ilgili sorular soruldu. Üniversitede okurken hangi yurtta kaldığım soruldu. Bir soru üzerine babamın belediyede çalıştığını söyledim. Babamın siyasi bir kimliği olduğunu söyledim” dedi.

Mülakatta daha sonra “Kuran’ı Kerim okur musun” sorusunun yöneltildiğini anlatan M.U.G, “Hepsini okudum diyemem ama bazı sureleri bilirim diye yanıt verdim. Bunun üzerine en uzun ve en kısa sureleri sordular. Yanıt verdim. Birkaç dini soru daha sordular. Kevser suresinin önemini sordular. ‘FETÖ’yü birkaç kelimeyle tanımlar mısınız?’ dediler. Ben de dini istismar eden bir örgüt olduğunu söyledim. ‘FETÖ münafık mıdır?’ dediler. O anda münafık kelimesinin tam karşılığını bilmediğim için bilmiyorum dedim. FETÖ ile ilgili bazı şeyler söylediler, öyle midir dediler, öyledir dedim” ifadelerini kullandı.

“BERKİN ELVAN” SORUSU

Mülakatın ilerleyen dakikalarında Çanakkale Zaferi, Nutuk, NATO, Osmanlı tarihi konularından sorular geldiğini belirten M.U.G, “Bu konularla ilgili tüm sorulara doğru ve tereddütsüz yanıtlar verdim. Ben bu soruları bildikçe sorular arttı. Adeta çapraz sorgu gibi birçok soru soruldu, soruların tamamını bildim.
Birkaç dakika sonra mülakat heyetinde yer alan bir kişi, ‘Senin görüşünü merak ediyorum’ diyerek söze girdi. ‘Gezi olaylarını biliyorsun. Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldü?’ dedi. Ben de ölümlerden dolayı üzüldüğümü, Berkin Elvan’ın neden öldüğü konusunda ise kesin bilgim olmadığını söyledim. Bu sorunun ardından dosyamı verdiler ve odadan çıktım.
Diğer adaylarla birlikte sağlık raporu için sevk edildim. O sırada başvurusu reddedilen adayların dosyalarını bir astsubay getirip veriyordu. Benden sonra girenlerin dosyaları benden önce geldi. Ben yaklaşık 2.5 saat bekledim. En sonunda bir astsubay dosyamı getirip iade etti ve sınavın yapıldığı yerden ayrıldım” ifadelerini kullandı.


Uçakta eşini öpemezsin saldırısı





Uçakta eşini öpemezsin saldırısı


Atatürk Havalimanı’nda İstanbul-Bodrum seferini yapmaya hazırlanan uçak, yolcu alımının ardından kalkış için pist başına ilerlemeye başladı. bir evli çift, İstanbul Atatürk Havalimanından kalkan ve Bodrum'a gidecek olan uçağa bindi.
"UÇAKTA ÖPÜŞÜLMEZ" DEDİ
Uçakta, M. Tulunay eşi M. Tulunay'ı (40) yanağından öptü. Bu sırada uçakta hemen yan tarafta oturan Hamit C. ve ailesi öpüşen çifte, "Kadını nasıl öpersin, burası uçak. Herkesin içinde olmaz böyle şeyler" diyerek tepki gösterdi. 
Bunun üzerine tartışma çıktı. Uçaktaki kavgaya diğer yolcular da karışınca uçağın kaptan pilotu uçuştan vazgeçerek park pozisyona geri dönme kararı aldı. Kaptan pilot uçağa polis ekiplerini çağırırken, kavgaya karışan iki aile de uçaktan indirilirdi. 
İki aile karakola götürülürken, kavga nedeniyle pist başından geri dönen uçak ise bir saat rötarla 11.20’de Bordum seferini yapmak üzere Atatürk Havalimanı’ndan havalandı.


