23 Ocak 2017 Pazartesi

Özel mülküm' dedi, Özgürlük Anıtı'nı bir gecede yıktırdı




Özel mülküm' dedi, Özgürlük Anıtı'nı bir gecede yıktırdı
Bodrum'da 21 yıl önce ressam Saynur Gelendost tarafından projesi çizilip bazı sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle yaptırılan, 'Gelendost Özgürlük Meydanı ve Anıtı' bir gecede yıktırıldı. Müteahhit Muhammet Karapınar arazinin kendi özel mülkiyeti olduğunu belirtirken, sivil toplum kuruluşları yıkıma tepki gösterdi.
Muğla'nın büyükşehir olması ardından kapatılan Gündoğan Belde Belediyesi'nin CHP'li eski belediye başkanlarından Hasan Ali Yılankaya, o dönemde mülkiyeti Karapınar Ailesi'ne ait olan Gündoğan Sahili'ndeki araziyi kamu alanı olarak kullanmak üzere isteyip, yazılı anlaşma yaptı.


Belli ki birinin düşünenlere & söylecek sözü olanlara artık tahammülü yok.1996 yılında yapılan Gündoğan Gelendost Özgürlük Anıtı yıktırıldı.


​Söz konusu araziye arıtma tesisi terfi merkezi, meydan Atatürk Anıtı, jandarma binası ve umumi tuvalet yapıldı. Aynı araziye 1996 yılında 'Çevrecilerin Anası' olarak tanınan merhum Saynur Gelendost tarafından 11 yıl önce çevreci Mümtaz Özçelik, Gündoğan Peynir Çiçeği Derneği ve Mavi Yol Girişimi üyeleri ile "Özgürlük Meydanı ve Anıtı" yapıldı. Gelendost'un 

96 yılında yapıldı.2017'de yıkıldı.gündoğan saynur gelendost özgürlük anıtı 23:30'da yıkldı @BodrumBel @BodrumKentTv

projesini kendisinin çizdiği meydan ve anıtın ismi, 2003 yılında ölümünün ardından 'Gelendost Özgürlük Meydanı ve Anıtı' olarak değiştirildi.
​Ancak, bu sabah Gelendost Özgürlük Meydanı ve Anıtı, arazinin kendilerinin özel mülkiyeti olduğunu ileri süren Muhammet Karapınar tarafından yıktırıldı.

'DİĞER KAMU MALLARINA DOKUNULMAMIŞ, KASIT VAR' İDDİASI
Gelendost ile birlikte proje haline getirip eseri yapan Mümtaz Özçelik, "Burası tam 25 yıldır kamunun kullandığı bir alan. 'Mal sahibiyim' diyen kişi, dönemin belediyesine 'kamu' kullanabilir diyerek yazı vermiş. Ama mal sahibi buradakui kamu malı olan otopark, arıtma tesisi terfi ünitesi ve halk tuvaletine dokunmayıp, sadece Gelendost Özgürlük Meydanı ve Anıtı'nın yok etmiştir. Burada kasıt arıyoruz" diye konuştu.

KARAPINAR: ORADA ÖZEL MÜLK YAZIYOR
Müteahhit Muhammet Karapınar ise söyleyecek fazla bir şey olmadığını belirterek, "Görüleceği gibi o alanda 'özel mülktür' yazıyor" dedi.


Sünnetin 6000 yıllık kökeni … Heredot’a göre sünnet altı bin yıllık geçmişi olan dünyanın bilinen en eski ameliyatı.






Sünnetin 6000 yıllık kökeni … 

Heredot’a göre sünnet altı bin yıllık geçmişi olan dünyanın bilinen en eski ameliyatı. 

Heredot’a göre sünnet altı bin yıllık geçmişi olan dünyanın bilinen en eski ameliyatı.

Çok geçmişte İştar ve Kibele gibi tanrıçaların döneminde, erkeklerin penisleri ana tanrıçaya kesilip sunuluyordu. Anaerkil toplum düzeninin olduğu dönemden bahsediyorum. Daha sonraları bu yöntem klanı tamamen ortadan kaldıracağı için penisin tümünün kesilmesinden vazgeçildi. İbrahim. MÖ 1913 yılında Yahudiler’e sünneti zorunlu kıldı. O dönemde zaten Hititler sünneti uyguluyordu. M.Ö. 2500’lerde bile Mısır’da Ra dini dönemlerinde sünnet gelenekleri vardı.

Ezoterik kaynaklara göre, sünnet ve vaftiz uygulamalarının da Luvilere kadar dayandığı görülmektedir:

Ege Denizi adalarına yerleşen Maya-Atlantis kolonicileri, anavatanlarına duydukları sevgiyi, okyanusun öbür tarafına taşıdılar ve başta Hermes olmak üzere tüm tanrıların annesi ve Atlas’ın Kızı “Maia”yı (Ma) Ana Tanrıça yaptılar.
Ana Tanrıça Ma’nın kocası Tanrı Attis’in, bir ölümlü kadınla ilişki kurması üzerine, ikili şiddetli bir kavgaya tutuşur. Attis, eşinin kıskançlık krizinden kurtulabilmek için, kendi erkeklik organını keser ve kan kaybından ölür.
Ma’nın çocukları artık dul kadının çocuklarıdır. Attis, bir akarsu kenarına gömülür ve gömüldüğü noktadan, ulu bir çam ağacı yükselir.
Bu ağaç, yeniden doğuşun bir sembolü olarak görülür. Ma rahipleri her yıl, yeniden doğuş için Tanrı Attis’e adak olarak, rahipliğe yeni kabul edilenlerin erkeklik organlarının ucunu keser, toprağa gömer ve akar suya girerek, kendilerini arındırırlar.
Sünnet Tevrat’ta, Yaratılış Kitabı 17. Bölüm’de “Sünnet;Anlaşma Simgesi” Başlığıyla verilir.

17.Bölümün 8.9.ve 10.ayetlerinde İbrahim’e, Levant/Filistin topraklarının soyuna verilmesi, soyunun bu topraklara hakim olmasının koşulu olarak “Erkeklerin “Sünnet” olması şartı getirilir;
BÖLÜM 17
Yar.17: 8 Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim.Onların Tanrısı olacağım.”
Yar.17: 9 Tanrı İbrahim’e, “Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız”dedi,
Yar.17: 10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur:Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.”
Tevrat Mısırdan Çıkış/Exodus bölümünde, peygamber Allah’ın emirlerini kavmine iletmek için Musa Mısır’a yola çıktığında, Bedevi karısı Sippora’dan olan oğlu küçük diye sünnet ettirmemiştir.

Musa, yolda Allah ile karşılaştığında, Allah, nedensiz yere Musa’yı öldürmek için saldırınca, akıllı bir kadın olan Sippora saldırının sebebinin sünnetsiz çocuk olduğunu anlar ve çocuğu, keskin bir taş parçası ile anında sünnet ederek Musa’nın canını kurtarır ve Musa’ya “Sen bana kanlı bir güveysin” der.

Mısırdan Çıkış/Exodus Musa’ya inen “4.Kitap, 24.,25.,26. ayetler;

Rab Musa’ya Belirtiler Gösteriyor

BÖLÜM 4

Çık.4: 24 RAB yolda, bir konaklama yerinde Musa’ylakarşılaştı, onu öldürmek istedi.
D Not 4:24 “Musa’yla”: İbranice “Onunla”.

Çık.4: 25 O anda Sippora keskin bir taş alıp oğlunu sünnet etti, derisini Musa’nın ayaklarına dokundurdu.”Gerçekten sen bana kanlı güveysin” dedi.
D Not 4:25 “Musa’nın”: İbranice “Onun”.
Çık.4: 26 Böylece RAB Musa’yı esirgedi. Sippora, Musa’ya sünnetten ötürü “Kanlı güveysin” demişti.”
Yahudiler sekiz günlük iken sünnet olurlar. Sippora’nın bildiği konu bu olaylardan sonra Tevrat’a geçmiş olan, “Allah’ın krallığına, sünnetsiz olarak girilmez” ayetidir. Bu olay bile bize, Sünnet’in İbrahim soyu olmayan Bedevi Sippora tarafından da Tevrat’tan önce bilindiğini kanıtlamaktadır.
Günümüzde, Yahudiler, Sabi, Süryani Hristiyan, da sünnet vardır

Erkek Çocuk Sünnetinin Kökeninde, Onların Hadım (‘Kadın’) Kılınma Çabası Vardı

Bir erkeğin yaşamındaki en önemli olay, Kuran’da hiç sözü edilmeyen ancak tüm Müslüman erkekler için vazgeçilmez bir merasim olan sünnet törenidir. 
İslam Peygamberi de sünnet olmamıştır.
Ancak doğuştan sünnetli olduğu söylenir.
Rivayetten ibarettir.
Hiçbir şekilde dini olmayan bir törendi ve özel duası yoktu. 
Bazı bebekler kırkları çıktığında sünnet edilir ama çoğu beş ila on iki yaşları arasında, özellikle yedi veya sekiz yaşında bu operasyonu geçirirdi. 
Ailede yaşları birbirine yakın iki veya daha fazla erkek kardeş olması halinde, uygun bir orta zamanda ortak bir tören yapılır ve genellikle yoksulların uygun yaştaki oğulları da zenginlerin hazırlıklarına ve şenliklerine dahil edilirdi. 

