23 Mart 2017 Perşembe

BBC Ülkücülerin nabzını yokladı!





BBC Ülkücülerin nabzını yokladı!
BBC muhabiri Efe Öç, Aydın'da MHP'li seçmenin referandum nabzını ölçtü. Aydınlı Ülkücülerin Bahçeli'ye tepkili olduğu dikkat çekerken, MHP tabanının önemli kısmının referandumda 'hayır' diyeceği ortaya çıktı.
Aydın'da MHP seçmeninin vakit geçirdiği kahveleri ziyaret eden Efe Öç, Ülkücülere referandumla ilgili görüşlerini sordu.
Devlet Bahçeli'nin kendilerini tatmin edemediğini söyleyen Aydınlı Ülkücüler, referandumda 'hayır' oyu kullanacaklarını söyledi.

İşte Efe Öç'ün anlattıklarından çarpıcı kısımlar:
MHP içindeki muhalif kanadı destekledikleri gerekçesiyle Aydın'daki 17 ilçenin 10'unda ilçe başkanları görevden alınmıştı.
İlin en doğusunda bulunan Buharkent de bu ilçelerden biri. Son seçimde AKP'nin birinci parti çıktığı ilçede sağ/milliyetçi seçmen yüzde 60'lık bir kesimi oluşturuyor.
Portakal ağaçlarının eşlik ettiği bir tren yolculuğuyla vardığım ilçenin merkezine doğru yürürken Meral Akşener'in fotoğrafının asılı olduğu bir kahvede duruyorum.

"MEMLEKETİN BEKASI İÇİN 'HAYIR' DİYECEĞİZ"
Bu kahvedekilerin bir kısmı kararsızlardan oluşuyor. Ancak 35 yaşındaki esnaf Gürhan Çıkrıkoğlu, onlardan biri değil.
Çıkrıkoğlu, Bahçeli'nin "Evet" çağrısı için, Buharkent adına kesin ifadeler kullanıyor. Genel seçimlerde, ilçede ev ziyareti yaptıkları kadınların dahi "önce başınızdakini değiştirin dediğini" söylüyor.
MHP'li siyasetçilerin sıklıkla dile getirdiği "memleketin bekası için evet" söylemini soruyorum.
"Bahçeli memleketin bekası için evet diyor, biz memleketin bekası için hayır diyoruz. Biz istemiyoruz tek adamlık. Benim düşünce özgürlüğüm 'hayırdan' yana. 18 maddeyi incelediğimizde benim içime sinmiyor" diyor.

MHP İÇİNDE ÇOK SAYIDA GİZLİ 'HAYIRCI' VA

Ülkü Ocakları'nda yetiştiğini söyleyen Çıkrıkoğlu'nun bu sözleri hararetli bir tartışmayı başlatıyor.
Kahvede sık dile getirilen bir başka konu da MHP içinde çok fazla 'gizli hayırcı' olduğu. Açık olarak "evet" vereceğini ifade ettikleri çok kişinin ikili sohbetlerde 'hayır' vereceğini söylediklerini belirtiyorlar.
Buharkent'teki kahvede en çok tartışma yaratan konulardan biri de, Erdoğan'ın, Bahçeli'ye yönelik söylediği "Sen kurtlarınla gez, biz eşref-i mahluk olan insanla geziyoruz" ifadesi oluyor.
"Geçmiş defterler" MHP seçmeninin gözünde çok da kapanmış değil.

ERDOĞAN'IN HAKARETLERİNİ UNUTMUYORUZ
İlçenin tren garına yakın bir başka kahvede 'hayırcılar' oldukça ağırlıkta.
Burada konuştuğum kişiler de özellikle sosyal medyada dolaşan ve Erdoğan'ın eski ifadelerine ait videoların yakından izlendiğini söylüyor.
İsmini vermek istemeyen 60'lı yaşlarının ortasındaki bir ilçe sakini, cebinden çıkardığı telefonu göstererek, "artık her şey internette, unutmuyoruz" diyor.

BAHÇELİ NEDEN ERDOĞAN'IN YANINDA DURDUĞUNU ANLATAMADI
İlk girdiğim kahvede de sorduğum bu soruya, ismini vermek istemeyen ve ilçe teşkilatının kurucularından olduğunu söyleyen biri yanıt veriyor.
"Hayır" diyeceğini açıklayarak, "Çünkü Bahçeli, AKP'nin yanında neden durduğunu anlatamadı. İkna edemedi" diyor.

BİRDENBİRE NE OLDU DA BAHÇELİ DEĞİŞTİ MERAK EDİYORUZ
Didim'in hemen merkezindeki Yeni Mahalle, son yerel seçimde MHP'nin ilçedeki oy deposu olmuş.
Son yerel seçimde, bu bölgeden ağırlıklı olmak üzere partiye, rekor sayıda, 8 bin 200 oy çıkmış.
Burada karşılaştığım, 26 yaşındaki Burak Helvacı da, bir MHP seçmeni olduğunu ancak Bahçeli'nin kendisini ikna edemediğini söylüyor:
"O kadar tartışma oldu Erdoğan ile. Sonra birdenbire ne oldu da birleştiler, merak ediyoruz. Bahçeli, Erdoğan'a karşıydı. Ondan sonra onun yanında olunca herkes şaşırdı. Bir taraf 'evet' diyor, bir taraf 'hayır' diyor."

Namık Kemal Zeybek 'Ferman Bahçeli'ninse vatan bizimdir'





Namık Kemal Zeybek 'Ferman Bahçeli'ninse vatan bizimdir'
Kayseri Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen 'Hayır' konferansına Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu katıldı.
İl Özel İdaresi Konferans Salonu'nda Anayasa değişikliği referandum u ile ilgili 'düzenlenen Hayır' konferansı saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Konferansta konuşan Kültür eski Bakanı Namık Kemal Zeybek, "Türkiye demokrasisi son durakta. Sadece demokrasi mi, hayır. Devlet de aşiret ağalığına getiriliyor. Tam da emperyalizmin istediği nokta. Sayın cumhurbaşkanı diyor ki 'Eyalet sisteminden korkmayın. Osmanlı'da da vardı'. Türkiye'de böyle eyaletler yoktu.
Osmanlı Devleti'nde vardı, ama hepsi gitti. Onlar Avrupa'daydı. Eyaletlerin hepsi gitti, Anadolu'da yoktu. Yoktu ki biz bu birlik yapısını koruyabildik. Hakkımızda devlet etmiş fermanı, ferman Bahçeli'ninse vatan bizimdir" dedi.
MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ise "Türk ordusunun askerlerine çuval geçirildi. Kimse sesini çıkarmadı. Biz de toplum olarak tepki göstermedik. Halbuki orduyu aşağılayan, bizim gözümüzden düşüren en önemli hareketti. Ama toplum olarak sesimizi çıkarmadık. Sonra ordunun en mahrem yerine, odasına girdiler. Onları aldılar İsrail ve Amerika'ya verdiler.
Ordunun tüm planlarıydı ve bir savaş halinde ne yapılacağının planlandığı yerdi. ve tuttular, bir ad verdiler ki evlere şenlik, 'Ergenekon' dediler. Halbuki Ergenekon Türklüğün yeniden doğuş destanıdır. Balyoz dediler, Ergenekon dediler. Böylece bizim zihnimizde var olan Türklüğün şanını ayaklar altına alındı, sesimiz çıkmadı. Sonuçta önümüze 18 maddeden meydana gelen bir metin koyuyorlar.
Değerli hemşehrilerim, öyle bir adım atıyoruz ki attığımız adımı çok iyi düşünmemiz lazım" ifadelerini kullandı.

MHP'de aksaçlılar düğmeye bastı, Bahçeli gidici!




MHP'de aksaçlılar düğmeye bastı, Bahçeli gidici!

