İNSAN Güncel: 01/01/17

1 Ocak 2017 Pazar

Nazım'ın 'Severmişim meğer' şiiri son 50 yılın en güzel şiiri seçildi



Nazım'ın 'Severmişim meğer' şiiri son 50 yılın en güzel şiiri seçildi
Londra’da bulunan sanat merkezi Southbank Center, son 50 yılın en güzel 50 aşk şiiri arasına Nazım Hikmet’in ‘Severmişim Meğer’ şiirini de aldı.
Şiirler, Southbank Center’ın şiir dalında uzman ekibi tarafından bir yıllık bir çalışmayla 30 ülkeden şairleri arasından belirlendi. Seçmeler yapılırken modern döneme ağırlık verildi.
Ekip üyelerinden James Runcie, ”Gerçekten uluslararası ve üslup bakımından da çeşitlilik barındıran bir liste oldu. Zor olan, sadece 50 şiir seçmekti” dedi.

Severmişim Meğer

yıl 62 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedimtoprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer
meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer
kapalı olsun açık olsun
Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe
hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ı
kulağıma sesler geliyor
gök kubbeden değil meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine
ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino’da kışın
çıkarlar karşıma alçakgönüllü kiba
kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi
İzmir’in kavakları
dökülür yaprakları
bize de Çakıcı derler
yar fidan boylum
yakarız konakları
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına
ucu işlemeli
yolları severmişim meğer
asfaltını da
Vera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e
asıl adı Göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak
hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım
eşkiyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok
ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazd
çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöz’e gidiyorum Ramazan gecesi
önde körüklü kaat fen
belki böyle bir şey olmadı
….
çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler kaktüsler fulyalar
İstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yı
ağzı acıbadem kokuyoryaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim salıncak buluklara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım
severmişim meğer
gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim
güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın
meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama Ayvazofki’nin denizleri bir yana
bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara
ayışığı geliyor aklıma en aygın baygın en yalancısı en küçük burjuvası
severmişim
yağmuru severmişim meğer
ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim
beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın
içinde ve çıkar yolculuğa hartada çizilmemiş bir memlekete gider
yağmuru severmişim meğer
ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Prag-Berlin treninde
yanında pencerenin
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
bir eski ölümdür benim için
Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
zifiri karanlıkta gidiyor tren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
NÂZIM HİKMET
19 Nisan 1962









2016'YA HIZLI BİR BAKIŞ !!! Nasıl sapıklaşıp yozlaşıyoruz





2016'YA HIZLI BİR BAKIŞ !!! 
Nasıl sapıklaşıp yozlaşıyoruz
* 9 OCAK 2016: DİYANET'TEN FETVA
"Bir babanın öz kızına şehvet duyması haram mı?" sorusuna "Haramlık oluşturmaz" yanıtı verildi. 

* 12 OCAK 2016: YILIN İLK SALDIRISI: SULTANAHMET



* 12 OCAK 2016: ERDOĞAN AKADEMİSYENLERİ HEDEF ALDI
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Barış İçin Akademisyenler inisiyatifiyle bir araya gelen 1128 akademisyeni hedef aldı.

* 17 ŞUBAT 2016: ANKARA'DA BOMBALI SALDIRI

* 18 ŞUBAT 2016: CERATTEPE'DE AĞAÇ KATLİAMI BAŞLADI

* 12 MART 2016: ENSAR VAKFI CİNSEL İSTİSMAR SKANDALI

* 13 MART 2016: KIZILAY'DA BOMBALI SALDIRI



* 19 MART 2016: İSTİKLAL CADDESİ'NDE PATLAMA

* 22 MART 2015: RIZA SARRAF TUTUKLANDI

* 26 NİSAN 2016: DEVLET 'KUŞ UÇURMADI' AMA İHA'YLA KLİP ÇEKİLDİ!

* 5 MAYIS 2016: DAVUTOĞLU İSTİFA ETTİ

* 6 MAYIS 2016: CAN DÜNDAR’A SALDIRI



* 12-18 MAYIS 2016: NURETTİN YILDIZ GİTTİĞİ YERLERDEN KOVULDU
"6 yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebilir", "Kadınlar dayak yedikleri için sabaha kadar şükretmelidir" gibi sözleri nedeniyle gerici ve yandaş ilahiyatçı Nurettin Yıldız Sinop ve Gaziantep'ten kovuldu.

* 15 MAYIS 2016: MHP’DE KURULTAY KRİZİ

* 22 MAYIS 2016: BİNALİ YILDIRIM BAŞBAKAN OLDU

* 7 HAZİRAN 2016: VEZNECİLER’DE BOMBALI SALDIRI



* 14 HAZİRAN 2016: ERDOĞAN’DAN PUTİN’E ‘ÖZÜR’ MEKTUBU

* 28 HAZİRAN 2015: ATATÜRK HAVALİMANI’NDA PATLAMA

* 15 TEMMUZ 2015: TÜRKIYE’DE DARBE GİRİŞİMİ

* 20 TEMMUZ 2016: OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN EDİLDİ

* 7 AĞUSTOS 2016: YENİKAPI'DA 'DEMOKRASİ VE ŞEHİTLER' MİTİNGİ

* 20 AĞUSTOS 2016: GAZİANTEP'TE DÜĞÜNE BOMBALI SALDIRI



* 24 AĞUSTOS 2016: TSK, SURİYE'YE ASKERİ HAREKAT BAŞLATTI!

* 4 EYLÜL 2016: BOYUN EĞMEYENLER KARTAL’DA BULUŞTU
Aralarında sendikacı, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve yazarların olduğu yüzlerce imzacının çağrısıyla kamuoyuna duyurulan "Gericiliğe, emperyalizme ve darbecilere karşı" başlıklı miting Kartal'da gerçekleştirildi. 