Büyük olaydan birkaç gün önce,oğlanlar değişik mavi saten şapkalar ve ipek gömleklerinin üzerine kuşaklar takarlar, böylece sokaktaki yabancılar bile durumu fark eder ve onları iyi dileklerle kutlarlardı.

Neden Müslüman toplumların dışında da sünnet yapılıyor?

ABD’de erkekler niye sünnet oluyor o zaman? Sünnet 1870’li yıllarda Amerika’da seks fobili doktorların mastürbasyonu tedavi etmek için ortaya attığı bir uygulamadır. Sünnet cinselliği baskılama yolu olarak önerilmiştir. Dünyada sünneti öneren tek bir uluslararası sağlık örgütü yoktur. Amerika’da ticari bir durum var. Amerika’da doktorlar sünnet başına 200 dolar alıyor. Amerika’da doktorlar tahminen 200 milyon doların üzerinde parayı her yıl gerçekleştirilen bir buçuk milyona yakın sünnet operasyonundan alıyorlar. Sünnet derisi ayrıca kozmetik firmaları tarafından kullanılıyor.

Sünnet derisinin bir pazarı mı var?

Amerika’da var. Sünnet derileri kozmetik firmalarına gidiyor. 1980’li yıllardan beri özel hastaneler kesilmiş sünnet derilerini biyo-araştırma laboratuarlarına ve ilaç şirketlerine satıyor. Advanced Tissue Sciences of San Diego, Organogenesis ve BioSurface Technology adlı şirketler sünnet derilerinin satışlarından kâr elde ediyor.

Nerede kullanılıyor bunlar?

Pen*s üst derisi bir çeşit nefes alabilen bandaj üretiminde kullanılıyor. Ayrıca Dermegraft-TC gibi ürünler bebek sünnet derilerinin hücreleri çoğaltılarak yapılıyor. Bu ürün yanık bölgelerde geçici yapay deri olarak kullanılıyor. Dermegraft-TC’nin 0.93 metrekaresi 3000 dolara satılıyor. Gelişmiş ülkelerde sünnet derisi ürünleri ile yapılan yanık tedavisi yılda bir iki milyar dolar kazanç, diyabetik ülser, deri ülseri tedavisi on milyar dolar kazanç demek 1994 yılında bir grup şirket Amerika’da bir milyon dolarlık sünnet derisi kültürü satın aldı.

Sünnet cinsel hazzı azaltıyor mu?

Üst deri cinsel hazzı artırır. Sünnetle birlikte erkeğin cinsel hazzı yüzde 51 ile yüzde 80 arasında azalıyor. Kadınların cinsel hazzını da azaltıyor

Sünneti doktorlar yapıyor artık. Doktorların bugüne kadar bu konuda sesinin çıkmaması garip değil mi?
Uzmanlık alanı var mı bu konuyla ilgili? 
Hayır yok. 
Çocuk cerrahları özel olarak sünnetle ilgili eğitim alıyor mu?

 Almıyor. Türkiye’de hem sünnetçilerden hem de doktorların yaptığı hatalardan dolayı sorun yaşayan çok erkek var.

“Rusya’yı ezeriz, Amerika’yı düzeriz, İsrail’i düdükleriz” Nameleriyle Savaş Çığırtkanlığı Yapan Cahil Cühela Milliyetçi Arkadaşlara ithafen;




“Rusya’yı ezeriz, 
Amerika’yı düzeriz, 
İsrail’i düdükleriz” 
Nameleriyle Savaş Çığırtkanlığı Yapan Cahil Cühela Milliyetçi Arkadaşlara ithafen;
Bu gördüğünüz tesis Rusların Proton Nükleer Füze Üretim Merkezi…
Her 4 füze bir uydu fırlatıcısına bağlanarak uzay boşluğuna gönderiliyor ve orada sabitleniyor…

Kuzey kutbundaki denemelerde her nükleer füzenin düştüğü bölgedeki 100 kilometrekarelik alana yaklaşık 3.000 derecelik bir ısı yaydığı görüldü. Bu Nükleer Proton Füzelerinden sadece Rusya’da yok, Amerika, İngiltere, İsrail, Çin ve Japonya’nın da var.

Hindistan ve Kuzey Kore’de göndermek üzere… Örneğin İsrail’in S-10 Füzeleri koordinatlar verilip Türkiye’nin başkentine gönderildiğinde önce atmosfere girmesi bekleniyor, sonra arkasındaki itiş gücünü sağlayan ateşleyici aparat ayrılıyor ve elektrikli motoruyla hedefine gidiyor. Bu sayede ısıya duyarlı havada imha eden anti-füze hava savunma sistemleri nükleer füzeyi görmüyor, yalıtkan alaşımlı dış kaplaması sayesinde ise radarda tespit edilemiyor…

Bu füzelerden 4 tanesi Türkiye’yi haritadan silmek için yeterli! Bakın sadece şu gördüğünüz alanda bile bu Nükleer Proton Füzelerinden 10 tane var… Yeni dünya savaşı artık yüz sene öncesinde olduğu gibi topla, tankla, tüfekle yada askerle olmayacak.

Çanakkale’de olduğu gibi iman gücü de bir işe yaramayacak! Bakın bir buçuk milyar nüfuslu İslam ülkelerinin tam ortasında yer alan ve her gün Müslüman katliamı yapan 4 milyonluk İsrail’e neden dokunamadığımızı anlıyor musunuz şimdi?…

Çünkü o küçücük İsrail farklı kategorilerde tam 51 defa Nobel Bilim Ödülü almıştır, peki ya islam ülkeleri? sıfır !.. Hadi dobra dobra konuşalım, Bizde Tubitak’ın Bilim Dalındaki Birincilik Ödülünü İmam Hatiplilerin hazırladığı ”Kapağı açılınca içinde ışık yanan ekmek sepeti projesi” kazandı,şimdi biz bu kafayla bu adamlara kafa tutabilir miyiz arkadaşlar?

İşte yeni bir dünya savaşında, siz tekbir getirene kadar nereden geldiğini dahi göremeyeceğiniz bu füzeler kafanıza yiyor olacaksınız. Ve bu savaşları dinsel eğitim alan ülkeler değil, bilimsel eğitim alan ülkeler kazanacak. Bundan zerre kadar şüpheniz olmasın.


Kaynak: Barış Balcı – Facebook

AKP'YE ŞOK!.. ANKARA İMAMI İTİRAFÇI OLDU! AKP'Lİ BAKANLARI AÇIKLADI!




AKP'YE ŞOK!.. ANKARA İMAMI İTİRAFÇI OLDU! AKP'Lİ BAKANLARI AÇIKLADI!
Ankara imamı itirafçı oldu... Gülen'in görüştüğü bakanları açıkladı
Cemaat soruşturması kapsamında ifade veren ve örgüt imamı olduğu ileri sürülen H.S. Fethullah Gülen'in görüştüğü bakanları açıkladı.
Fetullah Gülen’in Ankara’da siyasiler, asker, polis, yargı ve MİT’teki cemaat mensupları ile bir araya geldiğini anlatan H.S., “Gülen, Cemil Çiçek, Refaiddin Şahin ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldi...” dedi.
Sözcü'den Asuman Aranca'nın haberine göre, H.S., Gülen'in, Ankara'daki Samanyolu Koleji'nin 5'inci katında siyasiler, asker, polis, yargı ve MİT yapılanmalarında görevli cemaat mensupları ile görüşmeler yaptığını öne sürdü.
H.S., şunları anlattı:
Hukuk fakültesini kazanınca Ankara'ya geldim. Bahçelievler'deki hususi hizmet evlerinden birine yerleştirildim. Burada benimle birlikte hususi hizmet sorumlularından Ali T., Bugün TV'de program yapan Tarık Toros, Enes Kod adlı Kara Harp Okulu'ndan atılma Engin S. ve Selim isimli bir kişi kalıyordu.