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Başkanlık Sistemindeki ısrarlı tavrı sonucunda partideki kontrolünü iyice kaybettiğini gören “aksaçlıların” MHP’de lider değişikliği için düğmeye bastığı söyleniyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin hem ülkücü tabanda hem de parti tavanında kontrolünü iyice kaybettiğini gören “aksaçlılar” Bahçeli’nin yerine Türk Milliyetçilerinin ve ülkücülerin ortak kabul göreceği yeni bir isim üzerine arayış içerisine girdikleri ifade ediliyor.

7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından 1 Kasım seçimlerinin yolu açan MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye yönelik tabanda gelişen büyük tepki ve muhalefeti sindirmek için AK Parti ile yakınlaşmasının ardından Başkanlık sistemindeki tavrı ülkücü harekette ipleri tamamen koparttı.
MHP’deki muhalefet hareketinin sonucunu bekleyen “aksaçlılar”, muhalefetin bir araya gelerek bir sonuç alamaması ve arkasından 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin gerçekleşmesi nedeniyle Devlet Bahçeli’ye son bir kredi açmışlardı.
Ancak, Bahçeli’nin darbe girişiminden sonra AK Parti’nin bile gündeminden düşürdüğü Başkanlık Sistemini Türkiye’nin gündemine yeniden getirmesi bardağın iyice taşmasına neden oldu. Türk Milliyetçilerinin ve ülkücülerin Başkanlık Sistemi konusundaki tavrının çok iyi bilinmesine rağmen, MHP Lideri’nin AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdiği açık destek sonucunda Bahçeli’nin MHP içerisinde ve ülkücü tabanda otoritesini ve kontrolünü tamamen yitirdiği sonucuna varıldı.
Devlet Bahçeli’nin MHP’yi tamamen bitireceğine artık kesin gözüyle bakan “aksaçlılar”, Anayasa değişikliği paketinin TBMM Genel Kurulu’na gelmesine az bir zaman kala parti içerisindeki gücünü göstermeye karar verdiği MHP ve ülkücü camianın içerisinde açıkça dillendiriliyor.
Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı MHP Genel Başkan Yardımcısı Atilla Kaya’nın istifasının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, aksaçlıların Bahçeli’nin yerine tüm tabanı kuşatacak, muhalefeti bir araya getirecek “yeni bir isim” üzerinde anlaşmaya vardıkları konuşuluyor.


MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin AK Parti’ye tam teslimiyetini ilan eden, “Benim oyum TBMM Genel Kurulunda da referandumda da evet, diğerlerini bilmem” açıklamasının arkasında da bu bilginin olduğu söyleniyor.
Aksaçlıların çok yakında uzlaşmaya vardıkları yeni MHP Lideri’ni açıklayacakları da yine gelen kulis bilgileri arasında. İddialara göre açıklanacak olan bu yeni isim MHP ve Ülkücü Hareketin çok yakından tanıdığı bir isim olacak. MHP’deki muhalefeti bir araya getirecek ve tüm muhalif adaylar tarafından da kabul görecek.
Yine gelen bilgilere göre, Anayasa değişikliği ve referandum sonuçları ne olursa olsun Milliyetçi Hareket Partisi Devlet Bahçeli’ye bir daha teslim edilmeyecek.
Hakan Sönmez siyasetcafe.com

Avrupa Birliği’nden flaş Türkiye kararı!






Avrupa Birliği’nden flaş Türkiye kararı!
Avrupa Komisyonu'ndan Türkiye ile ilgili çok konuşulacak hamle.
Avrupa Komisyonu Türkiye’nin AB Büyükelçisi’ni çağırdı. Komisyon yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle ilgili açıklama bekliyoruz.” dedi.
Erdoğan dün yaptığı konuşmada Avrupa’ya seslenerek şöyle demişti:
“Bize parmak sallayan Avrupalılara sesleniyorum; Türkiye itilecek, kakılacak, onuru ile oynanacak, bakanları kapılardan kovulacak, vatandaşları yerlerde sürüklenecek bir ülke değildir. Dünyanın her yerinde bu yaşananlar çok yakından takip ediliyor. Siz böyle davranmaya devam ederseniz, yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Avrupalı, Batılı, güvenle, huzurla sokağa adım atamaz. Bu tehlikeli yolu açarsanız en büyük zararı siz görürsünüz.”

AKP'nin oyunu: Oy kullanamayacaklar




AKP'nin oyunu: Oy kullanamayacaklar
AKP'li Gümüşhane Şiran Belediyesi'nin, merkez ilçeye doğal gaz getirebilmek için gereken nüfusa ulaşmak amacıyla, yurt dışında yaşayan vatandaşların ikametlerini de ilçeye aldığı belirtildi.
Artı 49- Gümüşhane'nin Şiran Belediyesi'nin ilçeye doğal gaz getirmek için gerekli olan merkez nüfus sayısına ulaşmak amacıyla, yurt dışında yaşayan Şiranlıların ikametlerini bilgileri dışında Gümüşhane'nin Şiran ilçesine aldıkları ileri sürüldü.
Binlerce kişi referandumda oy kullanamayacak.
Vatandaşların referandumda oy verecekleri sandıkları kontrol etmeleri üzerine ortaya çıkan gerçek, çok sayıda kişinin Şiran'da bulunan çeşitli okullarda oy kullanmaları gerektiğini gösterdi. Ağırlıklı olarak Fransa'da ve Almanya'da yaşayan Şiranlılar, bu referandumda oy kullanamayacaklar.
Örneğin 35 senedir Fransa'da yaşayan ve her zaman burada oy kullanan vatandaş Nusrat K'nın Şiran'da bulunan Atatürk İlkokulu'nda oy vermesi gerekiyor. Nusrat Kılıç'ın Gümüşhane Şiran'daki adres bilgisinde ise sadece mahalle ismi yer alması dikkat çekiyor.
Aynı şekilde 2004 yılından bu yana yurt dışında yaşayan Rahşan Bal ve oğlu Halil Bal da Şiran'da sokak ve apartman bilgisi verilmeden ikamete kaydedilmiş. Bu nedenle oylarını Şiran'da bulunan bir okulda kullanmaları gerekiyor. Aile reisi Şakir Bal'ınsa hiçbir yerde kaydı çıkmıyor.
Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan Ecevit Tosun da mağdur olan vatandaşlardan biri. Tosun'un ikametgahı da bilgisi dışında Şiran'a alınmış.
'Binlerce kişi var, AKP'liler seçilmiş olabilir'
Bilgisi dışında ikamet kaydı yapılanların sayısının binlerle ifade edildiğini dile getiren Mukadder Tosun, "AKP'li Şiran Belediyesi, vatandaşların bilgisi dışında ikametgah kayıtlarını değiştirdi. Bu doğal gaz getirmek için yapıldı. Bu nedenle binlerce insan referandumda oy kullanamayacak. Rahşan Bal'ın oyu Yeşilbük'te çıkarken, burada yaşayan Yeşilbüklülerin oyu Marsilya'dan çıkıyor. Olayda bir kasıt ve AKP'lileri uyarma durumu olduğunu düşünüyoruz. AKP dernekleriyle irtibatı olan kişilerin oyları Avrupa'da ancak bizimkiler yok. AKP'ye oy çıkmayan köyler özellikle seçilmiş gibi görülüyor ancak kayıtların tümünü incelemeden emin olamayız" dedi." dedi.
'Birtakım şeyler yapılmış olabilir ama biz yapmadık'
Konuyla ilgili aradığımız Şiran Belediye Başkanı Yavuz Altıparmak, geçmişte doğal gaz nedeniyle birtakım şeyler yapılmış olabileceğini ancak bunların geçmişte kaldığını ve bu referandumla ilgisi bulunmadığını söyledi. Kendilerinin ikamet değişimi yapmak gibi bir yetkilerinin bulunmadığını ifade eden Altıparmak, Türkiye'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu ve bu gibi şeyleri yapmaya asla imkan vermeyeceğini iddia etti.