* 8 EYLÜL: KIŞ SAATİ UYGULAMASI YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILDI

* 16 EYLÜL 2016: TARIK AKAN HAYATINI KAYBETTİ

* 16 EYLÜL 2016: İSTANBUL'DA BİR KADIN, ŞORT GİYDİĞİ İÇİN OTOBÜSTE SALDIRIYA UĞRADI

* 17 EKİM 2016: MUSUL OPERASYONU BAŞLADI



* 31 EKİM 2016: CUMHURİYET GAZETESINE AKP OPERASYONU!

* 4 KASIM 2016: AKP'DEN HDP'YE OPERASYON

* 16 KASIM 2016: TECAVÜZCÜSÜYLE EVLİLİK ÖNERGESİ VERİLDİ

* 17 KASIM 2016: ŞIRVAN’DA KATLİAM: MADENCILER GÖÇÜK ALTINDA KALDI (NE DE OLSA FITRATTANDIR)



* 24 KASIM 2016: AVRUPA TÜRKİYE'YLE MÜZAKERELERİ 'GEÇİCİ DONDURMA' KARARI ALDI

* 29 KASIM 2016: ADANA’DA TARİKAT YURDUNDA YANGIN

* 10 ARALIK 2016: BEŞİKTAŞ’TA BOMBALI SALDIRI

* 14 ARALIK 2016: ERDOĞAN: MİLLİ SEFERBERLİK İLAN ETTİ.

* 17 ARALIK 2016: KAYSERİ’DE ASKERLERİ TAŞIYAN OTOBÜSE BOMBALI SALDIRI

* 19 ARALIK 2016: RUSYA'NIN ANKARA BÜYÜK ELÇİSİ ANDREY KARLOV’A SUİKAST


DİYANETLE İLGİLİ AKILLARDA KALAN SKANDALLAR:



* YATILI KUR’AN KURSUNDA 6 ÇOCUK ÖLDÜ, KURS İZİNSİZ ÇIKTI

* SEÇİMLERDE MÜKERRER OY SKANDALI

* “NİŞANLILAR ELELE TUTUŞMASIN” FETVASI

* ALEVİLERLE EVLİLİK FETVASI

* “PİYANGO HARAM” FETVASI

* “FEMİNİZM AHLAKSIZLIK” AÇIKLAMASI



* MAL VARLIĞINA GÖRE KEFEN

* “ENGELLİLER SANDALYEDE NAMAZ KILMASIN” FETVASI

* “GREV CAİZ DEĞİL” HUTBESİ 

* MERSEDES SKANDALI
Bu kuruma 2016’da Türk vatandaşlarının vergilerinden 6 milyar 483 milyon TL’lik bütçe ayrıldı. Bu rakam, 13 bakanlığın bütçesinden fazla!

Zehir; altın kupada sunulurmuş, ben hepimize temiz bir 2017 diliyorum...


Science and Religion

Gece kulübüne yapılan saldırıdan sonra Diyanet geri adım attı




Gece kulübüne yapılan saldırıdan sonra Diyanet geri adım attı 
Diyanet İşleri Başkanlığı, yılbaşı saldırısı öncesinde “kendini ve yaratılış gayesini unutarak değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz” diyerek yılbaşı kutlamalarına karşı açıklama yapmıştı.
Diyanet’in saldırı öncesindeki açıklamasında, yılbaşı kutlamaları “gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek” olarak nitelendirilmişti.


‘YAŞAM BİÇİMLERİNE GÖRE TOPLUMU BÖLMEK, KARŞI KARŞIYA GETİRMEK…’
Diyanet’in Reina’da gerçekleşen, 39 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı sonrasında yaptığı açıklamadaysa, “bu gece yapılan terörü diğer olaylardan ayıran tek fark toplumda fitne oluşturarak yaşam biçimlerine göre toplumu bölmek ve karşı karşıya getirmektir” denilerek geri adım atıldı.
Yılbaşı kutlayanların “sevap-günah, hayır-şer” konularında “muhasebe” yapmadığını söyleyerek ayrımcılık yapan Diyanet, saldırıdan sonra insanların yaşam biçimlerine göre ayrıştırılamayacağını açıkladı.

DİYANET AÇIKLAMALARI
Saldırıdan önceki açıklama:

“Unutmayalım ki ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayri meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz. Yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür. Sevap- günah , hayır,şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi ne kadar da üzücüdür.”

Saldırıdan sonraki açıklama:


Reina saldırısının ardından ABD, İngiltere ve Avustralya'dan art arda uyarılar




Reina saldırısının ardından ABD, İngiltere ve Avustralya'dan art arda uyarılar

İstanbul Ortaköy'deki Reina'da düzenlenen terör saldırısının ardından ABD, İngiltere ve Avustralya yurttaşlarını uyardı.
İstanbul Ortaköy'deki eğlence merkezi Reina'ya yönelik düzenlenen terör saldırısının ardından ABD ve Avusturalya'dan Türkiye'deki yurttaşlarına art arda uyarılar geldi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, "İstanbul Ortaköy’deki gece kulübünde ateş açıldığı yönünde haberler alınmaktadır. Çok sayıda kişinin öldüğü duyumu alınmıştır" satırlarına yer verdikten sonra vatandaşlarını saldırının olduğu bölgeden uzak durmaları konusunda uyardı.
Açıklamada Amerika’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun “Aşırıcı grupların Amerikan vatandaşları ya da yabancıların yaşadığı ya da sıkça uğradığı yerlerde şiddetli saldırılarını sürdürdüğü” uyarısına da yer verilirken, Amerikan vatandaşlarına özellikle Batılılar’ın, turistlerin ve yabancıların ziyaret ettiği kalabalık yer ve mekanlardan uzak durmaları tavsiye edildi.
Bu mekanların yalnızca restoranlarla sınırlı olmadığı, ticaret merkezleri, ibadet yerleri ve ulaştırma noktaları da olduğu kaydediliyor.