Gülen, her ayın ilk cuma gününden başlamak üzere, cuma, cumartesi ve pazar günleri tüm dünya ülkesi imamları ve il imamlarının katıldığı istişare toplantıları yapardı. Bu toplantılar normal şartlarda İstanbul Altunizade'de yapılırdı. Gülen'in Ankara'da üst düzey görüşmeleri olduğunda bu toplantıları Samanyolu Koleji İvedik Tesisleri 5. katına alıyordu. Toplantılara katılmaya seviyem yetmiyordu ama ikram, karşılama gibi işleri organize ediyordum.
Gülen her toplantıya katılmıyordu. Ancak kendisine ayrılmış olan bölümde özel görüşmek istediği devlet erkanı, asker, polis, yargı ve MİT'te görevli cemaat mensupları ile görüşüyordu. Gülen'in bire bir görüştüğü bakanlar Cemil Çiçek, Refaiddin Şahin, Abdülkadir Aksu idi.
Askeri personeli, sonradan MİT sorumlusu olan Murat Karabulut ve GATA sorumlusu Rıdvan Akovalı getiriyordu. Askeri personel, mütevelli heyetindeki zengin işadamlarının lüks araçlarıyla alınarak getiriliyor, özel asansör ile doğrudan Gülen'in yanına çıkıyorlardı. Asker personelin gelişinde koridorların insandan arındırılması görevi bana ve Cevdet Türkyolu'na aitti.

Cumhuriyet

İşte SEÇSİS budur 50 milyon vatandaşın kimlik bilgileri çalındı





İşte SEÇSİS budur
50 milyon vatandaşın kimlik bilgileri çalındı
Çalan kendileriydi
Davutoğlu, Helsinki'de Finlandiya Başbakanı Juha Spila ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuya ilişkin soru üzerine şunları söyledi:
"Kişisel verilerin sızdırılması konusunu ciddiyetle ele alıyoruz. Bu konuda yapılması gerekenleri dün Bakanlar Kurulu'nda ele aldık. Ulaştırma Bakanlığı'nda bu konuda bir çalışma yürütülüyor."
Tabi yalandı
Böyle bir çalışma hiç yürütülmedi
Çalan Onlardı
Dikkat edin toplam nufusa ilişkin çalınmadı bilgiler
Oy veren nufusun yani 18 yaş üstü nufusun bilgileri çalındı
Dünyada eşi benzeri görülmeyen bu rezilliğin üstü güzelce kapatıldı 
50 milyon vatandaşın kimlik bilgileri çalındı ve bu haber gündeme bomba gibi düştü. Hangi kimlikler çalındı? Kimlik bilgilerinin çalınması, çalınan kimlik bilgileri nasıl sorgulanır sorusunu akıllara getirdi.
Türkiye'de gündeme bomba gibi düşen kimlik bilgilerinin çalındığı iddialarının üzerine vatandaşlar kimliklerinin çalınma ihtimaline karşın kimlik bilgilerini sorgulamaya başladılar. 
Yapılan açıklamayla birlikte savcılık tarafından ise soruşturma başlatıldı. Peki kimlik bilgileri sorgulama hangi siteden yapılır?
Thanksgiving adlı site virüs saçıyor. 50 milyon kişinin kimlik bilgilerinin paylaşıldığı site olarak duyurulan Thanksgiving, kullanıcıların bilgisayarlarına virüs göndererek kimlik bilgilerine ulaşıyor. 


Site üzerinde sorgulama yaptığınız takdirde tüm bilgileriniz karşı tarafa aktaralıyor. Kimlik Bilgilerinizi tanımadığınız yabancı sitelerde sorgulamayınız! Dün ortaya çıkan thanksgiving.epicm.org adlı site ziyaretçilerini tuzağa düşürerek bilgilerini çalmaktadır. thanksgiving.epicm.org adlı sitenin kaptılması yararlı olacaktır. Kimlik avı hırsızlığı yapan siteye ziyaretçilerimizin itibar etmemeleri ve her hangi bir sorgulama işlemi yapmamaları gerekmektedir, aksi halde sitede çalıştırılan sorguda bilgisayarınıza sızılmış olacaktır. thanksgiving.epicm.org - d160322816-lror id'li domainin 16 Aralık 2015 tarihinde enom.ınc firmasından tecil ettirilmiştir. Icann kayıtlarında Anatoly Zimovsky adlı bir Rus vatandaşına ait olduğu belirlenen sitenin hangi amaçla faliyete sokulduğu açıktır. Son günlerde artan terör olayları ile istediklerini elde edemeyen güçlerin yeni yeni yöntemlere başvurmaktan kaçınmadığıda bir gerçektir. Turkish Citizenship Database adlı isimle yayına başlayan sitede milyonlarca kişinin bilgilerinin ifşa edildiği bilgisinin yayılması üzerine ziyaretçi sayısı artan siteye çoğu zaman yoğunluktan dolayı erişim neredeyse imkansızdır, adı geçen siteye giriş yapmanızı tavsiye etmiyoruz sitede tehlikeli bir virüsün olduğu ve sorgulama yapıldığı anda bilgisayara sızdığı gelen bilgiler arasında! Sakın thanksgiving.picm.org adlı siteye girmeyiniz !

KİMLİK BİLGİLERİ NASIL ÇALINDI?
Türkiye’yi yakından ilgilendiren özel bilgilerin nasıl çalındığına yönelik ise çeşitli ‘söylentiler’ var. Birincisi yol; 2010 yılında bu verilerin Yüksek Seçim Kurulu’ndan çalındığı.
İkinci yol; merkezi MERNİS sistemine girilerek tüm bu bilgilerin çalındığı yönünde.

KESİNLİKLE BU SİTEYE GİRMEYİN 
Thanksgiving.epicm.org adlı site ziyaretçilerini tuzağa düşürerek özel bilgilerinize kolaylıkla ulaşıyor. 
Kimlik avı hırsızlığı yapan siteye ziyaretçilerimizin itibar etmemeleri ve her hangi bir sorgulama işlemi yapmamaları konusunda yetkililerden açıklama geldi. 
Aksi halde sitede çalıştırılan sorguda bilgisayarınıza sızılmış olacaktır.
Turkish Citizenship Database adlı isimle yayına başlayan Thanksgiving vatandaşların bilgilerinin açığa çıkmasına neden oluyor. 
Bilgilerin yayılması üzerine ziyaretçi sayısı artan siteye yoğunluktan dolayı erişim neredeyse durma noktasına geldi. 
Turkish Citizenship Database siteye giriş yapmanız halinde sizinde kimlik bilgilerinize kolaylıkla sızma yapılacaktır.

UZMANLARDAN THANKSGİVİNG'E UYARI 

Bilişimciler çalınan kimlik bilgilerinin yer aldığı dosyanın güncel olmadığını, verilerin 2010 yılına ait ve 2010 yılı itibariyle reşit olanların kimlik ve adres verilerini kapsadığını söylüyor. 
Turkish Citizenship Database adlı isimle yayına başlayan Thanksgiving'te sisyasetçilerin bilgileri de bulunuyor. Öte yandan thanksgiving.who.ec/'e yoğunluktan dolayı erişim şu an sağlanamıyor. 
Geçtiğimiz haftalarda da İstanbullular, otobüs ve metrobüslerin durak bilgilerini veren ekranlarında ‘Ekber was here’ (Ekber buradaydı) yazısıyla karşılaşmış, durum yolcuları tedirgin ederken, 
İETT’nin sitesinin hack’lendiği ortaya çıkmıştı.

Kimlik bilgilerinin çalındığı iddiası

İçişleri Bakanı Efkan Ala, kimlik bilgilerinin çalındığı iddiasına ilişkin, "Bizim MERNİS programında yani nüfus hizmetlerini sunduğumuz Nüfus Genel Müdürlüğünden herhangi bir sızma yok." dedi.
Ala, Mecliste gazetecilerin, "50 milyon vatandaşın kimlik bilgilerinin sızdığına yönelik iddialara ne diyorsunuz?" sorusuna, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın konuyla ilgili açıklama yaptığını hatırlattı.

"Nereden sızdığına, ne zaman olduğuna dair, ta 2009'daki bir hadise, yeniden gündeme getiriyorlar. Bizim MERNİS programında yani nüfus hizmetlerini sunduğumuz Nüfus Genel Müdürlüğünden herhangi bir sızma, herhangi bir dışarıya çıkma yok" diyen Ala, vatandaşların rahat olmasını ve endişe etmemesini istedi.
Ala, "Bu bakımdan yani nüfus hizmetlerinden Nüfus Genel Müdürlüğünden, İçişleri Bakanlığından, kimliklerin tutulduğu birimde, Nüfus Genel Müdürlüğünün sisteminden bir sızma yok" ifadesini kullandı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, kişisel bilgilerin çalınması ile ilgili konuyu ciddiyetle ele aldıklarını söyleyerek, Ulaştırma Bakanlığı'nda bununla ilgili bir çalışma yürütüldüğünü kaydetti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da bugün yaptığı açıklamada, konu ile ilgili olarak adli ve idari çalışma yürütüldüğünü söyledi. Ayrıca haber kanalları da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kimlik bilgilerinin sızdırılmasıyla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.
Basında yer alan haberlere göre, internete yüklenen bir veri tabanını, 50 milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kimlik bilgilerini içeriyor.