oda tv.nin verdiği bilgiye göre, bir görgü tanığı o anları şöyle anlattı; 
"Dolu bir uçaktı. Tesettürlü, yere kadar pardesü giymiş eşi ve çocuğuyla gençten bir adam vardı, 3’lü koltukta oturuyordu. Önlerinde de ikili koltukta bir karı koca… Birden, 'Burada öpüşemezsiniz, ahlakımız bu değil...' benzeri bir ses yükseldi, sonra bağırmaya başladı üçlü koltukta oturan adam… 
Olay böyle başladı…
Hitap ettiği adam kibarlığı elden bırakmadan itiraz etti. Sağından solundan, oturanlar söylendi. Ancak, 'öpme yasağı' getiren ahlak polisi küstahlaştı ve hakarete başladı. Bunun üzerine adam,‘Bu benim karım’ diye ayağa fırladı.
Birkaç kişi daha seslerini yükseltti. Biri, 'Deveyle git deveyle, medeniyet lazım değil sana' dedi.
‘Müslüman bir ülkede olduğumuz için…’ diye saldırısını sürdüren adama müdahale etmeye çalışan hostes başarısız oldu, gelen kaptan tüm uçağı sarmış olan duyguyu anladı.
İstemese de adama, ‘aşağıya inmeniz gerekiyor’ dedi.
'Bana sordunuz mu bakalım' diyen adam, alkışlar, protestolar arasında ayağa kalktı ve uçaktakilere dönerek, 'Bodrum da Türkiye’de. Türkiye yüzde yüzü Müslüman olan bir ülke. Bodrum da bu ülkede Müslüman' diye sesini yükseltti. 
Protestolar en üst düzeye çıktı; ‘yuh’ sesleri ve alkışlar arttı, ama adam hala kafa tutuyordu.


Polis geldi... Adamı indirdi. Saldırıya uğrayan çift de inmek zorunda kaldı. Başkasını almak istediler, ama uçak vermedi, tek beden tek nefes oldu. Karısı, çocuğu hiç orada yokmuş gibi davranan saldırgan tek başına yürüdü indi, onlar da sessizce arkasından…. Polise gidince, 'bana fiziki saldırıda bulundular' diye yalan söylemiş. Böyle bir durumda bütün uçak şahit olacağını belirtti. 
İşte O anlara ait video;

Dev kozmetik firmasında 10 Kasım skandalı





Dev kozmetik firmasında 10 Kasım skandalı

Kozmetik firması Erkul'un fabrikasında 10 Kasım'da Atatürk'ü anmak isteyen işçilere izin verilmediği iddia edildi. İşçilerin başındaki yetkilinin Atatürk'ü anmak isteyen işçilerle tartıştığı öne sürüldü

Cihan GÜNER / YURT

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikal edişinin 79'uncu yılı yurt genelinde anıldı. Erkul Kozmetik'in İstanbul'da bulunan fabrikasında çalışan işçiler de Cumhuriyetimizin kurucusu, başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da saat dokuzu beş geçe bir dakikalık saygı duruşu ile anmak istedi. İddiya göre bir dakikalık saygı duruşu esnasında işçilerin başındaki müdür, işçileri fırçaladı.
'Siz kime danıştınız?' diye işçileri azarlayan müdür, saygı duruşunda bulunan 5-6 işçi ile tartıştı. Tartışma sonrasında müdür tartıştığı işçileri disipline sevk etti.

İşçilerin işten atılmakla tehdit edildiği öne sürülürken Erkul Kozmetik'in fabrikasını telefonla aradık. Konuyu anlatıp iddiaları sorduk. Telefona bakan görevli konu hakkında kendisinin bilgisi olmadığını söyledi. Yetkili biri ile görüşme talebimize ise 'şu anda kimse yok' cevabını verdi.