AVUSTRALYA DA UYARDI
ABD'den sonra Avustralya da yurttaşlarına özellikle İstanbul ve Ankara'ya yapacakları ziyaretler konusunda uyardı.
Sky News Avustralya'daki haberde, Avustralya'nın Ankara Büyükelçiliği'ndeki yetkililerin de Ankara ile irtibat halinde olduğu ve saldırıda ölen ya da yaralanan Avustralya vatandaşı olup olmadığının öğrenilmeye çalışıldığı belirtildi.
BİR UYARI DA İNGİLTERE'DEN
İstanbul Ortaköy'deki Reina gece kulübüne yapılan terör saldırısı sonrasında İngiltere Büyükelçiliği de vatandaşlarına "dikkatli olun" uyarısı yaptı.

Büyükelçilik internet sitesinden yapılan uyarıda, "İstanbul Ortaköy'deki Reina gecekulübünde meydana gelen ciddi olayların ardından, yerel yetkililerin talimatlarına uymanızı ve dikkatli olmanızı öneriyoruz. Daha ayrıntılı bilgi edinebilmek için yerel yetkililer ile görüşmelerimiz sürüyor" denildi.
Cumhuriyet

Saldırı 'geliyorum' demiş... İşte ABD'nin 1 hafta önce yaptığı açıklamadaki dikkat çeken satırlar



Saldırı 'geliyorum' demiş... İşte ABD'nin 1 hafta önce yaptığı açıklamadaki dikkat çeken satırlar


İstanbul'un ünlü eğlence mekanlarından Ortaköy’deki Reina'daki terör saldırısından 1 hafta önce ABD, Türkiye'deki vatandaşlarına 'yılbaşı' uyarısında bulunmuştu. Açıklamada, "Özellikle de Batılıların, turistlerin ve yabancıların sık gittiği bilinen restoranlar..." ifadeleri kullanmıştı.

Amerikan Büyükelçiliği, tarafından Reina saldırısından bir hafta önce Türkiye'deki vatandaşlarına yönelik güvenlik uyarısında bulunmuştu. Açıklamada, "aşırılıkçı grupların Türkiye çapında ABD vatandaşlarının yaşadığı veya ziyaret ettiği yerlerde saldırı düzenleme konusundaki saldırgan çabalarının sürdüğü" belirtilerek "2016'nın sonuna yaklaşırken, Amerikan vatandaşları Noel tatili ve yeni yıl kutlamaları için kalabalık yerlere giderken bu durumu göz önünde bulundurmalı" denilmişti.


Açıklamada, "Kalabalıkların arasına girmekten, özellikle de Batılıların, turistlerin ve yabancıların sık gittiği bilinen restoran, ticari merkezler, ibadethane, ulaşım merkezleri ve diğer yerlerden mümkün olduğunca kaçının" ifadesi kullanılmıştı.







Korkmayın! Yapabiliriz





Korkmayın! Yapabiliriz
Biz değil, yolsuzluk yapanlar, ülke değerlerini eşe dosta peşkeş çekenler, işini düzgün yapmayarak ülkeyi beka sorunu yaşayacak duruma getirenler korksun. Ya el ele verip burasını herkes için insan gibi yaşanacak bir ülke yapacağız ya da onlarca yıl sürecek bir yıkım içinde sefil hayatlar sürüp bu dünyadan göçeceğiz. Tercih bizim.



Munzur Üniversitesi öğretim üyesi Yavuz Çobanoğlu’nun Birgün gazetesinde yayınlanan ‘PISA; Paket mi olsun yoksa buradan mı yiyeceksiniz?’ başlıklı yazısından bir bölüm:

“Öğretmenliğe başladığım (1997) yılın ertesiydi ve 28 Şubat kararları sonrasında ‘8 yıllık Kesintisiz Eğitime’ geçeli henüz bir yıl olmuştu. O sene ortasında MEB tüm eğitim kurumlarına yazı göndererek ‘İlköğretimde derslerden kalmanın kaldırılacağını’ ve öğretmenlerin ‘bu konuda ne düşündüklerini’ yazılı olarak Bakanlığa bildirmeleri gerektiğini okullara iletmişti. (…) Ben dahil bütün öğretmenler ‘bunun eğitim adına çok kötü sonuçlar doğuracağını’ belirten açıklamalarla bu değişikliğe karşı çıktık.
Bunlara rağmen MEB ilköğretimlerde okuyan öğrenciler için ‘başarısız olunan derslerden kalma’ şartını kaldırdı. Buna mazeret olarak da garip bir mali hesap yapılıyor ve ‘sınıfta kalan öğrencilerin maliyeti’ gerekçe gösteriliyordu. (…) Maliyetin olası sosyal sorunlardan daha önemli kabul edildiğini; zira sosyal sorunlardaki yükselişin devlete muhtaçlığı/bağlılığı daha da artıracağı için burada bir başka ince hesabın mevcut olduğunu; bunun da sonuçta ideolojik bir bakışa karşılık geldiğini de o gün öğrenmiş olduk.


(…) Okula gelen müfettişler ‘artık herkesin mühendis, doktor vb, olması gerekmediğini’; ülkenin ‘eğitimli’ şoföre de çaycıya da temizlik görevlisine de ihtiyacı olduğunu; öğrencilerin sadece Atatürk’ü (şimdilerde Peygamber ile yer değiştirmiş) ve bayrağı tanıyıp saygı göstermelerinin yeterli olacağını’ öğütlüyorlardı.”