Davutoğlu, Helsinki'de Finlandiya Başbakanı Juha Spila ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuya ilişkin soru üzerine şunları söyledi:
"Kişisel verilerin sızdırılması konusunu ciddiyetle ele alıyoruz. Bu konuda yapılması gerekenleri dün Bakanlar Kurulu'nda ele aldık. Ulaştırma Bakanlığı'nda bu konuda bir çalışma yürütülüyor."

Davutoğlu, kişisel bilgilerin korunması için gerekli tedbirleri alacaklarını söyledi ve "Vatandaşlarımız gereken tedbirlerin alındığından emin olmalı" diye konuştu.
Kişisel verilerin çalınması konusu ile ilgili adli ve idari çalışma yürüyor
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kişisel bilgilerin çalınması ile ilgili haberler üzerine bu konuda adli ve idari çalışma yürütüldüğünü kaydetmesinin ardından haber kanalları Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kimlik bilgilerinin sızdırılmasıyla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.
Basında yer alan haberlerde, internete yüklenen bir veri tabanının, 50 milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kimlik bilgilerini içerdiği yazılmıştı.

Bozdağ gazetecilerin konuyla ilgili soruları üzerine şöyle konuştu:
"50 milyon civarı seçmen sayısına yakın bir rakam. Bildiğiniz gibi YSK bu bilgileri partilerle de paylaşıyor. Nasıl sızdı, nereden sızdı? bunun araştırılması lazım."

Kişisel verilerin korunması kanunun TBMM'de kabul edildiğini ve yakın zamanda Erdoğan tarafından onaylanarak yürürlüğe gireceğini hatırlatan Bozdağ, "2010'da olan bu olayın bir daha yaşanmaması için gerekli yasal ve idari tedbirler bu kanunla alınacaktır" dedi.
Ulaştırma ve Habercilik Bakanı Binali Yıldırım ise dün soru üzerine "Bu haber çok eski bir haber. 2010 yılında böyle bir iddia ortaya atılmıştı. Şimdi bu, zaman zaman ısıtılıp ısıtılıp gündeme getiriliyor. Bu bildiğimiz bir konudur, geçmişte yaşanmış bir hadisedir" diye konuşmuştu.

KİMLİK BİLGİLERİNİN ÇALINMASI İLE İLGİLİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Kimlik bilgilerinin çalınması ile ilgili olarak son Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kimlik bilgilerinin sızdırılmasına ilişkin soruşturma başlattığı öğrenildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 50 milyon Türk vatandaşının kimlik bilgilerinin sızdırılması ile ilgili olarak soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 50 milyon Türk vatandaşının kimlik bilgilerinin sızdırılması ile ilgili olarak soruşturma başlattı. Alınan bilgiye göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ait kimlik bilgilerinin internette yayınlanmasına ilişkin haberleri ihbar kabul ederek başlattığı soruşturma, Bilişim Suçları Soruşturma Bürosunca açıldı. Soruşturma, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. ve "Bilişim sistemine girme" başlıklı 243. maddeleri kapsamında yürütülecek.

Kimlik skandalında çifte sorgu

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 50 milyona yakın kişinin kimlik bilgilerinin internete sızmasıyla ilgili Romanya ve YSK'dan bilgi ve belge talebinde bulundu
Kimlik bilgilerinin internete sızmasıyla ilgili Romanya’dan bilgisayar korsanlarının kimlik ve adresleri konusunda adli yardım talep edilecek. Soruşturmada, bilgilerin yayınlandığı bilgisayarların sunucularının Romanya’da olduğu tespit edildi. Savcılığın, kimlik bilgilerinin seçimlerde oy kullanan seçmenlere ait olabileceği şüphesiyle YSK’dan bilgi talebinde bulunduğu da öğrenildi.

KİMLİK BİLGİLERİNİN SIZDIRILMASI

"Türkiye'deki 49 milyon seçmenin kimlik bilgileri internette yayınlandı bir sitede. Bu konuyla ilgili soruşturma devam etti, açıklamalar yapıldı, ne aşamaya gelindi?" sorusu üzerine Davutoğlu, bugün Bakanlar Kurulu'nda konunun ele alındığını söyledi.

Davutoğlu, konu ilk gündeme geldiğinde iki hafta önceki Bakanlar Kurulu'nda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım'a çok kapsamlı bir araştırma yapılması talimatı verdiğini bildirdi.

"Devlet güven demektir. Kimlik bilgilerini devletine hiç sakınmadan insanların verebilmesi önemlidir" diyen Davutoğlu, hem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca bir araştırma yapıldığını, hem de İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürü'nü Bakanlar Kurulu'na davet ettiklerini bildirdi.

Davutoğlu, seçim çalışması yapmak için yasal olarak partilerin genel merkezlerinin Yüksek Seçim Kurulundan (YSK) seçmen bilgisi isteme hakkı olduğunu ve kurulun 2009'da yerel seçimler öncesinde bütün partilere bilgileri gönderdiğini ifade etti.

YANLIŞ BİR ŞEKİLDE KULLANMIŞLAR

Başbakan Davutoğlu, 2011'de bir ilde, anamuhalefet partisinin temsilcilerinin bu bilgilere ulaştığının ortaya çıktığını dile getirerek, "Yüksek Seçim Kurulundan CHP'ye veriliyor, onlar da kendisinde yapmaları gerekmeyecek şekilde teşkilata veriyorlar. Oradan da bir milletvekili hakkında bu konuda hala yargı süreci devam ediyor. Geçmişte bu partide olan bir milletvekili" diye konuştu.

Haber olarak gündeme gelen hususun da bu olduğunu aktaran Davutoğlu, muhtemelen seçmenler üzerinde çalışma yapılmak üzere verilen verilerin başka şekilde dışarıya çıktığını söyledi. Davutoğlu, "Bu, devletin herhangi bir mekanizmasından, bakanlığından çıkmış değil. YSK'nın bir partiye verdiği bilgilerin dışarı yansıtılması veya dışarı derken, kendi aralarında kullanırken bilgisayar ortamına düşünce oradan elde edilmesi. Dolayısıyla devletin bu konuda bir güvenlik sıkıntısı yok" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti: "Maalesef bu yolla, Yüksek Seçim Kurulunun yasal olarak zorunlu olduğu için parti genel merkezine vermesi, parti genel merkezinden bir teşkilata, adını da söyleyeyim İzmir teşkilatına gönderilmesi, orada bu işin, bunun yayılması üzerinde bir şey var. Dolayısıyla bir partinin, yasal bir konuyu yanlış bir şekilde kullanması ve onun üzerinden yürüyen bir süreç. Bu 1991 doğumlulardan öncekiler. Çünkü o zaman daha seçmen durumuna gelenler onlar.

Dolayısıyla burada devletin ve devlet kurumlarının ve bakanlıklarımızın hiçbir ihmal ya da eksikliği yok. Onlar bilgileri, İçişleri Bakanlığı YSK'ya vermek zorunda, kanuni olarak vermek zorunda. YSK da kendisinden talep eden partilere vermek zorunda. Bugün için de geçerli bu. Hal böyleyken, tablo bu. Bizim soruşturmamız neticesinde gelen tablo bu."

AK Partili eski Bakan Başkanlığa karşı bayrak açtı!




AK Partili eski Bakan Başkanlığa karşı bayrak açtı!
AK Parti'li eski Bakan Ömer Dinçer, başkanlık sistemini işaret ederek “Adil bir seçim sistemiyle oluşan yasama meclislerinin olduğu, denge ve denetimi sağlanan, kuvvetler ayrılığı esasına dayalı modern bir demokrasi amaç olmalıdır” dedi.
Bir zamanlar Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden biri olarak bilinen AK Partili eski Bakan Ömer Dinçer, Habertürk gazetesindeki “Türk tipi başkanlık sistemi mi?” başlıklı yazısında, “Anayasa teklifi tartışmaları sırasında iktidarın savunma delillerinden biri ‘Türk tipi başkanlık’ idi” hatırlatmasında bulundu. “Bundan kastedilenin ne olduğu anlaşılmadı” diyen Ömer Dinçer şöyle devam etti:

“BURADAN HALKIN YÖNETİME KATILDIĞI BAŞKANLIK SİSTEMİNE TECRÜBE YANSIR MI?”