SON DAKİKA: Korkunç iddia: 200 kişi öldü




SON DAKİKA: Korkunç iddia: 200 kişi öldü
IRAK Ordu birliklerinin Musul'un DEAŞ terör örgütünden kurtarılması için düzenlediği operasyon sırasında 200 kişinin öldüğü iddia edildi.
IRAK Ordu birliklerinin Musul'un DEAŞ terör örgütünden kurtarılması için düzenlediği operasyon sırasında, koalisyon güçlerinin hava bombardımanı sonucu 200'den fazla sivilin hayatını kaybettiği iddia edildi.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'den yayın yapan ve Bölgesel Yönetim Başkanı Mesut Barzani'ye yakınlığı ile bilinen Rudaw televizyonunun haberine göre, koalisyon güçlerine ait savaş uçaklarının Musul'un batı yakasında bulunan El Cedide Mahallesi'ne düzenlediği hava operasyonunda atılan bombalar, sivil yerleşim yerlerine düştü.
Dün meydana gelen hava bombardımanı sonucu 200'den fazla kişinin hayatını kaybettiği iddia edilirken, ölenlerin bir bölümünün bir evin bodrum katına saklanan siviller olduğu ifade edildi. Savaş uçaklarının aynı mahellede bulunan iki evi daha hedef aldığına dikkat çekilirken, hayatını kaybedenlerin çoğunun çatışmalardan dolayı evlerin bodrum katına saklanan kadın ve çocuklar olduğu belirtildi. Yerel kaynaklar, bölgeye gelen sivil savunma ekiplerinin yıkılan evlerin enkazı altından cesetleri çıkarmaya çalıştığını belirtirken, sivillerin ölmesi nedeniyle operasyona ara verildiği öğrenildi.



FETÖ imamı mı yoksa MİT elemanı mı?




FETÖ imamı mı yoksa MİT elemanı mı? 


“FETÖ’nün Hava Kuvvetleri İmamı” olduğu iddia edilen Adil Öksüz hakkındaki belge, neden bugüne kadar tekzip edilmedi?

CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar, Zübeyir Kındıra tarafından kaleme alınan “Şeytanın İmamları” adlı kitapta yer alan ve bugüne kadar tekzip edilmeyen ‘FETÖ’nün “Hava Kuvvetleri İmamı” olduğu iddia edilen Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğu iddiasını Başbakan Binali Yıldırım’a sordu.

Kitapta yer alan belgelerde Adil Öksüz’ün kod adının “Timsah” olduğu iddia ediliyor.

Sağlar’ın soru önergesi şöyle:

FETÖ’nün “Hava Kuvvetleri İmamı” olduğu öne sürülen, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin yönetildiği Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan kaçarken yakalanan Adil Öksüz’ün, serbest bırakılmasına dair hala net bir bilgiye ulaşılamamıştır. Onu kimin serbest bıraktığı ya da hâkimin önüne giderken dosyanın içini kimin boşalttığına dair soruların cevapları darbe komisyonunda dahi verilmemiştir.
16 Temmuz günü saat 15:00 sıralarında Adil Öksüz, Akıncı Üssü çevresinde kaçarken Jandarma ekipleri tarafından yakalanmıştı. Ancak bu aşamadan sonra Öksüz’ün serbest kalmasına neden olan garipliğin MİT ajanı olmasından kaynaklandığı iddia edilmiştir. Buna dair güçlü deliller Siyah Beyaz Yayınevi’ne ait “Şeytanın İmamları” adlı kitapta yer almaktadır.


Bu iddialara göre; 10/09/2014 tarihli angaje raporunda Öksüz’ün Angajeye olumlu yanıt verdiği ve kod adı “Timsah” olduğu yer almaktadır. İşin ilginç kısmı istihbarattan herhangi bir tekzipte yayınlanmamıştır.

Bu çerçevede:

1) Adil Öksüz MİT elemanı mıdır? Kitapta yer alan belge gerçek midir? Şayet gerçek değilse neden bir tekzip yayımlanmamıştır?
2) Adil Öksüz’ün yakalandığında dosyasının devlet eli ile boşaltılıp salıverilmesi MİT elemanı olmasından mı kaynaklanmaktadır?
3) Neden kamuoyunda Adil Öksüz’ün adı geçmemektedir? Adil Öksüz planlı bir şekilde unutturulmaya mı çalışılmaktadır?
4) Adil Öksüz’ün nerede olduğunu gerçekten bilmiyor musunuz?


Erdoğan'ın Mustafa Kemal şaşkınlığı...










Erdoğan'ın Mustafa Kemal şaşkınlığı...
Salondan gelen tepki sonrası şaşkınlığı yüz ifadesine böyle yansıdı...
Erdoğan'ın Mustafa Kemal şaşkınlığı
Erdoğan'ın Balkan Federasyonları Buluşması'nda yaptığı konuşma sırasında "Kendisi de Rumelili olan Gazi Mustafa Kemal..." sözleri sonrası salonda alkış tufanı koptu. Alkış tufanı karşısında şaşıran Erdoğan duraksadıktan sonra konuşmasına devam etti.


FETÖ imamı mı yoksa MİT elemanı mı?




FETÖ imamı mı yoksa MİT elemanı mı? 

“FETÖ’nün Hava Kuvvetleri İmamı” olduğu iddia edilen Adil Öksüz hakkındaki belge, neden bugüne kadar tekzip edilmedi?
CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar, Zübeyir Kındıra tarafından kaleme alınan “Şeytanın İmamları” adlı kitapta yer alan ve bugüne kadar tekzip edilmeyen ‘FETÖ’nün “Hava Kuvvetleri İmamı” olduğu iddia edilen Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğu iddiasını Başbakan Binali Yıldırım’a sordu.


Kitapta yer alan belgelerde Adil Öksüz’ün kod adının “Timsah” olduğu iddia ediliyor.

Sağlar’ın soru önergesi şöyle:

FETÖ’nün “Hava Kuvvetleri İmamı” olduğu öne sürülen, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin yönetildiği Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan kaçarken yakalanan Adil Öksüz’ün, serbest bırakılmasına dair hala net bir bilgiye ulaşılamamıştır. Onu kimin serbest bıraktığı ya da hâkimin önüne giderken dosyanın içini kimin boşalttığına dair soruların cevapları darbe komisyonunda dahi verilmemiştir.
16 Temmuz günü saat 15:00 sıralarında Adil Öksüz, Akıncı Üssü çevresinde kaçarken Jandarma ekipleri tarafından yakalanmıştı. Ancak bu aşamadan sonra Öksüz’ün serbest kalmasına neden olan garipliğin MİT ajanı olmasından kaynaklandığı iddia edilmiştir. Buna dair güçlü deliller Siyah Beyaz Yayınevi’ne ait “Şeytanın İmamları” adlı kitapta yer almaktadır.

Bu iddialara göre; 10/09/2014 tarihli angaje raporunda Öksüz’ün Angajeye olumlu yanıt verdiği ve kod adı “Timsah” olduğu yer almaktadır. İşin ilginç kısmı istihbarattan herhangi bir tekzipte yayınlanmamıştır.

Bu çerçevede:
1) Adil Öksüz MİT elemanı mıdır? Kitapta yer alan belge gerçek midir? Şayet gerçek değilse neden bir tekzip yayımlanmamıştır?
2) Adil Öksüz’ün yakalandığında dosyasının devlet eli ile boşaltılıp salıverilmesi MİT elemanı olmasından mı kaynaklanmaktadır?
3) Neden kamuoyunda Adil Öksüz’ün adı geçmemektedir? Adil Öksüz planlı bir şekilde unutturulmaya mı çalışılmaktadır?
4) Adil Öksüz’ün nerede olduğunu gerçekten bilmiyor musunuz?