Sayın Yavuz Çobanoğlu’ndan bu alıntıyı niçin yaptım?

Çünkü bize, iktidarların değiştiğini, ama anlayışın, yaklaşımın temelde hiç değişmediğini, ideoloji, mezhep, inanç üzerinden sürdürülen siyasetin bizi nelere mahkum ettiğini gösteriyor.
“Herkesin mühendis doktor olmasına gerek yok, Atatürk’ü, bayrağı sevdirin yeter” diyenler, ilköğretimde derslerden kalmayı kaldırdı.
Onlardan sonra iktidara gelen AK Parti ise benzer bir yaklaşımla “Peygamberi, barağı sevdirin bize yeter” diyerek liselerdeki kalma şartını da kaldırdı. 
Ve neticede geçtiğimiz günlerde açıklanan PISA verilerinde, eğitimdeki felaket tablo gün yüzüne çıktı.
Bugün yaşadıklarımız esasında bir neden değil, sonuç. 
İdeolojik kavgayla sürdürülen siyasetin sebep olduğu bir sonuç.
Demek istediğim, Tayyip Erdoğan da esasında bir neden değil, bir sonuç. 
Eğer nedenler üzerinde tartışmazsak Erdoğan gider yerine bir başkası gelir ama sonuç değişmez.


Geçtiğimiz hafta, “Siyasetteki bu kilitlenmeyi çözecek yeni bir organizasyona ihtiyaç var. Bu nedenle demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları gibi değerleri benimseyen her kesimden topluma güven veren insanın bir araya gelerek bir parti kurmaları gerek” diye yazmıştım.
Yazıma çok olumlu geri dönüşler de aldım. 
Fakat bazı mesajlardaki umutsuzluk ve korku beni hayrete düşürdü.
“Böyle bir organizasyon yapılamaz”, “Ülke inanç, mezhep, ideoloji tartışmalarından kurtulamaz” diyenlerdeki umutsuzluk ve “Böyle bir şeye kalkışanları iktidar yaşatmaz, hapse tıkar” diyenlerdeki korku şaşırtıcıydı.

Çok yanılıyorsunuz. 

Gerçekten yapabiliriz!
Bu ülkeyi başörtülünün de başı açığın da, inananın da inanmayanın da… herkesin huzur içinde yaşadığı, kimsenin inancına, mezhebine, ideolojisine karışılmadığı, hukukun herkesin hakkını koruduğu, işini düzgün yapanın kimliğine, inancına, mezhebine bakmadan el üstünde tutulduğu, ‘bizden olmanın’ değil, başarının teşvik edildiği, yani liyakatin belirleyici, en önemli değerlerden biri olduğu bir ülke kurabiliriz.
Yıllardır süren bu anlamsız tartışmalar yerine tarımdaki yok oluşumuzu, teknolojideki geriliğimiz, sanattaki, bilimdeki eksikliğimizi giderecek tartışmalarla meşgul bir ülke olabiliriz.
Laiklik mi, Müslümanlık mı tartışmasının absürd bir tartışma olduğunu, ikisinin de bu ülke için vazgeçilmez değerler olduğunu topluma gösterebiliriz. 


Toplumu bu iki değere aynı anda sahip çıkmanın zor olmadığına ikna edebiliriz.
Çocuklarını “Sen hayatta olmadıktan sonra ‘dava’nın, ideolojinin ne anlamı kalır ki” diyen bir yaklaşımla ölüme değil, yaşama özendiren bir ülke olabiliriz.
Vatan sevgisinin her insanda var olan duygular olduğunu kabul edip her çocuğu bu ülkenin yarınına şekil verecek insanlar olarak görerek eğitime bu ciddiyetle yaklaşan bir ülke olabiliriz.
Eğitim sisteminde, benimsediğimiz inancı veyahut ideolojiyi referans almak yerine akla, bilme önem veren, bütün değerlerimize saygılı ve onlarla barışık nesiller yetiştiren bir yaklaşım geliştirebiliriz.


Şehirleşmede mimari estetiğe , çevreye, yeşile kıymet veren, bunun, insanın huzuru için olmazsa olmaz olduğunu benimseyen bir anlayışı etkin kılabiliriz.
Ülke kazanımlarını gözeten, ama aynı zamanda diplomasiye önem veren bir yaklaşımla dünyanın saygın ülkeleri arasında yer alabiliriz.
Demokrasinin, özgürlüğün, bağımsız yargının, bağımsız medyanın ekonomideki gelişmenin vazgeçilmez gerekleri olduğunu kabul edip bu değerleri gözü gibi koruyan, önemseyen bir ülkeye dönüşebiliriz.
‘Bizden-onlardan’ ayrımına son verip ‘bu ülkenin evladı’ ortak paydasında herkesi kapsayan yeni bir ‘biz’ tanımı yapabiliriz.
Yani bu kısır, anlamsız ve faydasız ideolojik tartışmalarla ömürlerimizi tüketmek zorunda değiliz. 
Herkesi kendimize benzetmek zorunda değiliz. 
Bizim gibi düşünmeyenlerin, yaşamayanların da doğru önerilerde bulunabileceğini varsayarak birbirimizin doğrularını dinleyecek, anlayacak bir yaklaşımı toplumda yaygınlaştırabiliriz.
Konuşarak her konuda asgari müştereklerde anlaşabiliriz. 
Gelişmiş birçok ülkenin yaptığı gibi.
Konu ülke olduğunda bütün farklılıkları bir tarafa bırakıp el ele verebiliriz. 
Yeter ki isteyelim.


Peki, madem kolay, niçin yapmıyorlar?
Çünkü istemiyorlar. 
Çünkü ülkenin kazanımını değil, benimsedikleri inancın, ideolojinin, kendi çevrelerinin çıkarlarını esas alarak politika üretiyorlar.
Her devirde bu böyleydi.
Yani Türkiye’nin bölünme tehlikesi değil, bütün olma sorunu var.
Bu sorunu çözebiliriz.
Korkmayın!