“Ancak Orta Asya Türk devletlerinin tecrübesi, Emevi ve Abbasi gibi Arap devletlerinin uygulamaları veya Selçuklu ile Osmanlı sistemlerinden öğrendiklerimiz kastediliyorsa, bunların günümüz şartlarında bir ‘gelenek’ oluşturmayacağı vurgulanmalıdır. Babadan miras olarak yetki devralan sultan veya kral, yürütme ve yasama gücünü elinde bulundurur; mahkeme başkanlarını (kadı) ve şeyhülislamı atar. Buradan halkın yönetime katıldığı ve ‘kuvvetler ayrılığına’ dayanan başkanlık (veya parlamenter) sistemine tecrübe yansır mı? Ayrıca eski yönetim tarzları dini bir meşruiyet de oluşturmaz. Bu açıdan hukuk, ahlak ve adalet ilkeleri dışında eski yönetim biçimleri ne kadar Türk veya Müslüman ise çağdaş sistemler de o kadar Türk ve Müslüman’dır.”

“BUNLARIN SAĞLANIP SAĞLANMADIĞININ ANLATILMASI İKNA EDİCİ OLACAK”
Ömer Dinçer, “Öyle ise günümüz yönetim biçimine yön verecek etkiler, halkın ihtiyaç ve beklentisi, gelişmiş ülkelerin katılımcılığı (şûra), etkinlik ve verimliliği sağlayacak yönetim yapısı, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, refahın ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir” dedi.

Ya sev ya terk et" dedi




Ya sev ya terk et" dedi
Bir grup Türkiye kökenlinin gazetecileri tartaklaması üzerine, "Defolup Türkiye'ye gitsinler" diyen Hollanda Başbakanı Mark Rutte, bu görüşünü seçim propagandasına da yansıttı...



Geçen yıl Temmuz ayında Türkiye'deki darbe girişimin protesto eden bir grup Türkiye kökenlinin gazetecileri tartaklaması üzerine, "Defolup Türkiye'ye gitsinler" diyen Hollanda Başbakanı Mark Rutte, bu görüşünü seçim propagandasına da yansıttı.



BBC Türkçe'den Yusuf Özkan'ın haberine göre Mark Rutte, Hollanda'yı beğenmeyenlerin, değerlerine sahip çıkmayanların geldikleri ülkeye geri dönmesini istedi.
Rutte'nin 15 Mart seçimlerindeki en büyük rakibi olan Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders ise Başbakan'ı "yalancılıkla" suçladı. Benzer görüşleri en fazla dile getiren isim olan Wilders, "Orijinal her zaman daha iyidir" dedi.


GAZETELERE TAM SAYFA İLAN VERDİ

Başbakan Rutte, 15 Mart'ta yapılacak genel seçimler için kampanyasına gazetelere verdiği tam sayfa ilanla başladı.
Rutte de, politikalarını İslam, göç ve yabancı karşıtlığı üzerine kuran en yakın rakibi Wilders gibi göçmenleri hedef aldı. 
Başbakan, gazete ilanında, göçmenlere "Ya normal davran ya da git" diye seslendi.
Hollanda Başbakanı, "Eğer bu ülkeyi beğenmiyorsan çek, git! Bu senin seçeneğin değil mi? Eğer yaşadığın ülkede insanların birbirine davranış şekli seni bu kadar rahatsız ediyorsa, bir seçeneğin var, git! Burada olmak zorunda değilsin!" dedi.
Rutte, AD gazetesine verdiği demeçte, dini inancı gereği kadın eli sıkmayı reddeden bir göçmen belediye otobüs şoförünü haklı bulan Eşit Haklar Komitesi kararını eleştirdi.
Kararı "tuhaf bulduğunu" belirten Başbakan, kadın eli sıkmadığı gerekçesiyle otobüs şoförünü işe almayan kurumu haklı bulduğunu söyledi.
Rutte, "Hiçbir belediye otobüs şoförü tutup da 'kadın eli sıkmam' diyemez. Ben tam da bunun için isyan ediyorum. Bir çok insan da aynı duygular içinde. Çünkü bizim değerlerimize göre insanlar birbirinin elini sıkar" diye konuştu.




'AŞIRI SAĞCI SEÇMENLERİ HEDEF ALIYOR'

Rutte, "Hollanda'daki özgürlükleri kötüye kullanarak kendi kültürünü dayatmak isteyenleri" de eleştirdi.
Hollanda Televizyonu'nun (NOS) Siyaset Muhabiri Xander van der Curlew'e göre, Rutte'nin göçmenler konusundaki çıkışı, kamuoyu yoklamalarına göre önde giden Wilders'in seçmenini hedefliyor.
Hollandalı gazeteciye göre, Rutte'nin bu görüşü yeni değil. Geçen Eylül ayında benzer bir görüşü Türkiye kökenli göçmenler için dile getirdi.
Türkiye'deki darbe girişimini protesto eden Türkiye kökenli bazı göçmenlerin NOS kameramanını tartaklaması üzerine Rutte, bunun Hollanda değerleri ile bağdaşmadığını belireterek, "Defolup Türkiye'ye gitsinler" demişti.

WİLDERS: ORİJİNAL HER ZAMAN DAHA İYİDİR

Rutte'nin bu açıklamaları, siyasi rakipleri tarafından da eleştirildi. Yeşil Sol Parti lideri Jesse Klaver, Rutte'nin görüşlerini "şaşkınlıkla karşıladığını" söyledi.
Jesse Klaver, "6 yıl boyunca bencilliği ve kendi çıkarlarını özendiren Rutte'nin şimdi bizim değerlerimizin koruyucusu gibi açıklama yapması inandırıcı değil" dedi.
Hollanda Başbakanı'na en sert tepki ise, aşırı sağcı lider Wilders'den geldi. Göçmen karşıtı açıklamalarıyla bilinen Wilders, Twitter mesajında Rutte'nin kendisini taklit ettiğini ima ederek, "orijinal her zaman iyidir" dedi.
Rutte'yi "yalancılıkla" suçlayan Wilders, "Mark Rutte; açık sınırların, iltica tsunamisinin, toplu göçün, İslamlaşmanın, yalanların ve hilelerin adamı" görüşünü dile getirdi.
Wilders, tek sayfalık seçim bildirgesinde Hollanda'nın sınırlarını kapatarak İslam ülkelerinden gelen göçü önlemeyi ve ülkedeki camileri kapatmayı vaat ediyor.

Odatv.com

DİKKAT: Eski Nüfus Cüzdanları için Önemli Açıklama!





DİKKAT:

Eski Nüfus Cüzdanları için Önemli Açıklama!

YENİSİ GELİNCEYE KADAR ESKİSİ GEÇERLİ

İzmir İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürü Mehmet Kaya, mevcut soğuk damgalı nüfus cüzdanları ve geçici kimlik belgelerinin, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartları teslim alınıncaya kadar geçerli olacağını bildirdi.

İl Müdürü Kaya tarafından yapılan yazılı açıklamada;

"Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı yaygınlaştırmasına ülke genelinde 2 Ocak 2017 tarihinden itibaren başlanmıştır. Müdürlüğümüze ve ilçe nüfus müdürlüklerine yapılan şikâyetlerde 2017'de Yükseköğretime Geçiş Sınavına girecek öğrenciler ile pasaport, vize ve diğer işlemlerde 'mevcut nüfus cüzdanı' ile 'geçici kimlik belgesi'nin geçerli olmadığı yolunda vatandaş mağduriyetine sebep olan uygulamalarla karşılaşıldığı anlaşılmaktadır. 
Nüfus cüzdanının kaybolmuş, tahribata uğramış ve kullanılamaz duruma gelmiş olması halleri dışında, mevcut soğuk damgalı nüfus cüzdanları, geçici kimlik belgeleri, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartları teslim alınıncaya kadar geçerli olmaktadır" denildi.
Kaynak:cnnturk


Erdoğan 2034 yılına kadar başta




Erdoğan 2034 yılına kadar başta
TBMM’de, başkanlık sistemini getiren anayasa değişikliğinin kabul edilmesi Alman basınında geniş yer buldu.

Zeit Online'da Michael Thuman imzalı "Parlamento şu andan itibaren bir mozole”başlıklı yorumda Türkiye'deki anayasa değişiklik paketinin kabul edilmesine ilişkin şu görüşe yer veriliyor:
“BİR BAŞSAĞLIĞI MESAJI GÖNDERMENİN ZAMANI GELDİ”

"Bu uzun ve gürültülü bir ölüm kalım mücadelesiydi. Türk Meclisi, pek çok tartışmalı oturumda yeni anayasayı ele aldı. Oturumlarda yaşanan kavga dövüşe oylamalara eşlik eden ızdırap hakimdi. Milletvekilleri kalabalığa sert yumruklar savurdu. Oylama prosedürünü ihlal ettiler, yağıp gürlediler, tekme attılar, vurdular. İki kadın milletvekili hastaneye kaldırılmak zorunda kaldı. Oylamalar hayatiydi. Ölüm kalım meselesiydi. Şimdi ise sonuç kesin: Türkiye artık bir parlamenter demokrasi değil. Bir başsağlığı mesajı göndermenin zamanı geldi. Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından dizayn edilen Ankara'nın merkezindeki 1938 tarihli eşsiz parlamento binasında parlamento olarak adlandırılan bir kurul toplanmaya devam edecek. Ancak bina artık sadece bir mozole ve kaybedilen otorite için bir anma yeri. Bugün tüm iktidar Cumhurbaşkanı'nın yeni inşa edilen 'Saray'ında.”