Reuters Londra Parlamento Saldırısıyla İlgili Erdoğan’ı gösterdi





Reuters Londra Parlamento Saldırısıyla İlgili Erdoğan’ı gösterdi
İngiliz haber ajansı Reuters, Londra’da düzenlenen saldırıdan sonra Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili Twitter da bir paylaşım yaptı. Ajans, Erdoğan’ın AB’ye “teröre” destek vermesi halinde kendilerinin de zarar görecekleri yönündeki tehdidi, saldırı talimatı gibi verdi.
Bugün Londra’da parlamento yakınında bir saldırı gerçekleşti. İlk bilgilere göre saldırgan aracını insanların üzerine sürdü. Aracından inen şahıs, parlamento binasına girmeye çalışırken vurularak öldürüldü. Olayda biri saldırgan beş kişi öldü, 12 kişi yaralandı.
AKP MEDYASI HABERİ, ‘REUTERS’TEN KÜSTAH PAYLAŞIM’ OLARAK VERDİ

İngiltere merkezli uluslararası haber ajansı Reuters, bu saldırının ardından Twitter hesabından Erdoğanı işaret eden bir paylaşım yaptı.
Bu sabah yaptığı konuşmada AB ülkelerini Kürt’lerin Avrupa genelinde yaptıkları Newroz kutlamaları ve diğer etkinlikleri kastederek “teröre” destek veriyorlar diyen Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz böyle davranmaya devam ederseniz, yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Avrupalı, Batılı, güvenle, huzurla sokağa adım atamaz.” demişti.
ERDOĞAN’IN SÖZLERİNİ TEHDİT OLARAK YAYINLADILAR
Reuters meydana gelen bu saldırının ardından Twitter hesabından Erdoğan’ın bu sözlerini paylaşarak, saldırıdan Türkiye ve Erdoğan’ı sorumlu gibi gösterdi.

Star yazarı: Ezan sesini duyuran hoparlörü Müslümanlar icat etmedi, bilime Mars kadar uzaklar!





Star yazarı: Ezan sesini duyuran hoparlörü Müslümanlar icat etmedi, bilime Mars kadar uzaklar! 
“Türkiye, Konya kadar Hollanda’nın tarım ürünlerinin beşte birini bile üretemiyor”
Star yazarı Lütfü Oflaz, “ezan sesini duyuran hoparlörlerin Müslümanlar tarafından icat edilmediğini” vurgulayarak “Müslüman aleminin en güçlü ülkesi Türkiye, Konya büyüklüğündeki Hollanda’nın bırakın sanayi ürünlerini, tarım ürünlerinin beşte birini bile üretemiyor. Ne yazık ki gelişmiş ülkeler ile Müslüman alemi, Mars ile Kars kadar birbirine uzak bulunuyor” dedi.
Lütfü Oflaz’ın “Bilime Kars’ın Mars’a uzaklığı kadar uzak!” başlığıyla yayımlanan (21 Mart 2017) yazısı şöyle:

Sabah ezan sesiyle uyandın.
Sana o ezan sesini duyuran hoparlörü kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi
Sonra abdestini alıp namazını kılmak için yatağından kalkarak elektriği yaktın.
Evini aydınlatan o ampulü kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
Abdestini aldın, namazını kıldın, kahvaltını yapmak için buzdolabını açtın.
Yiyeceklerini koruyan o buzdolabını ve de çamaşırlarını yıkayan o çamaşır makinesi, bulaşıklarını yıkayan o bulaşık makinesi gibi evindeki beyaz eşyaları kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
Kahvaltını yapıp işe gitmek için evinden çıktın.
Seni işine götürecek o otomobili, o otobüsü, o treni, o tramvayı, o vapuru, kısacası o tür araçları kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
Derken telefonun çaldı, açtın.
O telefonu kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
İşyerine geldin, televizyonunu açtın.
O televizyonu kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
Ardından bilgisayarını da açtın.
O bilgisayarı kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
Bir ara başın ağrıdı, bir ilaç aldın.
Baş ağrısı ilacı gibi en hafif ilaçlardan kanser ilaçları gibi en ağır ilaçlara kadar hastalıklara derman olan o ilaçları kim icat etti biliyor musun?
Bir Müslüman icat etmedi.
İlaçların yanı sıra hastalıkları teşhis eden, tedavi eden tıbbi araç gereçlerin hiçbirini bir Müslümanın icat etmediği gibi.
Bindiğin bisikletten uçağa kadar, dikiş makinesinden makine üreten makinelere kadar, insanlara hizmet eden, insanların hayatını kolaylaştıran hiçbir şeyi bir Müslümanın icat etmediği gibi.
Kardeşlerim; biz Müslümanların bundan üzüntü duymamız gerekmez mi?
İnsanlığa hizmet eden, insanların hayatını kolaylaştıran hiçbir şeyi niye bulamıyoruz diye düşünmemiz gerekmez mi?
Biz Müslümanların bilim, teknoloji üretemediğimiz gibi, niye dünya çapında sanat ürünleri üretemiyoruz diye kendi kendimize sormamız gerekmez mi?
Bakıyoruz da bilimde en ileri giden ülkelerin insanları, en çok kütüphaneye giden insanlar.
Bakıyoruz da bilimde en ileri giden ülkelerin insanları, en çok gazete, kitap okuyan insanlar.
Günde beş vakit ibadethaneye gider de niye yılda bir vakit bile kütüphaneye gitmez çoğu Müslümanlar?
Yine bakıyoruz da bilimde en ileri giden ülkeler, sanata en çok önem veren ülkeler.
Bakıyoruz da bilimde en ileri giden ülkeler, hiçbir beyinsel üretimi yasaklamayan ve de günah saymayan ülkeler.
İşte o ülkelerin insanları, insanlığa hizmet eden icatlar yapıyor.
İşte o ülkelerin insanları Ay’a gidiyor.
İşte o ülkelerin insanları Mars’ta yaşam alanı kuruyor.
İşte o ülkelerin insanları, daha geçenlerde yaşanacak yedi yeni gezegen buluyor.
Eller uzaya gidiyor; Müslüman alemi bu yarışta hep yaya kalıyor.
Bırakın bilim, teknoloji üretememeyi, 1 milyar 600 milyon nüfustan ve 63 ülkeden oluşan Müslüman aleminin toplam üretimi, 80 milyonluk Almanya’nın üretimini bile bulmuyor.
Müslüman aleminin en güçlü ülkesi Türkiye, Konya büyüklüğündeki Hollanda’nın bırakın sanayi ürünlerini, tarım ürünlerinin beşte birini bile üretemiyor.
Ne yazık ki gelişmiş ülkeler ile Müslüman alemi, Mars ile Kars kadar birbirine uzak bulunuyor!
kaynak: http://t24.com.tr/haber/star-yazari-ezan-sesini-duyuran-hoparloru-muslumanlar-icat-etmedi-bilime-mars-kadar-uzaklar,394845

Bakanlık Aydos Kalesi ve çevresini imara açtı






Bakanlık Aydos Kalesi ve çevresini imara açtı 
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yasalara ve imar kanununa aykırı olarak Aydos ormanları içerisinde bulunan Aydos Kalesi ve çevresini 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğini yaparak 21.03.2017 ve 19.04.2017 tarihleri arasında 30 gün süreyle askıya çıkardı