“İktidar yeni bir oluşuma, yeni bir parti kurulmasına fırsat vermez, işimizi kaybederiz, hapse atarlar, öldürürler” diyenlere…
KHK’larla, ekonomideki daralama neticesinde yüz binlerce insanın işini kaybettiği bir dönemde işini kaybetmekten korkmak… 
Hepimizin huzuru ve daha iyi bir yaşam için çabalayan gazetecilerin, aydınların hapse atıldığı bir dönemde hapse atılmaktan korkmak… 
Her gün onlarca çocuğun hayatının baharında toprağa verildiği bir dönemde öldürülmekten korkmak… 
Ne yazık ki “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sefaletinden başka bir şey değil.
Her terör saldırısında onlarca insanımız ölüyor. 
“Sen böyle yaptın”, “Sen şunu dedin, ben bunu dedim” gibi kısır tartışmalarla bu felaketi durduramayız.


Siyasetteki bu tıkanıklığı aşacak bir formüle ihtiyaç var.
Topluma farklı bir tercih sunmaktan kaçınmak, korkmak, susmak, oturmak ne insanlığa sığar ne vicdana ne da ahlaka.
Ne yapacaklar? 
İyi bir yaşam isteyen milyonlar var. 
Hangi birimizi hapse atacaklar veyahut öldürecekler?
Kaldı ki biz değil, göz göre göre bu ülkeyi felakete sürükleyenler korksun.
Biz değil, 35 milyon insan açlık sınırında yaşarken lüks, şatafat içinde yaşam süren yöneticiler korksun.


Biz değil, her gün onlarca çocuğu, aptalca bir siyaset neticesinde toprağa gönderenler, bunu engelleyecek politika üretemeyenler korksun.
Biz değil, yolsuzluk yapanlar, ülke değerlerini eşe dosta peşkeş çekenler, işini düzgün yapmayarak ülkeyi beka sorunu yaşayacak duruma getirenler korksun.
Ya el ele verip burasını herkes için insan gibi yaşanacak bir ülke yapacağız ya da onlarca yıl sürecek bir yıkım içinde sefil hayatlar sürüp bu dünyadan göçeceğiz.
Tercih bizim.


Meraklısına not: Bu yazıları aktif siyasette bir alan kazanmak amacıyla yazmıyorum. Tek bir amacım var: İnsan gibi yaşayalım ve bunun için elimizden ne geliyorsa yapalım.
Levent Gültekin- diken.com.tr

Saldırı sırasında Reina'da kaç kişi vardı?



Saldırı sırasında Reina'da kaç kişi vardı?
İstanbul Ortaköy'de en az 39 kişinin hayatını kaybettiği 65 kişinin de yaralandığı katliamın ardından saldırı sırasında mekanda kaç kişinin bulunduğu belirlendi.


İlk gelen bilgilere göre, saldırı anında içeride 500 ila 600 kişi bulunuyordu.
İHA'nın haberine göre; gece kulübünde garson olarak çalıştığı öğrenilen kişi, "Birden panik, aşağı indik saklandık. Arkadaşımı getirdim. Panikledik atladım yere. İki kişilermiş birini gördüm. İçeride çok yaralı var. Mekanda 500-600 kişi kadar vardı" ifadelerini kullandı.



Saldırı sırasında Reina'da kaç kişi vardı?



Saldırı sırasında Reina'da kaç kişi vardı?
İstanbul Ortaköy'de en az 39 kişinin hayatını kaybettiği 65 kişinin de yaralandığı katliamın ardından saldırı sırasında mekanda kaç kişinin bulunduğu belirlendi.


İlk gelen bilgilere göre, saldırı anında içeride 500 ila 600 kişi bulunuyordu.
İHA'nın haberine göre; gece kulübünde garson olarak çalıştığı öğrenilen kişi, "Birden panik, aşağı indik saklandık. Arkadaşımı getirdim. Panikledik atladım yere. İki kişilermiş birini gördüm. İçeride çok yaralı var. Mekanda 500-600 kişi kadar vardı" ifadelerini kullandı.



Rus Nataliya Volnova Reina'dan o gecenin görüntülerini yayınladı...




Rus Nataliya Volnova Reina'dan o gecenin görüntülerini yayınladı...




Birlikte Olduğu Erkekleri Pişirip Yiyen Korkunç Seri Katil: Jeffrey Dahmer




Birlikte Olduğu Erkekleri Pişirip Yiyen Korkunç Seri Katil: Jeffrey Dahmer 
Jeffrey Dahmer, dünya tarihinin gördüğü en enteresan seri katillerden biri. Birazdan okuyacaklarınızdan sonra siz de bize hak vereceksiniz.

tam adi jeffrey lionel dahmer.
18 yasinda basladi cinayetlerine. yakalanana kadar 13 sene gecmisti ve arkasinda 17 kurban birakmisti. bunlardan kimisiyle cinsel iliskiye girmis, kimisini önce öldürmüs sonra dokundurmus, kimisinin ise pazilarini ve poposunu yemistir. kafasini matkapla deldigi bir diger grubu ise robota cevirmeye calismistir.
normal bir aileden gelmemistir dahmer, babasi kimya mühendisi, annesi psikolojik problemleri olan isterik bir kadindir. annesi bütün gün yatakta, babasi labaratuvarda oldugu icin jeffrey kendi kendine büyümüstür denilebilir. 

Sıksık tasinirmis dahmer ailesi, ohio’ya geldiklerinde yasli bir komsulari tarafindan tecavüze ugramistir.

