9 Ocak 2017 Pazartesi

MİT AKP'yi sattı





MİT AKP'yi sattı
MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, ''MİT tırları meselesi, Suriyeli muhaliflere yapılan lojistik yardımlar, silah yardımları o tarihte uygulanan siyasetle bağlantılı. MİT’in bir sorumluluğu varsa kendisine verilen siyasi direktifin sonucudur.'' dedi
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş Numan Kurtuluş'un ''Suriye politikası yanlıştı" açıklaması üzerine Hürriyet gazetesine önemli bir röportaj verdi. Öneş bir anlamda MİT'in AKP'yi sattığını ortaya koyan ifadeler kullandı.
İşte o röportaj;

MİT DİREKTİFLERİ UYGULADI SORUMLULUK SİYASETİN- IŞİD’in sınırlarımızı rahatça güzergah olarak kullanmasının yaygın olduğu dönemde MİT’e yönelik çok eleştiriler oldu. MİT TIR’ları olayı malum. Bazı çevrelerde ‘Türkiye, bir dönem Esad rejiminin düşürülmesi için ne kadar tehlikeli olduğuna bakmaksızın radikal grupların güçlenmesine göz yumdu’ şeklinde bir kanaat var. Siz bu eleştirilerde haklılık payı görüyor musunuz?sorusuna Haklılık payı var da meseleyi MİT açısından değerlendirmemek gerekiyor. Başbakan Yardımcısı Sayın Kurtulmuş’un geçen haftaki beyanlarına bakın. Suriye politikasının tamamen yanlış olduğunu açık ve somut biçimde ifade ediyor. MİT tırları meselesi, Suriyeli muhaliflere yapılan lojistik yardımlar, silah yardımları o tarihte uygulanan siyasetle bağlantılı. MİT’in bir sorumluluğu varsa kendisine verilen siyasi direktifin sonucudur. Devlet kararıyla devlet kuruluşları hareket ederler. Kendi başına kimse inisiyatif kullanamaz.


ORTA BOY BİR DEVLETİZ ORTADOĞU’DAKİ VEKALET SAVAŞLARINI TEK BAŞINA YÖNLENDİRME İMKANIMIZ YOK

- Ne yönde bir politika değişikliği gerekiyor sizce?
Biz orta büyüklükte bir devletiz. Ortadoğu’da cereyan etmekte olan vekalet savaşları küresel güçlerle bağlantılı. Türkiye bugünkü imkan ve kabiliyetleri içinde bu hareketleri kendi başına önleme ya da yönlendirme imkanına sahip değil.
- ‘Boyumuzdan büyük işlere kalkıştık’ mı diyorsunuz?
Başlangıçta kalkıştığımız ortada, bunu kabul etmek lazım. Başlangıçta bir mezhepsel bakış algısı yarattık. Gerçek olmasa bile öyle bir algı Türkiye’de de, Batı’da da, Rusya’da da bu oldu. Siyasal İslam’a karşı bakışın gittikçe sertleştiği Batı’da bu algı çok daha fazla etki yaptı. Türkiye-ABD ilişkilerinde bir zedelenme olduğunu da söyleyebiliriz. ABD’nin muhaliflere desteğinin çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin muhalifleri desteklemeye devam edişi de iki ülke arasındaki diplomatik sorunlardan birisi olarak karşımıza çıktı.
Rus Büyükelçisinin öldürülmesinin ve Halep’in boşaltılmasının ardından Moskova ile yapılan garantörlük anlaşmasıyla birlikte bir değişim ortaya çıktı. Türkiye’nin Rusya ve İran’la yeni bir insiyatif alma durumu doğru bir adımdır. Bunun gelişiminde kaçınılmaz olarak Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi durumuyla karşılaşacağız. Esad’ı Esed yaparak tamamen hiçleştirdiğimiz noktadan bugün Esad’la işbirliği yapmak gibi bir sürece girdik. Esad’ın halkına yaptığı mezalimleri tabii ki kınayacağız ancak bölgesel gerçeklik içinde Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması öncelikli olarak Türkiye’nin karşısına çıktı. Sayın Kurtulmuş’un da ifade ettiği gibi bu adımların atılması doğrudur. Öte yandan Türkiye’nin NATO içindeki konumu ve Batı ile ilişkileri de vazgeçilmez bir öneme sahip.