Aydos ormanlarının içerisinde bulunan Aydos Kalesi ve çevresi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan imar değişikliğiyle imara açıldı. İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu yapılan bu planın Devlet Ormanları 6831 sayılı Orman Kanununa ve 3194 sayılı İmar kanununun 4. Maddesine göre bu bölgede plan yapılamayacağını belirtmiş ve Orman Lejantından başka Lejant ve rumuz bu alana verilemeyeceğini hususunu özellikle belirtmişti. Ayrıca söz konusu alanda “ imar çalışmalarına konu olmayacaktır ‘’ denilmekte.
İnşaat Mühendisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önceki dönem belediye meclis üyelerinden İbrahim Doğan imar değişikliği ile ilgili yaptığı açıklamada
“Bu yapılan 1/5000 ölçekli plan değişikliği paftaları ‘’Orman Alanı’’ lejantı dışında bulunan ‘’1. Derece Doğal Sit Alanı’’ ve ‘’ 1. Derece Doğal – Arkeolojik Sit Alanları’’ lejantlarının çıkarılması ve Plan rumuzuna ‘’Orman alanı‘’ olarak işlenmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Ormanlara zarar verecek plana itiraz eden Doğan şunları kaydetti:
Netice itibari ile bu bölgede yapılan ve adına ‘’Koruma amaçlı Nazım İmar Planı’’ denilen bu plan değişikliği esas itibari ile bu bölgedeki orman alanlarının yok olmasına neden olacak bir düzenlemedir.
Anadolu Yakasının akciğeri sayılacak bu alanda yapılacak ‘’günü birlik tesisler’’ adı altında yapılacak düzenlemeler ve mesire yerleri bu doğal orman alnının peyder pey tahrip olmasına sebep olacaktır.


Sendika.Org

LÜTFEN OKUYUN YADA İZLEYİN Eski CIA Şefi Açıkça Anlatıyor! ‘Örtülü operasyonlar iyidir, ucuzdur, kansızdır.. Hedef ülkeye gidilir, bizim için çalışacak bir lider bulunur ve iktidar devrilir!’





LÜTFEN OKUYUN YADA İZLEYİN 
Eski CIA Şefi Açıkça Anlatıyor!
‘Örtülü operasyonlar iyidir, ucuzdur, kansızdır.. Hedef ülkeye gidilir, bizim için çalışacak bir lider bulunur ve iktidar devrilir!’
Langley İstihbarat’dan Lisa Ruth eski CIA mensubu Frede Rustman ile ÖRTÜLÜ OPERASYONUN FAYDALARINI konuşuyor! İbret-i âlem için izleyin… Ne yazık ki bire bir çevirisi için zaman yok ama özeti şöyle:

CIA örtülü operasyonları, küresel çıkar gruplarının birbirini yemesi sonucu sağlıklı bir şekilde yapılamıyor. Karşı gruplar, CIA harekatını basına sızdırıyor ve kendi metodlarını devreye sokuyor.. Bu rekabet olmasa CIA hedef ülkelerde gizli operasyonlar yaparak devlet başkanlarını rahatlıkla işgâle gerek kalmadan devirebilir… Ama farklı çıkar çevreleri ve bağlı medya, CIA operasyonlarını deşifre ediyor .. Bu CIA’yi yıpratıyor…
Şimdi CIA yeniden ‘yapılandırılmalı’ ve devlet başkanlarını devirme ve ABD’ye yakın kuklaları başa geçirme konusunda daha aktif rol almalı...
2011’de yapılan röportajdan bazı bölümlerinin çevirisi şöyle…
Frede Rustman: Politik örtülü operasyonlar için önce, hedef ülkede, ABD’ye faydalı olacak bir ‘devlet başkanı adayı’ olmalı. Bu aday tespit edilince, fonlarla desteklenir, politik yol haritası eline verilir, basın yayın organları onu seçimlere hazırlar ki istenmeyen adam gitsin yerine Amerika’ya faydalı olan gelsin.
Lisa Ruth: Yani bir ülkeye gidilir ve perde arkasında gizli ‘çalışmalar’ yapılır …
FR- Diplomasi de devrededir, ‘nice dogy’ (cici köpek) yaklaşımı da denenir, ama tüm bunlar işe yaramazsa, örtülü operasyonlar gerçekleştirilir. Bu yol, işgâl, savaş vs den çok daha ucuz ve etkilidir.
....
FR- 70’lerin ortasından itibaren örtülü operasyonlarda başarısızlıklar gözlenmiştir. Gizlilik sağlanamadı..
Mesela Mübarek adamımızdı.. berbattı ama bizim adamımızdı. Yerine geçecek biri tesbit edilemeden devrildi ve bakın sonuç ne kadar kötü…

Kaddafi de kötüydü ama yavaş yavaş hizaya gelmeye başlamıştı.. Yeterince hızlı adımlar atmadı.. Gitti… Bizim acilen petrole ihtiyacımız vardı. Bekleyemezdik. Örtülü ve açık operasyon gerçekleştirildi.. Kaddafi gitti, ABD çıkarları çerçevesinde belirlenmiş adamlar geldi.. Burada CIA operasyonlara yardımcı oldu..
Lisa Suriye ve Yemen’de iktidara gelecek ‘seçilmiş’ biri henüz yok. Bu durum örtülü operasyon için ideal değil mi?
FR- Kesinlikle! CIA oralarda olmalı ve ‘çalışmalı’.. İktidar koltuğu için, ABD çıkarlarını kollayacak ‘özel’ birini bulmak için uğraşmalı. Esad gidici.. O kesin. O gidince ortalığı anarşinin saracağı da kesin.. İşte bu sırada bizim için çalışacak birini bulmak zorundayız.

Lisa Şimdi ters köşe yapayım ve sorayım: Bir ülkeye gidip iktidarı düşürme harekatına girişmek çok hoş bir şey değil. Mesela Libyalılar ABD'ye gelip örtülü operasyonlar yapsa hoşumuza gider mi? Bu gibi işler ahlâki değil diyenlere ne cevap verirsiniz?
FR- Ne yani.. Irak’da olduğu gibi 4.000 Amerikalı askerin tabutlar içinde gelmesi daha mı iyi?! Bunu mu istiyorlar!
Evet, bu kirli bir oyun ama buna mecburuz.. Bugün örtülü operasyonları layığıyla yapamıyoruz.. Yeterince örtülü ve gizli kalamıyorlar çünkü! Medya örtülü operasyonlara karşı çıkıyor.. Biz bir aday buluyoruz, onu iktidara hazırlamak için yazılar yazdırıyoruz… O yazılar ABD medyası tarafından da farklı şekilde algılanıp kullanılabiliyor ve ortaya karmakarışık bir durum çıkıyor.

Herkes iyi düşünsün! Örtülü operasyonlar iyidir. Ortalık kan gölüne dönmez.. Değişim ucuza malolur.. Ama gizli olması gerekir… Ertesi gün operasyon haberleri New York Times’da manşet olursa yaptığınız işin anlamı kalmaz! CIA bu korku nedeniyle rahat çalışamıyor son zamanlarda…

Bakın Afganistan’da iyi iş çıkardık! Sahada önce CIA olarak biz vardık.. Oraya yüzlük dolarla dolu bavullarla gitmiştik.. Taliban’ı da El Kaide’yi de ininden dışarı çıkardık.. Sonra durmak zorunda kaldık.. İşler bozuldu…


Dünyaca ünlü firmaların değişen reklam ve pazarlama yöntemlerinin arkasında ne var?




Dünyaca ünlü firmaların değişen reklam ve pazarlama yöntemlerinin arkasında ne var? 
Dünyaca ünlü firmaların değişen reklam ve pazarlama yöntemlerinin arkasında ne var?
Üç gün öncesine kadar Lyft’in adını duymamıştım. Ta ki pazartesi sabahı iş arkadaşım, Uber uygulamamı silip yerine Lyft indirip indirmediğimi sorana dek. Pek çok insan, Uber’in New York JFK Havaalanı’ndaki taksicilerin Donald Trump’ın göçmen yasağına karşı iş bırakma eyleminden sinsice istifade ettiğine kanaat getirdikten sonra #deleteuber Twitter’da yükseldikçe yükseldi.