İlk kurbani bir otostopcu genctir. zaten bu ilk cinayette olayi asmistir jeffrey, otostopcu cocuk iliski teklifini reddedince demirle kafasina vurup öldürmüs, sonra iliskiye girmis, ardindan mutfak bicagiyla parcalamis ve bu parcalari asit dolu bir ficida eritmistir. kemiklerini ise cekicle ezip bahceye gömmüstür.
arada polisin dikkatini cekmistir devamli, mesela 1986 da ortalik yerde m*sturbasyon yaptigindan dolayi bir ceza almistir.
en aci vakalarindan birisi sudur: 1988‘de 13 yasindaki bir cocuga tacizden iki seneye mahkum oluyor, ama sonra “iyi halden” birakiliyor. bundan 3 sene sonra o 13 yasindaki kurbanin kücük kardesini buluyor ve evine getirip öldürüyor.
yakalandiginda “bu yaptiklarimi bir insanin yapabilecegine inanmam cok zor” diyor.
28 kasim 1994‘te hapiste camasirhanede -tesadüfe bakin ki- kafasina demirle vurularak öldürülüyor.

bir nevi manyak. jeffrey dahmer’i diğer seri katillerden ayıran en önemli özelliği, genel olarak cinayet işleyen kişilerin kurbanlarını öldürmeden önce onlara işkence etmek suretiyle kendilerini tatmin etmeleri ve yeterince doyuma ulaştıktan sonra öldürme eylemine geçmeleri iken, dahmer için bunun tam tersinin geçerli olmasıdır.
dahmer önce öldürüp ardından eğlenmeye başlar. on iki kişilik bir kurban listesi olmasına rağmen dünyanın en ünlü seri katilleri arasındadır.kurbanlarını genlede gay barlardan seçen, onları katlettikten sonra ırzlarına geçen, hatıra olarak kafataslarını ya da cinsel organlarını kesip saklamadan önce de hoşuna giden yerlerini yiyen en büyük zevki ise saatlerce balığının gözlerine bakmak olan bir insan evladıdır kendileri.

normal bir ailesi, üstün sayılabilcek bir zekası, iyi bir eğitimi ve gözle görülür problemleri olmadığı için yaptıklarına bir sebep bulunamamış ve dahmer psikologların ilgisini çeken bir vaka olarak kalmıştır.
Ayrıca Dahmer, hayvanlar konusunda da saplantılıymış. Kendisiyöe yapılan bir röportajda bu konuya da değiniliyor.

Jeffrey Dahmer’ın hayatını anlatan, ”Dahmer” adında 2002 yapımı bir film de bulunuyor.
Kaynak: https://eksisozluk.com/entry/1538452

5 liraya 80 yaşındaki bedeni satmak!




5 liraya 80 yaşındaki bedeni satmak! 

1980’lerde karşı çıktığı genelevlere, belediye başkanlığı ile başlayan siyasi hayatının “giriş” döneminde propaganda için gitmeye karar veren Tayyip Erdoğan’a genelev çalışanı kadınlar gülerek şöyle der: “Burası Hacı, Hoca yeri değil”. Tayyip Erdoğan onları ziyarete geliyor diye bazıları başını bile örtmüş bu yüzden. Kolay mı gelen “dindar” biri!
Sonra Tayyip Erdoğan onlara seslenir: “Biz sizi içinize düştüğünüz karanlık dünyadan kurtarmak istiyoruz” “Oyunuzu, gönlünüzü, desteğinizi istiyorum” *
Belediye başkanı olduktan sonrada ziyaretlerine devam eden Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olarak seçim çalışmalarına başladığı siyasi hayatının “gelişme” döneminde gittiği her ortamda bu evleri kapatacağını vurgular bu defa “Genelevler konusunda kesin kararlıyım.” Oysa belediye başkanı olmak için artık sıcak yuvaları, namuslu yaşamları olacağını söyleyen, onları bu hayattan kurtaracağını söylediği oy istediği genelevlerini, şimdi milletvekili olabilmek için kapatacağı sözünü veriyordu.
Yıl 2016… otobüste şort giydiği için tekmelenip dayak yiyen genç bir kadının olduğu Tayyip Erdoğan iktidarında 80 yaşındaki “nine” torunlarını okutabilmek için 5 TL karşılığında o kurtaracağını söyledikleri genelevlerinde bedenini satıyor.
15 yıldır iktidarda bulunan Tayyip Erdoğan AKP’sinin döneminde bırakın bu kadınları sıcak, namuslu bir hayata kavuşturmayı, ekonomik nedenlerin başlıca sebep olduğu Türkiye’de genelevler ve burada çalışan kadınların sayısı inanılmaz artmış durumda.
Aydınlık’tan Hayati Özcan’ın haberleştirdiği, İzmir Barosu Kadın Hakları Danışma ve Hukuk Araştırma Merkezi temsilcilerinin de katılımıyla İzmir Valiliği bünyesinde oluşturulan Genelevde Çalışan Genel Kadınların Hak İhlallerini Tespit ve Araştırma Alt Komisyonu’nun araştırması AKP Türkiyesinin gerçeğini gözler önüne bir daha seriyor. Genelevlerde çalışan kadınların bazılarının yaşlarını bile bilmediği, nüfus cüzdanlarının ise kendilerinde değil genelevin patronunda olduğu ortaya çıktı. Yaşamları boyunca, babalarından, erkek kardeşlerinden ve kocalarından korkan kadınların, genelevde de patronlarından korktuğu gözlemlendi. Kadınların bu işi ortalama 18.68 yıldır yaptıkları ve bir kısmının da bu süre boyunca 3-4 kere dışarıya çıktığı görüldü. Genelevde günlük çalışma saati ise en düşük 5 en yüksek 14 saat.