NARMANLI HAN İLE GÜNDEME GELMİŞLERDİ

Erkul Kozmetik İstiklal Caddesi’nin önemli kültürel varlıklarından biri olan, sadece Beyoğlu'nun değil Türkiye'nin toplumsal belleğinde, mimarisinde yeri olan, bir çok sanatçıya ev sahipliği yapmış ve onların üretim mekânı olmuş tarihi Narmanlı Han'ı satın alarak gündeme gelmişti. İstiklal Caddesi'nde günlerce protestolar yaşanmıştı. Restorasyon çalışmalarına başlanan Narmanlı Han'ın ilk fotoğrafları geçtiğimiz ay basına sızmış büyük tepki almıştı. 'Tarih resmen katledilmiş' yorumları yapılmıştı.


Ak-Lar Dönmeye Başladı Siftah Rasim Ozan Kütahyalı Oldu ! ATATÜRK’ü Babam Gibi Severi





Ak-Lar Dönmeye Başladı Siftah Rasim Ozan Kütahyalı Oldu ! ATATÜRK’ü Babam Gibi Severim
Rasim Ozan Kütahyalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü “babası gibi sevdiğini” defalarca yazdığını söyledi.

Kütahyalı, “Atatürk meselesi geçmişimle ilgili bir mesele. Kendi aileme sevgimin ne olursa olsun değişmeyeceği gibi Mustafa Kemal’e olan sevgim de değişmez” ifadesini kullandı.
Kütahyalı’nın “Atatürk devrimi ve Erdoğan devrimi” başlığıyla yayımlanan (12 Kasım 2017) yazısı şöyle:

Biz bu ülkenin ikinci devrimcileri 2010’lu yıllarda Erdoğan’ın liderliğinde önce Kemalizmi sonra Gülenizmi devirdik…
***
Atatürk’ün liderliğindeki birinci devrimciler ise 1920’li yıllarda önce saltanatı sonra hilafeti devirdiler…
***
Bu devrimleri sevin ya da sevmeyin bunların her ikisi de objektif ve bilimsel olarak bakıldığında siyasal devrimdir…
***
Erdoğan devrimi zaten hiçbir zaman Atatürk’e karşı değildi ama şüphesiz Atatürk adına uydurulmuş Kemalizme karşıydı ve bu rejimi devirdi. Zaten bu yüzden son 10 senede yaşananın adı Erdoğan devrimidir…
***
Şimdi Erdoğan devrimini kuvvetlendirecek olan ve en ince detaylarına kadar bildiğim yeni bir politika var. Ben de bu politikayı çok doğru buluyorum…
***
Ben Atatürk’ü severim ama elbette sevmeyen de sevmez. Kemalist rejimden zulüm görmüş bir ailenin çocuğudur. Sevmemekte kendince çok haklı sebepleri de vardır. Saygı duyarım…
***
Ben Taraf gibi kökten anti-Kemalist bir gazetede yazarken bile Atatürk’ü babam gibi sevdiğimi defalarca köşemde yazmıştım…
***


Nurcu Rektör'den Erdoğan'a sert çıkış!





Nurcu Rektör'den Erdoğan'a sert çıkış!

Nur cemaatinin önde gelen isimlerinden olan Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sosyal medya hesabından eleştirdi. Erdoğan’ın Mustafa Kemal Atatürk için “ortak değer” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Ahmet Akgündüz, “Müslüman miletimizin kahir ekseriyetinin Mustafa Kemal'le problemi vardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Cesaretiniz varsa, 5816 sayılı Kanunu kaldırın” diye seslenen Ahmet Akgündüz, Erdoğan’ın Atatürk’le ilgili sözlerinin yanlış olduğunu belirtti.

Ahmet Akgündüz’ün açıklaması şöyle:



AHMET AKGÜNDÜZ’Ü İÇİN KİM FETÖ İMASINDA BULUNMUŞTU

Daha önce sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada FETÖ gerekçesiyle üniversiteden atılan Nurcu’lara sahip çıkan Akgündüz, "Yeni KHK ile yine Nur taleberi ihrac edilmiş. Hükümet ayağına kurşun sıkıyor ve YÖK Nur talebelerini Fetöcülerden ayıramıyacak kadar basiretsiz davranıyor. Dost acı söyler." diye yazmıştı.