Hemen ertesi gün, Lyft’in CEO’su Logan Green, hızlı pazarlama hünerini konuşturarak şirketin ACLU’ya (ABD’de vatandaşlık haklarını savunan en büyük örgüt) bir milyon dolar bağışlayacağını tweet’ledi. Bu da Lyft uygulamasının indirilme sayısının ilk kez Uber’i sollamasına sebep oldu. Eskiden s*ks satar derlerdi, anlaşılan artık aktivizm satıyor. O hafta sevap saçan tek şirket Lyft değildi.

Starbucks CEO’su, Trump’ın göçmen yasağına tepki olarak 10 bin göçmenin istihdam edileceğini taahhüt eden bir açık mektup yazarken, AirBnb’nin kurucusu Brian Chesky’yse ABD’ye girişine izin verilmeyen herkese ücretsiz konaklama imkanı sunacağını Twitter’dan duyurdu. Lyft’i geçme çabasındaki Uber bile bu “yanlış ve haksız yasaktan” etkilenen sürücülere yardım etmeye 3 milyon dolarlık fon ayırdı.

Şirketler, büyük cömertlik gösterileriyle birbirlerini geride bırakma çabasında ama ortada önemli bir ayrıntı var: Çabaları ancak müşterilerinin kulağına gittiği müddetçe anlamlı. Bir markanın hayır işlediği yerde mütevaziliğe yer yok.

Bu markaların bir yandan örnek bir sosyal sorumluluk gösterisinde bulunurken diğer yandan sütlü kahve ve ucuz konaklama sattıkları için göçmenlere destek olduklarının ayrımına varmak kolay değil. Pazarlama bütçelerini iyi amaçlara ayırmanın şu anda o meblağı başka bir yere harcamaktan daha çok ses getireceğinin farkındalar.

İngiltere’de insanlar yumuşak içiminden dolayı değil, Honduras’taki genç erkekleri çete üyesi olmak yerine kahve üreticisi olma yolunda eğittiği için Kenco marka kahve içiyor. En çok televizyon izlenen saatlerde “çetelere karşı kahve” sloganıyla yayınlanan, çete üyesi gençlerden birinin dövmelerinin kahve tarlalarına dönüştüğü reklamı izledim, oradan biliyorum. 8 Kasım’da, yani ABD başkanlık seçiminin olduğu gün, spor giyim markası Patagonia, polar kazak seçmeyi başkan seçmeye yeğleyen kimselerin oy kullanmama bahanesini ortadan kaldırmak için tüm dükkânlarını kapattı.

2010’da Pepsi, Pepsi Refresh Girişimi’ni başlattı: Topluma olumlu bir katkı sunacak fikirler sunan STK ve bireylere hibe edilecek 20 milyon dolarlık bir fon. Bu 20 milyon dolar aslında pazarlama bütçesine ayrıldığında, şirket o sene Super Bowl’da (ABD’de futbol sezonunun final maçı; birçok dev bütçeli, çok konuşulan reklam ilk burada gösteriliyor) reklam yayınlamak yerine büyük müsabakanın bir hafta öncesinde bu girişimin tanıtımını yaptı.

Belki 2010 böyle kurumsal bir yardım kampanyasına hazır değildi, belki de tüketiciler pazarlama taktiğinin kokusunu alıverdi, çünkü Pepsi satışları dibe vurdu ve şirket iki sene içinde girişimi çöpe atıp onun yerine Super Bowl sırasında Elton John’ın başrolde olduğu şatafatlı bir reklam yayınladı. Dev bir pazarlama bütçesinin ACLU’nun cebine girmesini tabi ki tercih ederiz etmesine de, Elton John’lu reklamın şeffaflığında insanın içini rahatlatan bir şey var.

Dove, son 12 yıldır Gerçek Güzellik için Dove Kampanyası dahilinde normal kadınları kullanmanın ekmeğini yiyor. Markanın, erkek deodorantı Axe’ın (diğer adıya Lynx’in) de sahibi olan Unilever’e ait olduğundan bahsedilmemesiyse ne tuhaf. Bu deodorant markasının televizyon reklamları, Victoria’s Secret seviyesinde erişilemez, basmakalıp güzellikte kadınları kullanıyor.

Aynı reklam arasında kızlara kendilerini oldukları gibi kabul etmeleri, oğlanlara ise bronz tenli, kılsız-tüysüz kusursuzluktan azına razı olmamaları gerektiğini aşılamak hem gaddar hem kurnazca bir hamle. Unilever’in her iki alıcı kitlesi de bunları yiyip yutuyor. Gerçi s*ksin artık satmamasıyla birlikte Lynx’in de kılık değiştirdiğini fark edeceksiniz. Genç hedef kitlesi ne kadar değişken olsa da son trendi takip ediyor; daha çok aktivist, daha az cinsiyetçi.

Bugün başarılı pazarlama taktiğinin temeli bu: aktivizm modası. Popüler meditasyon uygulaması Headspace’in yöneticisi Will Fowler, “eylemliliğimize şu an markalar aracılık ediyor” diyor. “Markalar, insanların bireysel olarak hiçbir şeyden taviz vermeden kendi sırtlarını sıvazlamalarına olanak sağlıyor.” Doğru. Starbucks’ın sıcak, rahat mı rahat ortamına adım atıp tatlı bir kafein arası vermek, hafta içi Calais göçmen kampına bebek arabası taşımaya eşdeğer değil. Bir taksi uygulamasını silip öbürünü indirdim diye kendimden müthiş memnun kaldım.

Günümüzün Brexit ve Trump dünyasında hepimiz bazı yanlışları düzeltmek istiyoruz, ama çok az insan bir şeylerden vazgeçmeye niyetli. Madem bir marka her zamanki yaşam biçimimi sürdürmeme olanak sağlarken sosyal bilincimi gaza getirmeyi de biliyor, o hâlde tüm cep harçlığım onun olsun.

Yani, işler tıkırında. Bu markalar, içlerinden öyle geldiği için hayır işi yapıyor değiller, iyilik yapmanın polar kazak, kahve ve taksi yolculuğu sattığının farkında olan zeki insanlar tarafından yönetiliyorlar. En nihayetinde belirleyici olan şey paramızı nereye harcadığımızsa, paramızı şimdilik iyi iş yapan şirketlere harcıyoruz.
Ta ki alaycı şüpheciliğimiz geri gelene kadar – o zaman da Elton’un yardıma koşacağından şüphem yok.
kaynak: http://t24.com.tr

Gelenek denilerek meşrulaştırılan bir işkence: Meme Ütülüme





Gelenek denilerek meşrulaştırılan bir işkence: Meme Ütülüme
“Bir kadın olarak, ülkem yok. Bir kadın olarak, bir ülkem olsun istemiyorum. Bir kadın olarak, bütün dünya benim ülkem” Virginia Woolf
Canım acıyarak yazdım bu yazıyı. Meme ütülemeyi öğrendiğim andan itibaren vücudumun her yanı sızlamaya başladı.
Bir kez daha anladım kadınların coğrafyasızlığını ya da tüm dünyanın bizim ülkemiz olduğunu. Acılar o kadar benziyor ki birbirine, heyhat her yerde mi zor kadın olmak? Ya da ne zaman bu erkek dünya bedenimizden elini çekecek?
Kadına yönelik şiddet dünyanın her yerinde mevcut. Şiddetin biçimi isim değiştirse de maruz kalanı hep kadınlar oluyor. Dahası kadınların maruz kaldığı şiddete, yine kadını baskılayıp ona şiddet uygulayarak engel olunmaya çalışılıyor. Kadınları kıskaç altına alan bu şiddet sarmalı, asırlık geçmişiyle varlığını sürdürürken kadınların maruz bırakıldıklarına eril tahakküm, gelenek ismi vererek bazı uygulamaları meşrulaştırıyor. Bunun yanı sıra kadın suçluymuşçasına bedeninin erkeğin şiddetine maruz kalmaması bahanesiyle yine kadın cezalandırılıyor. Bu tarz yaklaşımlara da gelenek adı verilirken şiddetin cezası kadına kesiliyor, kadın olmanın kendisi bir suç olarak görülüyor.