Komisyonun görüştüğü kadınların yaşları 23 ile 80 arasında değişiyor. Ancak birçoğu vesika alabilmek için yaşını büyütmüş. 80 yaşında olup da hâlâ genelevde çalışan H., komisyon üyelerine, torunlarını okutmak zorunda olduğu için hâlâ müşteri kabul ettiğini söyledi. H. “Vizite ücretini çok düşük tutuyorum. 5 TL de olsa yine para kazanıyorum”dedi. H., genelev dışında başka bir iş verilmediği için burada çalışmaya mecbur olduğunu söyledi.
Kadınların eğitim durumları incelendiğinde, büyük çoğunluğunun ya hiç eğitim almadığı ya da sınırlı aldığı görülüyor.
KOCASI GETİRDİ


Kadınların yüzde 43.5’nin bekar, yüzde 43.5’nin boşanmış yüzde 13’nün dul olduğu görüldü. Yapılan görüşmelerde, kadınlar evlilikleri sırasında yoğun olarak taciz, şiddet ve tecavüze uğradıklarını söylediler. Kadınların büyük kısmı, kocaları tarafından başka erkeklerle para karşılığı birlikte olmaya zorlandığını belirtti. Kadınlardan biri genelevde çalışmaya nasıl başladığını şu sözlerle anlattı: Diyarbakır’da evliydim, kocam her fırsatta dövüp zorla beni başka erkeklere pazarlıyordu. Aileme gidemezdim “gelirsen kefenle çıkarsın”diyorlardı. Kocam “Senin için İzmir’de boru fabrikasında iş buldum” dedi. Doğru düzgün bir işte çalışacağım diye sevindim. Bir geldim o geliş 20 yıldır burada çalışıyorum.
Kadınların yüzde 47,8’i resmi nikah, yüzde 17,4’ü imam nikahı, yüzde 5,2’si hem resmi hem de imam nikahı ile evlendiğini söyledi. Yüzde 28,7 ise hiç evlenmediğini belirtti. Genelevde çalışan kadınların çocuk sayısı ortalama 1.12 çıktı. Kadınların bir kısım çocuklarıyla hiç görüşmezken bir kısmının çocukları da annelerinin hasta bakımı ve bunun gibi işlerde çalıştığını düşünüyor. Çocuk sahibi olan kadınların çoğu, vesikalı oldukları için başka iş bulamadıklarını, deneseler de geneleve geri dönmek zorunda kaldıklarını söylediler.

Para karşılığı ilk ilişki 11 yaş!
Genelevde çalışan kadınlara ilk cinsel deneyimlerini yaşadıklarında kaç yaşında oldukları da soruldu. En düşük 8, en yüksek 23 çıktı. Cinsel deneyim yaş ortalaması ise 16. Komisyon üyeleri, 8 yaşında cinsel deneyimin söz konusu olamayacağını, bunun tecavüz olduğunu değerlendirdi. Para karşılığı ilk cinsel ilişkide en düşük yaş 11, en yüksek yaş 43. Yaş ortalaması, 21.22. Burada çıkan 11 yaş sonucuyla ilgili de, böyle bir talebin o yaşta çocuktan gelmesinin mümkün olmadığı çocuğun aile bireyleri tarafından başka erkeklerle para karşılığı cinsel ilişkiye zorlandığı değerlendirmesine de yer verildi.

Yaşlansa da burada yaşıyor
Yaşı ilerleyen kadınlar, genelevlerde yaşamaya devam ediyor. Artık yeterince para kazanamayan bu kadınlar, dışarıdan ev tutamadıkları için genelevin patronundan oda kiralayarak burada yaşamaya devam ediyor. Yaşlanan genelev kadınları, tutukları odanın yanındaki odada da düşük ücretlerle müşteri kabul ediyor.
* Gazeteci Ruşen Çakır’ın Tayyip‘i övme amaçlı yazdığı “Recep Tayyip Erdoğan” kitabında anlattığı anılarından alınmıştır.

“IŞİD yerine DAEŞ ısrarı neden?” Başımızı kuma gömmekle İslami terör örgütleri yok olmuyor




“IŞİD yerine DAEŞ ısrarı neden?” Başımızı kuma gömmekle İslami terör örgütleri yok olmuyor 


Cumhuriyet yazarı Işıl Özgentürk, hükümetin IŞİD yerine DAEŞ söylemini yerleştirmeye çalıştığını savunarak “Malumunuz dünya IŞİD’i kullanıyor, açılımı Irak Şam İslam Devleti.

Bu durumdan rahatsız olanlar var, Biden’la yapılan toplantıda bir kadın gazeteci, IŞİD diyerek bir soru sordu. Cumhurbaşkanımız olaya müdahale edip ‘Gazeteci bayanın dilinin sürçtüğünü İslam asla terör yapmaz diyerek IŞİD’in DEAŞ olarak değiştirilmesi gerektiğini’ söyledi. Yani Cumhurbaşkanımız İslam kelimesini kaldırıyor, DEAŞ; Devlet’ül Irak ve’ş Şam anlamına geliyor” dedi. “Yani İslam acayip masum! Yapmayın, silah tüccarlarının çok sevdiği bu örgüt ve benzerleri, her şeyi İslam adına sürdürüyor” diyen Özgentürk, “Başımızı devekuşu gibi kuma gömmekle, bu İslami terör örgütleri yok olmuyor!” ifadesini kullandı.