“YİNE DE HER ŞEY BİTMİŞ DEĞİL”

Süddeutsche Zeitung'daki "Şimdi Türk vatandaşları Erdoğan'ı durdurmak zorunda” başlıklı yorumda ise, Erdoğan'ın ülkeyi geri götürdüğü görüşü yer alıyor: 

"Hafta sonu Meclis'te kabul edilen reform önerisi, daha önce saltanatın kaldırılması ve 1946'da tek parti sisteminden çok partili sisteme geçişte olduğu gibi ülkeyi ciddi biçimde değiştirecek. Erdoğan, ülkeyi geleceğe değil doğrudan geçmişe taşıyor. Yine de her şey bitmiş değil. Son söz vatandaşların.”
“2034 YILINA KADAR TÜRKİYE'NİN KADERİNİ…”

Stuttgarter Nachrichten'deki yorumda da yeni anayasa paketiyle Erdoğan'ın 2034 yılına kadar iktidarda kalabileceği görüşüne yer veriliyor:

"Erdoğan'a göre, başkanlık sistemi, terör ve bölünmüşlük nedeniyle acı çeken ülkesini yeniden huzura kavuşturmak ve güvenliği sağlamak için gerekli. Teoride Erdoğan, pek çok Osmanlı sultanından daha uzun süre iktidarda kalabilir. 2003'ten 2014 yılına kadar üç kez Başbakan oldu, daha sonra cumhurbaşkanlığına seçildi. Güç ve nüfuzunu da birlikte yeni pozisyonuna taşıdı. Anayasa böyle öngörmese de. AKP reform paketine Erdoğan'ın belirli koşullar altında 2034 yılına kadar Türkiye'nin kaderini belirlemesini sağlayabilecek bir kural ekledi. O zaman 80 yaşında olacak ve 30 yıldan uzun süre de iktidarda.”

Odatv.com

SONAR Başkanı: 'Hayır' oylarında yükselme başladı





SONAR Başkanı: 'Hayır' oylarında yükselme başladı
Kamuoyu araştırma şirketi SONAR'ın başkanı Hakan Bayrakçı,“2-3 yıl önce yaptığımız anketlerde, seçmenin yaklaşık yüzde 70’i başkanlığa karşıydı. Ama sonra bu oran yavaş yavaş düştü. 15 Temmuz’la birlikte başa baş hale geldi. Arkasından başkanlığa ‘evet’ diyenler öne bile geçti. Son bir iki haftada ‘hayır’ oylarında tekrar yükselme başladı" dedi.

Kamuoyu araştırma şirketi SONAR'ın başkanı Hakan Bayrakçı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda kabul edilerek referandum sürecine giren ve partili cumhurbaşkanlığı sistemini öngören anayasa değişikliği teklifine ilişkin olarak “2-3 yıl önce yaptığımız anketlerde, seçmenin yaklaşık yüzde 70’i başkanlığa karşıydı. Ama sonra bu oran yavaş yavaş düştü. 15 Temmuz’la birlikte başa baş hale geldi. Arkasından başkanlığa ‘evet’ diyenler öne bile geçti. Son bir iki haftada ‘hayır’ oylarında tekrar yükselme başladı" dedi.
Aydınlık yazarı İsmet Özçelik'in yazısına göre SONAR Başkanı Bayrakçı'nın değerlendirmeleri şöyle:

“2-3 yıl önce yaptığımız anketlerde, seçmenin yaklaşık yüzde 70’i başkanlığa karşıydı. Ama sonra bu oran yavaş yavaş düştü. 15 Temmuz’la birlikte başa baş hale geldi. Arkasından başkanlığa ‘evet’ diyenler öne bile geçti. Son bir iki haftada ‘hayır’ oylarında tekrar yükselme başladı. Bunda anayasa değişikliği Meclis’te görüşülürken yapılan tartışmalar ve televizyonlarda yayınlanan anayasa oturumlarının etkili olduğunu düşünüyorum”Birgün.net

Vali Coş'un pasaportu FETÖ'den iptal edildi




Vali Coş'un pasaportu FETÖ'den iptal edildi

Vali Coş'un pasaportu FETÖ'den iptal edildi
15 Temmuz'dan sonra elinde otomatik silahla açıklama yapıp FETÖ'cüler için idam isteyen Vali Coş'un adı FETÖ araştırmasında.
15 Temmuz'dan sonra elinde otomatik silahla açıklama yapıp FETÖ'cüler için idam isteyen Vali Coş'un adı FETÖ araştırmasında.
Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) yürüttüğü "paralel devlet yapılanması" araştırması kapsamında Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın merkeze çekilen vali kardeşi Adnan Yılmaz'ın bulunduğu 5 valinin Bank Asya'da hesabı bulunduğu, Kimse Yok mu Derneği'ne bağış yaptıkları tespit edildi. 5 valinin bu kapsamda pasaportlarının iptal edildiği öğrenilirken, haklarında soruşturma açılıp açılmadığı bilinmiyor.

2016 yılı ocak ayında bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla paralel devlet yapılanmasını araştırmaya başlayan Devlet Denetleme Kurulu, çarpıcı bilgilere ulaştı. Daha önce il özel idareleri ve belediyelerin FETÖ'ye 2005-2016 tarihleri arasında verdikleri taşınmazların listesini toplayan DDK, araştırmasının bir yönünü de valiliklere çevirdi. Bu kapsamda başta MİT ve MASAK olmak üzere çok sayıda kurumdan valilerle ilgili bilgiler aktı. Bunlar arasında Bank Asya'da hesabı bulunan ve Kimse Yok mu Derneği'ne bağış yapan valilerin de yer aldı. Bu kapsamda "Bank Asya'da hesabı bulunan ve Kimse Yokmu Derneği'ne bağışta bulunduğu tespit edilip, pasaportları iptal edilen valiler" başlıklı bir şema oluşturuldu. Bu şemada, 5 valinin adı yazıldı: Vahdettin Özcan, İbrahim Şahin, Hüseyin Avni Coş, Adnan Yılmaz ve Hasan Karahan.

Elde silahla fotoğraf

Valiler listesi bu 5 isimle sınırlı değil. Sadece listeye, yeni gelen bu isimlerin de eklendiği belirtildi. Pasaportları iptal edilen 5 validen en dikkat çekeni Sakarya Valisi Coş. Gittiği her ilde "olay" yaratan Vali Coş, Aydın'da görev yaparken, CHP'li Büyükşehir Belediyesi ile uğraşmıştı. Aydın'dan sonra Adana'ya atanan Coş, MİT TIR'larının durdurulması olayında hükümetin yanında yer almıştı. Coş'un MİT TIR'larından da haberdar olduğu ortaya çıkmıştı. Yürütülen soruşturmaya ilişkin HSYK'ye yazı gönderen Coş, "Bu tür tehlikeli araçların Adana'ya gelmeden muhtemel can ve mal kayıplarını ortadan kaldırmak için meskün mahal dışında kontrol yapılması gerekirken, Adana'ya girmesine engel olunması zorunluluğu varken bu tedbirlerin hiçbiri alınmamıştır" ifadelerini kullanarak TIR'larda mühimmat olduğunu ve haberdar olduğunu kabul etmişti. Coş, burada görev yaptığı sırada, Kimse Yokmu Derneği'nin bir etkinliğine de katıldığına ilişkin basında haberler yer aldı. Coş, son görev yeri Sakarya'da ise 15 Temmuz darbe girişimi sırasında elinde otomatik tüfekle valilik önünde verdiği fotoğraflarla gündeme geldi. Coş, 15 Temmuz sonrasında gözaltına alınan askerleri fırçalamıştı.

Kayyım yapıldı

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın kardeşi olan Adnan Yılmaz, 2012'de atandığı Düzce Valiliği'ndeki görevinden Haziran 2016 kararnamesiyle merkeze çekilmişti. Bu kararname ile Çankırı Valisi Vahdettin Özcan da merkeze alındı. Özcan, merkeze çekildikten kısa süre sonra FETÖ kapsamında el konulan Fatih Üniversitesi'ne kayyım olarak atandı. Bu durum Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar tarafından "kuzunun kurda teslimi" olarak yorumlandı. Tayyar, halen Samsun Valisi olan İbrahim Şahin'i TRT'deki FETÖ yapılanmasının mimarı olarak suçlamıştı. 3 yıldır Giresun Valisi olarak görev yapan Karahan ise üvey annesini Ankara'daki evinden çıkması için mahkemeye vermesiyle gündeme geldi.