Başkanlık referandumu öncesinde Hollanda’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya karşı tavrı nedeniyle başlayan kriz sonrasında, Ahmet Akgündüz’ün ismi gündeme gelmişti.
Hükümete yakın isimlerden Ömer Turan, “Hollanda’da bir üniversitede Rektör olan Ahmet Akgündüz tüm dünyayı ayağa kaldıran gerilim hakkında hiç açıklama yapmamış, tavır koymamış” demişti.
Ömer Turan, Twitter hesabından paylaştığı mesajlarda, Ahmet Akgündüz’ün başkanlığa karşı olduğunu iddia ederek Fethullah Gülen’e yakın isimlerden olduğunu ifade etmişti.

“Sayın Akgündüz, Hollanda bir bakanımızın bile konuşmasına müsaade etmezken, sizin rektörü olduğunuz İslam Üniversitesi’ne nasıl müsaade ediyor?” sorusunu yönelten Ömer Turan şöyle devam etmişti:
“Sayın Akgündüz, FETÖ’nün Hollanda yapılanması olarak öne sürülen söz konusu kişileri tanıyor musunuz? Onlarla hiç görüştünüz mü? Mesela geçen ay. Sayın Akgündüz, geçen hafta Samsun’da İhsan Şenocak hocanın misafiriydiniz. Orada başkanlık sisteminin hata olduğunu söylediniz mi? Hatta görüşlerinize Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in sözlerini dayanak yaptınız mı? Sayın Görmez ‘başkanlık sistemi yanlış oldu’ dedi mi? Sayın Akgündüz, Başkanlığın hata olduğunu konferanstan sonraki özel görüşmenizde dar bir kesim öğrenciye söylediğiniz söyleniyor,doğru mu? İhsan Şenocak’ın Ahmet Akgündüz’ü konuşmacı olarak çağırmasını anlamış değilim. Hoca gelecek haftada, Kemalettin Özdemir’i çağırsın, yakışır.”


Mustafa kemal’e diktatör dedim diyorum diyeceğim tepki çığ gibi büyüyor





Mustafa kemal’e diktatör dedim diyorum diyeceğim tepki çığ gibi büyüyor 
Yurt Gazetesi’nden Barış Can’ın haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sevgisi ile bilinen İslamcı, Şeriatçı Fatih Tezcan; Cumhuriyet’in kurucusu, Kurtuluş Savaşı Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’e ağır hakaretlerde bulundu. 

Tezcan, eski eşinin kızını kendisine göstermediğini iddia ederek “Bugün #DünyaKızÇocuklarıGünü ve ben Diktatör Mustafa Kemal’in dayattığı Hrıstiyan Kanunları nedeniyle kızımı görmeden işkence ile yaşıyorum” dedi.

TEZCAN, KENDİNCE MEYDAN OKUDU
Tezcan “Mustafa Kemal’e diktatör dedim, diyorum ve diyeceğim. Suç duyuruları yapılsın. Atatürk’ün bile kendisine diktatör dediğini ortaya çıkaralım.” ifadelerini kullandı. Tezcan Atatürkçülere de çok ağır hakaretlerde bulundu.

ERDOĞAN’A NEDEN DİKTATÖR DİYEMİYORUZ
Erdoğan’a neden diktatör diyemiyoruz diye soran Tezcan, seçim kazanmayı, diktatör olmayı engellediğini zannederek “Erdoğan’a neden diktatör diyemiyoruz? +Sadece CHP’nin katıldığı 4 seçim kazanan(!) Diktatörle 9 seçim kazanan Erdoğan’ı mı kıyaslıyorsunuz?” ifadelerini kullandı


Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/