Işıl Özgentürk’ün “IŞİD yerine DAEŞ ısrarı neden?” başlığıyla yayımlanan (28 Ağustos 2016) yazısı şöyle:


Ordumuz ÖSO yani Özgür Suriye Ordusu’yla birlikte IŞİD’i vuruyor! Ancak bölge zaten terk edilmiş. Bu arada fırsattan istifade silahı ve savaşı çok seven güvenlik uzmanları bizlere tek tek zırhlı tankların kaç menzil top atışı yaptığını, koordinatların uydudan nasıl belirlendiğini, anında nasıl tankların içindeki bilgisayara geldiğini ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Benim de aklıma tuhaf sorular geliyor. Kardeşim siz, silah şirketlerinin halkla ilişkiler bölümünde mi çalışıyorsunuz? Bu ne iştah! Biraz da şunu söyleyin, her bir F16 uçağının kalkışı 400 bin dolara mal oluyor! Zırhlı tankları Türk mühendisler ve işçiler yapmış… Hangi patronlara bu silahlar ihale edildi, halkın vergilerinin ne miktarı bu silahlara gitti?

Ayrıca bu ÖSO’dan şiddetli şüphelerim var. Bir miktar cihatçı olduklarını dünya biliyor. Peki, Allah aşkına, koskoca bir özel harekât komutanı neden bunlara sarılıp fotoğraf çektiriyor? Bir de lokum götürülmüş. Sanki bayram gezmesine gidiliyor.


Ne oldu Antep’teki patlamanın sonuçları! IŞİD Türkiye’nin övünülen marka kenti Antep’i işgal etti, çarşılar, pazarlar, artık IŞİD’in elinde biz tutmuş, IŞİD’i bombalıyoruz. Bu arada top ateşi PYD’ye yönelmiş, o kadar kusur kadı kızında da bulunur. Benim bildiğim IŞİD’le bu zamana kadar mücadele eden PYD güçleriydi. Şimdi gelelim başlığımdaki soruya, neden ülkemizde yöneticiler IŞİD yerine DEAŞ söylemini yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunu keşfetmek savaş politikamızı da keşfetmek olacak. Malumunuz dünya IŞİD’i kullanıyor, açılımı Irak Şam İslam Devleti. Bu durumdan rahatsız olanlar var, Biden’la yapılan toplantıda bir kadın gazeteci, IŞİD diyerek bir soru sordu. Cumhurbaşkanımız olaya müdahale edip“Gazeteci bayanın dilinin sürçtüğünü İslam asla terör yapmaz diyerek IŞİD’in DEAŞ olarak değiştirilmesi gerektiğini” söyledi. Yani Cumhurbaşkanımız İslam kelimesini kaldırıyor, DEAŞ; Devlet’ül Irak ve’ş Şam anlamına geliyor. Yani İslam acayip masum! Yapmayın, silah tüccarlarının çok sevdiği bu örgüt ve benzerleri, her şeyi İslam adına sürdürüyor. Başımızı devekuşu gibi kuma gömmekle, bu İslami terör örgütleri yok olmuyor!

Şimdi artık, başımızı kumdan kaldıralım ve kendimize bir bakalım. Muhalefet partisi başkanına suikast yapılan bir ülke durumundayız. Alay eder gibi PKK ve IŞİD her yerde bombalı saldırılar yapıyor. Feto terör örgütü yenilmediğini, kendisinin bir işaret fişeği olduğunu hepimize ilan ediyor!


Peki, ne olacak? Bunu kimseler bilmiyor, Rusya, İran, Amerika kendi ülkelerinin çıkarlarını düşünen yöneticiler tarafından her an dengeleri değiştiriyorlar. Kürtlerin ağzına bir parmak bal, bizim ağzımıza iki parmak bal sürerek, Ortadoğu’ya silah satmak için sürekli yeni düşmanlar yaratıyorlar. Yoksa şu uzmanların anlattığı muhteşem silahlar hangi enayilere satılacak!

Ülke insanı ise şu halde, siz çevrenizdeki inşaatların son hızla sürmesine aldanmayın, kelebek etkisiyle bütün sektörler, esnaf ağır bir ekonomik bunalım içinde. Millet köprü açılışlarını bile yemiyor. Bir kısmı da demokrasi şenliği olsa da sokaklara dökülsek diye can atıyor, çünkü döner ekmek bedava, cepte 100 lira, üstüne üstlük eğlence!


Ama hep birlikte aynı gemideyiz. Diyeceğim odur ki, önce şu DEAŞ inadımızdan vazgeçelim ve ülkemize çöreklenmelerine izin verdiğimiz IŞİD militanlarını ülkeden kovmak için yepyeni bir mücadele başlatalım, FETO örgütüne yapılan gibi, neredeler, hangi kentlerimizi işgal ettiler bilelim ve onları inlerinden çıkaralım. Bu arada düşmanımızı küçümsemeyelim, ne PKK’yi ne IŞİD’i ne de FETO örgütünü! Düşmanı ne kadar tanırsak o kadar güçlüyüz demektir. En basit savaş kuralı budur. Yandaş medya da başarı abartmasına bir son verse iyi olur. İşler onların dediği gibi yolunda değil! Tam tersi tepetaklak gidiyoruz!


cumhuriyet.com.tr

Dehşetin boyutları kan dondurdu...Bunu yapanın dini imanı Allah'ı olamaz....



Dehşetin boyutları kan dondurdu...Bunu yapanın dini imanı Allah'ı olamaz....





İşte Reina'da katliam yapan terörist





İşte Reina'da katliam yapan terörist 


Reina saldırısıyla ilgili son dakika gelişmesi... İstanbul Ortaköy'de bulunan ünlü gece kulübü Reina'ya uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlendi. Saldırıyı gerçekleştiren teröristin fotoğraflarına ulaşıldı.
Ortaköy'deki gece kulübü Reina'da yılbaşı gecesi düzenlenen terör saldırısında 39 kişi yaşamını yitirirken, 4'ü ağır 65 kişi de yaralandı. Terörist olayın ardından kaçarken, arama çalışmaları devam ediyor.









(Süperhaber.tv)
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/