MHP’lilerin yarısı hayırcı..!!!işte son detaylı araştırma




MHP’lilerin yarısı hayırcı..!!!işte son detaylı araştırma

Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nin araştırmasına göre referandumda MHP’lilerin yüzde 24.7’si “evet”, yüzde 50.1’i ise “hayır” oyu verecek. MHP’lilerin yüzde 15.5’i kararsızken, HDP’lilerin yüzde 70.4’u “hayır” diyor.


Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nin (AKAM) araştırmasına göre, referandumda evet oyunu tercih edenlerin ilk gerekçesi yüzde 45.5 oranıyla “Recep Tayyip Erdoğan’a güveniyorum” yanıtı oldu. İkinci gerekçe yüzde 21.2 oranıyla “Başkanlık sistemiyle ülke daha iyi yönetilecektir” yanıtı olurken, üçüncü gerekçe ise yüzde 20.1 oranıyla “Partim evet oyu vereceği için” yanıtı oldu.
Aynı soru referandumda hayır oyu vereceğini belirten katılımcılara da yöneltildi. Buna göre de hayır oyu vereceğini belirten katılımcıların birinci gerekçesi yüzde 50.1 oranıyla “Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı” yanıtı oldu. Hayır oyu vereceğini belirtenlerin ikinci gerekçesi ise yüzde 14.5 oranıyla “Kuvvetler ayrılığına aykırı” yanıtı olurken, üçüncü gerekçe ise yüzde 13.2 oranıyla “Bölünme tehlikesi olur” yanıtı oldu. Dördüncü gerekçe yüzde 12.5 oranıyla “Dikta ve tek adam tehlikesi oluşur” yanıtı oldu.
Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi’nin (AKAM) 26 il ve ilçelerinde 2 bin 240 kişiyle TBMM’de Anayasa değişiklik önerisinin görüşmelerin sürdüğü 11-17 Ocak tarihlerinde gerçekleştirdiği “Ocak 2017 Gündem Araştırması” adlı çalışmada katılımcılara referandumla ilgili sorular yöneltildi. Çalışma kapsamında katılımcılara “Partili Cumhurbaşkanlığı / Başkanlık referandumu yapılırsa ne yönde oy kullanırsınız” sorusu yöneltildi. Bugün seçim olsa AKP’ye oy vereceğini belirten katılımcıların yüzde 65.1’i referandumda “evet” diyeceğini belirtirken, yüzde 10.5’i “hayır” yanıtını verdi. AKP tabanının yüzde 13,2’si kararsız olduğunu belirtirken, yüzde 11.2’si ise oy kullanmayacağını söyledi. Bugün seçim olsa CHP’ye oy vereceğini belirten katılımcıların yüzde 0.9’u referandumda “evet” oyunu vereceğini açıklarken, yüzde 84.8’i “hayır” oyunu kullanacağını belirtti. CHP tabanının yüzde 6.1’i kararsız olduğunu ifade ederken, yüzde 8.2’isi ise oy kullanmayacağını kaydetti.
MHP’nin yarısı hayırcı

MHP’ye oy vereceğini ifade eden katılımcıların yüzde 24.7’si referandumda “evet” tercihinde bulunacağını dile getirirken, yüzde 50.1’i ise “hayır” tercihinde bulundu. Çalışmaya göre MHP tabanının yüzde 15.5’i kararsız olduğunu dile getirirken, yüzde 9.7’si ise referandumda oy kullanmayacağını söylüyor. Bugün seçim olsa HDP’ye oy vereceğini dile getirenlerin yüzde 0.9’u referandumda “evet” diyeceğini dile getirirken, yüzde 70.4’u “hayır” oyunu kullanacağını ifade ediyor. HDP tabanını yüzde 10.7’si kararsız olduğunu kaydederken, yüzde 18’i ise oy kullanmayacağını belirtiyior.


CHP tabanında, kararsızların en düşük orana sahip olması ve oy kullanmayacağını belirtenlerin de diğer parti tabanlarına göre düşük seviyede olması dikkat çekiyor.
KARARSIZLAR MHP’DE
Referandumda hangi tercihte bulunacağı konusunda kararsız olanların en yüksek oranı yüzde 15.5 ile 1 Kasım’da MHP’ye oy verdiğini ifade eden kişiler oluşturuyor. Oy kullanmayacağını ifade edenlerin başında ise 1 Kasım’da HDP’ye oy verdiğini belirten kişiler oluşturuyor. Çalışmaya göre, MHP seçmeni en yüksek kararsız oranına, HDP seçmeni ise en yüksek sandığa gitmeme oranına sahip partiler olarak görülüyor. Çalışma kapsamında sorular yöneltilen katılımcılara “Anayasa görüşmelerini medyadan takip ediyor musunuz” sorusu da yöneltildi. Katılımcıların yüzde 36.5’i anayasa görüşmelerini medyadan takip ettiğini belirtirken, yüzde 41.2’si Anayasa görüşmelerini takip etmediğini görüşünü dile getirdi. Katılımcıların yüzde 22.3’u ise görüşmeleri medya üzerinden bazen takip ettiğini ifade etti. Cumhuriyet


HDP'den ÇARK..!!! CHP'nin 'hayır' kampanyasına tepki




HDP'den CHP'nin 'hayır' kampanyasına tepki
HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, CHP'nin referandum sürecinde yapacağı 'Hayır' kampanyasını eleştirerek, "CHP, 100 yıllık statükoyu korumak için 'Hayır' diyor. Değişikliği yapmak isteyenler de ülkeyi 200 yıl geriye götürmek istiyor. Biz ikisini de redediyoruz" dedi.

Tukuklu bulunan Mardin Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ahmet Türk'ün Diyarbakır'da KCK anadavasında görülen duruşmasını HDP milletvekilleri Osman Baydemir, Meral Danış Beştaş, Nadir Bingöl, Feleknaz Uca, Nimettullah Erdoğmuş ile birlikte takip eden HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, duruşmanın ardından Adliye önünde bekleyen gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ahmet Türk'ün yargıladığı KCK ana davasının düşürülmesi gerektiğini dile getiren Yıldırım, Balyoz, Odatv ve Şike davasının düşürüldüğünü hatırlatarak, şunları söyledi:

"Aynı dönemde açılmış olan ve ülkenin batısında görülen davaların hepsi ya yerel mahkemeler ya da temyiz mahkemeleri tarafından bir bir düşürülüp, sanıkların tamamı beraat ettiği, iddianameler ise neredeyse rejime dönük hazırlanmış bir kumpas iddianemeleri olarak kabul edildi. O dönem siyasi iktidarın ortakları yargıda, kollukta örgütlenmiş olan Gülen cemaatinin mensupları, ne zaman ki iktidara benzer bir yönelimi gerçekleştirdi ve iktidarla ortaklıkları bozuldu. Balyoz, kumpas, Odatv, şike davası ve adını sayamadığımız bir çok dava düşürülürken, siyasi iktadar tarafından terörist olarak adlandırılan savcıların hazırladığı iddianameler, hakimlerin sürdürdüğü mahkemeler bir tek sıra Kürde gelince hala devam ediyor ve siyasi iktadarla olan ortaklıkları bugün dahi sürüyor."
'ADLİ TIP'A TÜRK'ÜN TAHLİYE EDİLMESİ İÇİN RAPOR ULAŞTI'
HDP'li Yıldırım, Ahmet Türk için hazırlanan sağlık raporunda tahliye edimesi gerektiği belirtilerek Adli Tıp'a ulaştığını, ancak mahkemenin henüz karar vermediğini de dile getirerek, "Bugünkü duruşmaya ilgi göstermemizin nedeni, Kürt siyasetinin ak saçlı, ak sakallı değerli büyüğü Ahmet Türk'ün duruşması olmasıydı. Ama Ahmet Türk, bu davadan zaten tutuklu değil, Mardin'de görülmekte olan bir başka dava dosyasından tutuklu. O dosya ile alakalı da bizim gerek Ankara'dan takip ettiğimiz, gerekse de hukukçu arkadaşlarımızın Mardin'den takip ettiği bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Ahmet Türk, 74 yaşında. Sağlık sorunları yaşayaşan ve bu sağlık sorunları tutuklanmadan kamuoyunca biliniyordu. Ahmet Türk'ün hazırlandığı sağlık raporları Adli Tıp'a ulaştı ve tahliye edilmesi gerektiği yönde kanaatler açığa çıkmasına rağmen, bugün mahkemece bırakılmayışının bizim tarafımızdan yine siyasi bir kararın devamıdır. Elimizdeki bilgi Ahmet Türk'ün sağlık raporunun hazırlandığı ve Adli Tıp'tan geçtiğini ve mahkemenin hala neden bu raporun gereğini yerine getirmediğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Bugünleri biz atlatacağız. Hem de siyasi mücadelemizle halkımızla, kurumlarımızla birlikte atlatacağız. Biz bugün tuksak olduğumuz için hiç bir zaman utanmayacağız. Toplumsal barışı bu ülkeye hediye etmek için bedel ödediğimizin farkındayız. Ama bu kadar hukuk dışılığı, bu darbe anayasasına aykırı uygulamaları devreye sokanlar yarın birgün az biraz barış koşullarına sahip olduğumuz zaman asla bugünkü uygulamaları savunamayacaklar, bundan büyük utanç duyacaklar. Ahmet Türk'ü yaklaşık 45 dakika görme şansımız oldu. 1-2 dakika da milletvekili arkadaşlarımızla birlikte yanına uğrayıp merhabalaştık. Sağlık durumun çok iyi olduğunu da ifade edemeyez, ama çok kötü bir sağlık koşullunun olduğunu da söyleyemeyiz" diye konuştu.