Koruma adı altında normalleştirilen uygulamalardan biri olan meme ütüleme, genç kadınlarınmemelerinin gelişmeye başlamasıyla yapılıyor. Sıcak bir cisimle yapılıp memenin düzleşmesi ya da iyice yok olması sağlanıyor. Başta annelerin sütünü arttırmak amacıyla uygulanmaya başlayan meme ütüleme daha sonra tüm kadınlara çektirilen bir acı oldu. Buna göre cinsel tacizi, evlenmeden hamile kalmayı, tecavüzü, erken yaşta evliliği engellemeyi, erkekler tarafından çekici bulunmanın önlenmesi gerekçe gösterilerek genç kadınlar büyüme çağına girdiklerinde memeleri, sıcak bir cisimle düzleştiriliyor. Kamerun’da uzun yıllardır yapılması ise hem genç kadınlar hem de bunu yapanlar tarafından normal ve gerekli bulunmasına sebep oluyor.

2014 yılın yapılan bir araştırma kapsamında yapılan ankete göre meme ütülemenin, yüzde 58’i anne, yüzde 10’u dadı, yüzde 9’u abla, yüzde 7’si büyükanne tarafından yapıldı. Ayrıca anket, meme ütüleme sonrası genç kadınların yüzde 70’inin göğüslerinin sargılı ya da meme bantlarıyla bağlı olduğunu ortaya çıkardı.
Bir başka ortaya çıkan sonuç ise meme ütüleme sonrası pek çok sağlık problemi olduğu.
Şiddetli ağrılar, yüksek ateş, kistlerin oluşması, göğüs etrafında sivilceler, enfeksiyon gibi sorunlarla birlikte meme kanserine de sebep olabildiği görüldü. Ayrıca psikolojik travmalar da yaşandı.
Gelenek denilerek meşrulaştırılan bir işkence

Meme ütüleme, ağır bir insan hakları ihlalidir. O yüzden gerek Kamerun’daki gerek dünyanın farklı bölgelerindeki insan hakları aktivistleri, kuruluşlar önlenmesi için çaba harcadı, harcamaya devam ediyor. Ayrıca bazı politikaların üretilmesi de söz konusu. Buna göre 1986’da Kamerun, işkenceyi ve diğer zalimane davranışları önleyici bir sözleşmeye dâhil oldu, 1994 yılında ülke Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini onayladı. 2003 yılında Afrika insan hakları ve kadın hakları ile ilgili bir protokolü imzaladı. Yaşam ve fiziksel haklarla ilgili olan bu protokole göre zararlı geleneksel uygulamalara karşı dürüst ve ceza içerikli bir önlem alma kararı aldı.

Tüm bu politikalara rağmen meme ütüleme hâlâ devam ediyor. Genç kadınların bu şekilde korunacağına inanılıyor. Erkek şiddetinin faturası kadınlara kesilirken pek çok sağlık sorunu da varlığını koruyor. Gelenek adı verilerek meşrulaştırılan bu işkence, uzaktan uzağa, pek gerçekçi olmayan ve sadece sözleşmelerle, raporlarla sınırlı kalan adımlarla önlenmeye çalışıyor.


Kaynak:
* Julia Ada Tchoukou, Introducing the Practice of Breast Ironing as a Human Rights Issue in Cameroon, 2014.
* G. Lisa Eriksson, Breast Ironing in Cameroon A harmful practice restricting sexuality or a means to protect the girl child from harm, 2014.

Tacizcinin dilini koparan kadın: Eminim artık tanımadığı hiçbir kızı öpmeye kalkamayacak





Tacizcinin dilini koparan kadın: Eminim artık tanımadığı hiçbir kızı öpmeye kalkamayacak 
Kendisini zorla öpmeye kalkan erkeğin dilini ısırarak koparan Ebru O., “Eminim artık tanımadığı hiçbir kızı öpmeye kalkamayacak” diyerek kadınlara güçlü olun mesajı verdi: “Tacizci ne kadar güçlüyse sen de o kadar güçlü ol. Tepkini ortaya koyacaksın. Erkekler taciz etmemeyi öğrenecek.”
İstanbul Esenyurt’ta 14 Mart 2016 günü evine gitmek için Cumhuriyet Meydanı’ndaki geçidi kullanan Ebru O. (28), merdivenden çıktığı sırada arkadan gelen Mert O. (19) isimli genç tarafından yüzü kapatılarak taciz edildi. Ebru E. kendisini zorla öpmeye kalkan gencin dilini ısırarak kopardı.

Olaydan sonra gittiği hastanede yakalanan Mert O, savcıya verdiği ifadede Ebru O.’yu kız arkadaşı zannederek sürpriz yapmak istediğini ve arkasından yaklaşıp elleriyle gözlerini kapattığını sonra da sevgilisi zannettiği kişiyi öptüğünü, dilini ağzına soktuğunda ise karşısındaki kişi tarafından dilinin ısırılarak koparıldığını söyledi.
Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede Mert O.’nun cinsel davranışlarla Ebru O.’nun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğini belirtilerek ‘cinsel saldırı’ suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

‘KENDİMİ KORUMA İÇGÜDÜSÜYLE YAPTIM’
Peyzaj teknikeri Ebru O. yaşadıklarını Hürriyet’ten Burcu Purtul’a şöyle anlattı: “Bir yıl önce diş doktorundan eve dönüyordum. Esenyurt’ta Cumhuriyet Meydanı’ndaki durakta indim. Saat 22.15’ti, ortalıkta kimse yoktu. Tam merdivenlere yöneldim, arkamdan biri gözlerimi kapattı. Öpmeye çalıştı.
Çenem uyuşuk olduğu için nasıl ısırdığımı bilmiyorum. Refleksti sanırım. Kendimi koruma içgüdüsüyle yapılmış bir hareketti. Dili ağzımda kaldı tükürdüm. Galiba dilinin koptuğunu o an fark etmedi, çünkü tacize devam etti. Üstüm başım kan içinde kalmıştı. Ben yere çömeldim. Sonra acısını fark etti herhalde, birkaç saniye öylece durduktan sonra kaçıp gitti.”

‘AYLARCA YEMEK YİYEMEDİM’
“Aylarca yemek yiyemedim. Sürekli midem bulandı. Hep o an aklıma geliyordu. Ne kadar kuvvetli ısırdığımı bilemem. Zaten ağzımın içi hissizdi o an. Olaydan sonra biber gazıyla gezmeye başladım. Otobüsteyken çantamda, inince elimde duruyor. Onun için belki çok basit bir şeydi ama benim psikolojim darmadağın oldu.
Geceleri uyuyamadım. Korkarak gidiyordum eve. Bana bunu yaşatmaya hakkı yoktu. Daha yeni yeni kendime gelebildim. Eminim bundan sonra artık tanımadığı hiçbir kızı öpmeye kalkmaz.”

kaynak: http://ilerihaber.org/icerik/tacizcinin-dilini-koparan-kadin-eminim-artik-tanimadigi-hicbir-kizi-opmeye-kalkamayacak-69580.html

İSKİ’nin fatura yolladığı Manisalı Atbaş: Neredeyse bu evi verin bana, borcumu öderim





İSKİ’nin fatura yolladığı Manisalı Atbaş: Neredeyse bu evi verin bana, borcumu öderim 
Manisa’da yalnız yaşayan 80 yaşındaki Adın Atbaş’a, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürlüğü su faturası gönderdi.
İstanbul’a hiç gitmediğini, gayrimenkulünün de olmadığını söyleyen Atbaş, İSKİ yetkililerine seslenerek “Ev benimse neredeyse bu evi verin bana, borcumu da ödeyeyim” diyerek tepki gösterdi.
Manisa’da 3 ay önce eşini kaybeden Adın Atbaş, Şehzadeler ilçesi İkinci Anafartalar Mahallesi’nde, bir Alman vatandaşı tarafından ölünceye kadar yaşaması için kendisine verilen evde yaşamını sürdürüyor.