ABD’nin Ortadoğu politikasına karşı bir tepki örgütüyse Amerikan istihbaratı yine de IŞİD’i kullanır mı mesela? Hükümete yakın medyaya bakarsak Reina saldırısının arkasında CIA var, hatta İslamcı bir gazete Reina saldırganının fotoğrafını montajlayarak Obama’ymış gibi bastı.
Tabii burada ABD’nin önderliğindeki koalisyon güçlerinin Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekâtını desteklememesi meselesi var. Bu konuda Amerikan sözcülerinin açık beyanları da var. Yine Suriye’de ABD’nin PYD/YPG ile ilişkileri var. PYD/YPG’nin bizim tarafımızdan PKK’nın kendisi olduğunun ifade edilmesi ve bunu bir ulusal tehdit olarak görmemiz var. Hal böyleyken bizim medyamızda ve siyaset platformumuzda Ortadoğu’daki bu bölünme ön plana çıkartılarak ‘Türkiye’yi de bölmek istiyorlar’ şeklindeki bir algı var. Bu, iç politikada ciddi şekilde kullanılıyor. Böyle bir bakış iç politikada prim yapabilir ancak somut verilere sahip olmadan herhangi bir ülkenin ‘doğrudan parmağı vardır’ şeklindeki bir yaklaşım Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde köşeye sıkıştırıp zora sokan bir durumdur. Oysa mesenin çözümü siyasidir. Bu tür bir iç politika propagandası çözüm siyasetinin elini kolunu bağlar.


- Karşı karşıya olduğumuz terör dalgasının çözümü siyasi derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

Evet bütün bu olaylar terör faaliyetleridir ve buna göre tedbirler de alınmalı ama çözüm nitelikli siyaset üretimindedir. Böylesine küresel bağlantıları olan meseleleri Türkiye tek başına çözemeyeceğine göre dostlara ihtiyacı vardır. Gerek Batı blokunda (özellikle ABD ile), gerekse Rusya, Çin, İran’la iyi ilişkilerin geliştirilmesiyle mümkündür çözüm. Siyaset, gücü maksimize etme meselesidir. Yardım alacağın ülkelerin sayısını arttırma meselesidir. Hele hele sınırlarımızdaki ülkelerle dostluk ilişkilerini geliştirme meselesidir. O bakımdan siyaset üretirken bugün iktidar yanlısı bazı basın organlarının, sosyal medyanın ve sivil toplum hareketlerinin daha akılcı hareket etmesi, Türkiye’nin çıkarlarını düşünerek meselelere bakması gerekir. 
POLİS NOKTALARINI NASIL ATLATTI DİYE SORULMALI- 
Mesele dediğiniz gibi yeni siyasi yaklaşım ihtiyacıyla ilgili olsa bile istihbarat zafiyeti üzerinde durulması gereken bir konu değil midir devlet için?


Böylesine sonuçlar varsa doğrudur istihbarat da eksiktir, emniyet de eksiktir. Reina olayına bakın Kırgızistan-İstanbul-Konya ekseninde irtibatlara bakın. Sırtında dikkati çeken bir çantayla sokaklarda yürüyor ve Reina’ya kadar kontrol noktalarını aşarak gelebiliyor. Evet polisin, istihbaratın fedakâr çalışmaları çok önemli ama demek ki boşluklar ve yetersizlikler var. O militan o boşluğu görerek o eylemi yapabilmiş. - ‘İçerden yardım almış olabilir mi’ sorusu da var kafalarda.İçerden yardım aldığı kesin.
- İçerden yardım derken neyi kastediyorsunuz? 
Mesela Rus Büyükelçi Karlov’u katleden polis memuru gibi Türkiye’deki kurumların içinde Reina olayına karışmış kimseler olabilir mi? 
Böyle sorular geliyor mu sizin aklınıza?
Bu soruların aklımıza gelmesi lazım. Hele Rus Büyükelçisi’ni öldürenin bir polis oluşu ve öldürme esnasında kullandığı El Nusra’yı çağrıştıran sloganlar dikkat çekici. Tabii ki Reina olayında da güvenlik kapılarının atlatılarak gelmesi, sokaklarda dikkat çeken bir çantayla gezebilmesi, hareketlerindeki rahatlık bize sorduğunuz sorunun üzerinde durulması gerektiğini söylüyor. Ama bu ancak uzmanların yapacağı detaylı tetkikle ortaya çıkabilecek bir mesele. Bugüne kadarki bilgiler eylemi tek kişi olarak yaptığını gösteriyor. Ancak 2014’te şahsın Türkiye’ye gelişi, Suriye’ye geçişi, Suriye’den tekrar dönüşü, en son İstanbul-Konya arasındaki irtibatlar dikkate alındığında yardım edenler olduğu ortada. Ciddi bir sistem işliyor. Bu bize IŞİD’in Türkiye içinde önemli boyutta uyuyan hücrelerinin olduğunu gösteriyor. Öncelikle bu konu üzerinde çok önemle durulmalı. Sınırlarımızın çok açık olduğu, başlangıçtaki evrelerde IŞİD militanlarının ya da diğerlerinin Türkiye’yi geçiş güzergâhı olarak kullandıkları dönemlerde burada örgütsel bir yapı kurduklarını biliyoruz. Bunu Adıyaman’da gördük, Gaziantep’te gördük. Yakalanan IŞİD’lilerin ifadeleri de ortada.


Cansu Çamlıbel - HÜRRİYET