HDP'DEN CHP'NİN 'HAYIR' KAMPANYASINA TEPKİ
Bir gazetecinin, CHP'nin Anayasa değişikliğinde referandumda 'Hayır' kampanyasını destekleyip desteklemeyecekleri ile ilgili bir soru üzerine Yıldırım, "Biz böyle bir cümleyi kabul etmiyoruz. CHP'nin 'Hayır' kavramını ciddi bir şekilde eleştiriyoruz. CHP, 100 yıllık statükoyu korumak için 'Hayır' diyor. Değişikliliği yapmak isteyenler de, ülkeyi 200 yıl geriye götürmek istiyor. Biz ikisini de reddden bir noktadan, bu ülke insanlarının kalıcı ve onurlu barışı barındıran, 80 milyon insanın kendini içinde gördüğü bir toplumsal sözleşmeyi hak ettiğine inanıyoruz. Buradan hareketle bizim çok güçlü bir 'Hayır' kampanyasını tüm halkımız ve kurumlarımızla birlikte yürüteceğiz. Bu çalışmalarımızın CHP ile anılmasını çok doğru bulmayız" diye konuştu.

“Tüm Arap ülkeleri satın almak için sırada” denilen Altay tankında skandal: Tankların motoru yok!






“Tüm Arap ülkeleri satın almak için sırada” denilen Altay tankında skandal: Tankların motoru yok!


AKP iktidarının Türkiye’nin savunma sanayiinde büyük bir atılım olarak pazarladığı “Altay tankları” projesinde yaşanan bir gelişme durumun skandal boyutunu açığa çıkardı.

Gövdesi Güney Kore yardımıyla yapılan tank projesi ile ilgili basında “Tüm Arap ülkeleri satın almak için sırada” diye manşetler atılmıştı. Son günlerdeki bazı gelişmeler ile birlikte tankın bugüne kadar sadece gövdesinin Koç grubuna bağlı OTOKAR tarafından üretildiği ancak tanka motor bulunamadığı öğrenildi.

Almanlar ve Japonlar yanaşmadı

Daha öncesinde motor için Alman MTU ve Japon Mitsubishi firmaları ile görüşüldüğü ancak bu firmaların motoru vermeye yanaşmadığı, bunun üzerine motorun üretim işini yerli Tümosan firmasına ihale edildiği de edinilen bilgiler arasında. AKP yandaşı Albayrak Holding’e ait Tümosan firması ise traktör motoru üreten bir firma olarak biliniyor.

Deneyimi olmadığı için motorun üretimi için Avusturya firması AVL List GmbH ile anlaşan Tümosan geçtiğimiz günlerde Avusturya firması ile yaptığı sözleşmeyi iptal etti. Sözleşmenin iptal gerekçesi olarak Avusturya Hükümeti’nin baskısıyla ilgili şirketin Tümosan’a bazı zorluklar çıkarması olarak gösterildi. Yakın zamanlarda Avusturya’nın Türkiye’ye vereceği piyade tüfeği namlu yapma makinelerini de iptal ettiği, iptal gerekçesinin ise Türkiye’deki insan hakları ihlalleri olduğu öğrenildi.

“AB tarafından ülkemize uygulanan yaptırımlar…”
Tümosan tarafından “Kamu Aydınlatma Platformu”na (KAP) yapılan açıklamada da şu ifadeler yer alıyor:
“Altay Tankı Güç Grubu Geliştirme Projesi kapsamında SSM-Tümosan Sözleşmesi gereğince Teknik Destek Sağlayıcı (TDS) aday firmalarıyla yürütülen görüşmeler sonrasında 7 Ekim 2015 tarihinde AVL List GmbH firması ile Teknik Destek Sağlayıcı Anlaşması imzalanmıştı. Sözleşme gereği 90 gün sonra hükümet onayını getirmesi gereken AVL Firması arka arkaya talep ettiği süreler sonrasında da Avusturya hükümetinin ülkemizin iç işlerine müdahale edecek şekilde şartlar içeren ihraç lisansında ısrar etmesi ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından bahse konu ihraç lisansının kabul edilmemesi nedeniyle taahhütlerini yerine getirmemiş ve sonrasında TDS Sözleşmesi iptal edilerek firmanın verdiği teminat irat kaydedilmiştir.

Şirketimiz gerek projenin hazırlık sürecinde gerekse Teknik Destek Sağlayıcı seçimi yapıldıktan sonra yaşanabilecek olumsuzlukları değerlendirerek alternatif firmalar ile çalışmalar yapmış olup halihazırda görüşmelerini sürdürmektedir. Son günlerde özellikle AB ülkeleri tarafından ülkemize karşı uygulanan yaptırımlar nedeniyle gerek proje ve gerekse proje kapsamındaki kritik alt komponentlere ilişkin teknolojilerin transferinde önemli engellerle karşılaşılacağı anlaşılmıştır.

Bu kapsamda TÜMOSAN mümkün olduğu kadar yurt içi kaynakları kullanarak projenin gerçekleştirilmesi için çabalarını sürdürmekte olup önerilerini SSM ile paylaşmıştır.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı; 16 Ocak 2017 tarihinden itibaren başlamak üzere TÜMOSAN tarafından yapılan tekliflerin değerlendirilmesi ve avans ödeme şartlarının yerine getirilmesini teminen 1 ay ilave süre vermiş bulunmaktadır.”
Nasıl üretilecek?

Özelleştirme süreci sonucunda 2004 yılında AKP yandaşı Albayrak Holding’e satılan Tümosan’ın bugüne kadar üretemediği ve gelecekte de üretme şansının pek olmadığı bu motoru yurt içi kaynakları kullanarak nasıl üreteceği ise bir soru işareti olarak karşımızda duruyor.


Tüm bunlarla birlikte seri üretime geçti geçecek diye topluma anlatılan, Savunma Bakanlığı tarafından propagandası yapılan ve emekçilerin paralarının akıtıldığı bu projeler diğer alanlarda olduğu gibi Türkiye’nin savunma sanayii üzerinden de emperyalizm ve uluslararası sermayeye boyun eğdiğini gösteriyor.

Türkiye motor üretemiyor ve emperyalist tekellere bağımlı

“Milli” olduğu söylenen gemi, tank, helikopter gibi savaş araçlarının hepsinin motorları uluslararası tekellerden alınıyor ancak alım esnasında firmalar ihracat lisansı şartı koşuyorlar. Maliyeti oldukça yüksek projelerin finansmanının sağlanabilmesi içinse ihraç edilmesi gerekiyor. Ancak savunma projelerinde motor gibi kritik parçaları tedarik eden ülkelerin ihracat lisansı vermesi şartıyla ihracat gerçekleştirilebiliyor. Son olarak Atak Helikopteri’nin Pakistan’a ihracı konusunda ABD yönetiminin izin vermemesi üzerine gözler diğer projelere çevrilmişti.

Benzeri bir sorun Altay tanklarında da yaşandı. Tankın motorları İngiliz Rolls Royce firması tarafından tedarik edilmesine rağmen, firma tankların dışarıya satılmasına engel koyuyor.


Ancak savunma sanayii ülke güvenliği ile ilgili bir konu olarak algılanmaktan ziyade, başka ülkelere satılması düşünülen tank, top, tüfek, helikopterden ve bunların rantından ibaret görüldüğü sürece ne ülkemiz savaş politikalarından kendini ayırabilir, ne de emekçiler açısından refah içeren günlere ulaşılabilir.