Üç ayda bir aldığı 719 liralık yaşlılık maaşı dışında bir geliri olmayan Atbaş, İSKİ Genel Müdürlüğü Avrupa 1. Bölge Abone İşleri Dairesi Başkanlığı’nca evine gönderilen borç ihtarnamesiyle şaşkına döndü.
6 Mart 2017’de gelen ve son ödeme tarihi 5 Nisan 2017 olan 183.93 liralık borcu ödememesi halinde icraya verileceğini öğrenen Atbaş, tepki göstererek kendisini borçlandıran İSKİ’ye dava açacağını söyledi.

‘İSTANBUL’UN YOLUNU BİLMEM’
Ömrü boyunca İstanbul’a gitmediğini ve orada yaşamını sürdüren kimsesinin olmadığını iddia eden Atbaş, şunları söyledi: “Benim elimden bir tutanım, kimsem yok. Ben İstanbul’a gitmedim. İstanbul’un yolunu bilmem. Ben yürüyemiyorum. Başıma bir şey gelecek diye doktora gitmek dışında dışarı çıkmıyorum.
Ben ne yapacağımı bilmiyorum. İstanbul’un yolunu bilmem. Keşke yolunu bilsem ama yolunu bilmiyorum. Ben dava açacağım. İstanbul’da evim yok. İşim yok. Bana niye bu hakareti yapıyorlar. Eğer borç benimse, ev benimse nerdeyse bu evi verin bana ben borcumu ödeyeyim. Bu evrakı gördükten sonra tansiyonum yükseldi. Bu ilaçlarla yaşıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum.”

kaynak: sputniknews.com

İngiliz Times gazetesinden flaş Türkiye analizi






İngiliz Times gazetesinden flaş Türkiye analizi
İngiliz Times gazetesi editör ve yazarlarından Roger Boyes, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AB'yi bu yaz, göçmenleri serbest bırakmasıyla oluşacak bir kaosla tehdit ettiğini belirtti.
Boyes, Batı ile Türkiye’nin arasındaki ilişkinin bugünkü noktaya gelmesinde, AB’ye üyelik konusunda Türkiye’yi yanıltan Batı’nın büyük payı olduğunu yazdı.
Gazetenin yorum sayfasında yayımlanan yazı ‘Erdoğan, AB için bir kaos yazı tehdidinde bulunuyor’ başlığını taşıyor.

Yazının başında geçen günlerde vizyona giren ve Erdoğan’ın hayatını anlatan ‘Reis’ filmine değiniliyor.
Boyes, daha sonra referandumun cumhurbaşkanına getireceği yetkilerden bahsediyor ve bunun otokratik bir yönetime gidiş olduğu yorumunu yapıyor.
Yazar 15 Temmuz darbe girişimi ardından yaşanan tasfiyeleri ve Hollanda’yla yaşanan son krizi de anlatıyor.

‘ERDOĞAN’I ÖRNEK GÖSTERMİŞTİK’
Boyes daha sonra yeniden Reis filmine dönüyor ve bunun kaba bir propaganda olabileceğini ancak en azından Erdoğan’ın bir dönem Batı tarafından neden değer verildiğini hatırlattığını yazıyor.
Boyes, “O (Erdoğan) bir çağdaşlaştırıcıydı. İslam ve Kemalist laiklik arasında denge sağlamak isteyen biriydi. Erdoğan’ın bu dengeye vardığından o kadar emindik ki onun siyasi İslam anlayışını, Arap Baharı’nın isyancıları için cazip bir yön olarak gösterdik. Bu şimdi ortadan kayboldu ve en önemi soru ise şu: Türkiye’yi kim kaybetti?” diye devam ediyor.

‘BİZ TÜRKİYE’Yİ HİÇ BİR ZAMAN KULÜPTE (AB) İSTEMEDİK’
Boyes BBC Türkçe’nin aktardığı yazısında bu konuda Batı’ya eleştiri yöneltiyor.
Türkiye’nin 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzaladığını, 1999’da da AB’ye aday üye olduğunu hatırlatan Boyes, Erdoğan’ın da 2003’te başbakan olduğunda, Türkiye’yi AB’ye sokacak kişi olarak görüldüğünü belirtiyor.
Yazı şöyle devam ediyor: “İdam cezasını kaldırmayı, bağımsız bir yargıya doğru yönelmeyi ve Kürtlerin haklarını korumayı kabul etmişti. Hal böyle iken biz ise hiçbir zaman Türkiye’yi kulüpte istemedik. Türkiye’nin büyüyen nüfusu, Müslüman kimliği ve çatışmalara sahne olan yerlere yakınlığı bunu zor bir teklif haline getirdi.”
Yazar göre, “2004’te Madrid, 2005’te Londra’da gerçekleştirilen terör saldırılarından sonra AB’deki merkez sağ partiler Hıristiyan kimliklerini hatırladı ve Erdoğan’a ‘kötü haberi’ aktarmakta başarısız oldu”.
Boyes bunun yerine Erdoğan’a imtiyazlı ortaklık gibi sözlerle gelindiğini, ‘Türklerin de bununla, her zaman olduğu gibi Avrupa’nın ötekisi olmaya devam edeceklerini anladıklarını’ belirtiyor.
Yazara göre, ‘AB göçmen sorunuyla ilgili Erdoğan’a bağımlı oldukça bu ötekiliğin yarattığı rahatsızlık da buna paralel olarak artıyor’.
Boyes yazının sonunda, Erdoğan’ın bu yaz mültecileri Avrupa’ya gitmeleri için serbest bırakabileceğini belirtiyor ve ‘bu yaz bir kaosa hazır olun’ diye yazıyor.

ISIS kendileriyle ilişkiyi reddeden 150 Iraklı Hıristiyan kadını öldürdü, Diğer seks köleleri için bir fiyat listesi yayınladı







ISIS kendileriyle ilişkiyi reddeden 150 Iraklı Hıristiyan kadını öldürdü, Diğer seks köleleri için bir fiyat listesi yayınladı

Üçünü bir müşteriye verirse indirim uygulayacağını belirtiyorlar.
(Türk, Suriye veya Körfez Devleti vatandaşı değilseniz) 
40-50 yaş arası Yezidi / Hristiyan kadın 50.000 dinara sadece 43 $ 'a satılıyor.
En pahalı grup 1 ile 9 yaş arasında 172 dolar ve daha fazlasına satılıyor.
Köleler bu arada kadın olarak listelenmiyor. Bunun yerine menü, onları "eşya" olarak etiketliyorlar.

Kendilerine İslam Devleti diyen militanlar, Irak Yezidi kadınlarının kaçırılmasını, tecavüz edilmesini haklı çıkaran ve onları köleliğe zorlayan teolojik gerekçeleri Ayetlerden ve hadislerden örnekler vererek ayrıntılı  açıklamasını yapıyorlar. En önemlisi, Dabiq olarak bilinen İslami Devlet dergisi (İngilizce versiyonu), seks köleliğinin var olduğunu itiraf etmek konusunda herhangi bir endişeye sahip değiller.
Read more at http://www.commdiginews.com/world-news/isis-slays-150-iraqi-christian-women-issues-a-price-list-for-sex-slaves-31805/#XTDXFwPZcEhTDiy0.99