31 Aralık 2016 Cumartesi

Bir şiddet unsuru olarak P.enıs




Bir şiddet unsuru olarak P.enıs
Hâlâ tecavüzü, bir kadın sorunu olarak görüyorsanız bu yazıyı okumayın, sadece şiddet ya da cinsel bir suç olarak görüyorsanız ise eril sistem sizi eline geçirmiş demektir.
Siz tecavüz etmenin ön provası olan havaya küfürler savurmayı; sevincinizde de, üzüntünüzde de gösteriyorsunuz. Dilinize doladığınız cinsel organımızla tehdit etmeyi şaka mı sanıyorsunuz? Her gün bu tehditle yaşayan kadınların her an bunun gerçekleşeceği ortamlarda bulunmalarını; sokakta, evde, okulda sadece kadın

olmasından dolayı korku yaşamasını ne kadar anlayabiliyorsunuz? Hiçbir tecavüzcü tek başına suçlu değil, küfürlerinizle büyüttüğünüz, erk düşüncelerinizle beslediğiniz erkeklere dönüp bir bakın şimdi! Aa göremiyorsunuz… O zaman toplumdaki kadınların kız çocukların durumlarına gözünüzü iyice açarak tekrar bakın, derim.
Toplumda p*nisin bir güç imgesi olarak algılanması, ataerkilleşmenin başlangıcına kadar götürülebilir. Kadının cezalandırılabilme yöntemlerinden biri olarak (tecavüz) erkeğin p*nisini devreye sokması, yeni toplumsal örüntülerle çağlar boyu sarmal halinde, biz kadınları, kendi kıskacına alarak tecavüz kültürüne kadar getirmiştir. Bir tehdit olarak algılanan p*nis, pek çok kötülüğün de faili haline gelmiştir.
Bir insan bir canlıya neden tecavüz eder?

Monique Plaza’ya göre tecavüz (sosyal), bir erkeğin (sosyal) bir kadın üzerinde tahakküm kuran bir davranışıdır. Tecavüz, sosyal cinsiyetlendirme eylemi olarak gerçekleşmek için salt bir p*nis ve bir vajinaya ihtiyaç göstermez. Bir şişenin anüse sokulması durumunda tecavüz genital içerikli olmamasına rağmen, sosyal olarak cinsiyetlendirilmiş biçimde kadın ve erkeği simgesel olarak içermekle cinseldir. Bu durumda erkek tarafından tecavüze uğrayan mağdur erkek, o anda bir “sosyal kadın”dır. Tecavüz, eril ve dişil cinselliklerin normal olarak saldırgan ve girişken, kırılgan ve kendini koruması gereken şeklinde kurulduğu bir içerikle cinsiyetlendirme, tecavüzün toplumsal bağlamını oluşturmaktadır.
Tecavüzün toplumsal bağlamı oluşturulduğunda tecavüz hiçbir kadının deneyimlerine yabancı değildir. Bu nedenle tecavüzü yaşamamış kadınlar dahi kendilerini bu konum altında görmekte, kendi bedenleriyle bu cinsellik algısı üzerinden ilişkilenebilmektedirler. Örneğin; 1985 ve 1986 yılları arasında Endonezya Borneo’nun Gerai bölgesinde yaşayan Dayak Topluluğu hakkında antropolojik bir araştırma yürüten Helliwell, yerli bir kadının evine giren erkeğin ona cinsel olarak zarar verebileceğini söylediğinde, kadın onun sadece bir p*nis olduğunu ve bir p*nisin bir insana nasıl zarar verebileceğini sormuştur. Dayak Toplumu, p*nisin zarar verebilecek iktidarlı bir uzuv olarak algılanmadığı bir toplumsallık örneğidir. Bu toplumda toplumsal cinsiyet, genital organlara bağlı olarak değil, belli işleri yapabilme kapasitelerine bağlı olarak inşa edilmiştir.


Hepimizin bildiği erk düşüncenin kendini haklı çıkarma yollarını; Alberto Godenzi cinsel şiddet üzerine yaptığı araştırmada tecavüz mitlerini beş kategoriye ayırmaktadır. Bu mitlerden birincisi, cinsel şiddeti tahrik eden kadınlardır. Bu önyargıya göre, kadınlar belirli saatten sonra dışarı çıkamaz, o saatte çıktıysa dahi tek başına herhangi bir kamusal alanda bulunamaz. Hele ki, bir erkeğin içki – kahve davetini kabul edip tecavüze uğradıysa bu sonucu zaten tahmin etmesi gerekiyordu, algısıdır.

İkincisi, hiçbir kadına rızası dışında tecavüz edilemez. Tam olarak kadın direnseydi, bağırsaydı, tecavüze uğramazdı, mantığının karşılığıdır.
“Mazoşistçe bir düşüncedir”
Üçüncüsü, kadınlar gizli gizli tecavüze uğramak istiyor. Cinsel şiddete maruz kalmış kadının bundan hoşlanacağını düşünmek mazoşistçe bir düşüncedir.


Dördüncüsü, tecavüz, iç güdümsel bir cürümdür. Adam kadının “davetkâr” davranışlarıyla o denli tahrik olmuştur ki artık elinden başka bir şey gelmez. Cinsel içgüdü karşı konulamaz bir şeydir. Biyolojik bir zorunluluk olarak erkeklerin s*ks ihtiyaçlarını herhangi bir canlıya isteğine bağlı olmaksızın saldırması siz ikiyüzlü erklerin kendinizi savunma yöntemlerin başka bir şey değildir.

Beşincisi, saldırgan bir yabancıdır algısıdır. Saldırganlar sadece yabancı kişiler olsaydı, aile içi tecavüz olgusundan bahsedemezdik.


Bu mitler erkek egemen sistemin erkleri koruyan hukukta ve toplumsal düzlemde tecavüzcüyü haklı çıkarmak için kullanılan yargılardır. Cinsel saldırıyı meşrulaştırma yöntemiyle kadını tecavüz ederek mağdur eden sistem, ikinci kez suç ortağı hatta suçlu olarak göstererek cezalandırmaktadır.

“Korku, kurdu olduğundan büyük gösterir”

Korku, ad koyma ve koyulan adları sorgulama hakkınızı elinizden alır. Ben ve başkası arasındaki mesafeleri ortadan kaldırır ve şiddetin ahmakça bir inkârı olan katılımı meydana getirir. Biz kadınlar evet korkuyoruz, her an taciz edilmekten her an tecavüze uğramaktan, toplumsal normlarınıza uymadığımız için “eril cezalandırma” şekillerinizden korkuyoruz. Aynı toplumsal düzlemde mağdurluğumuza bir de sizin kurallarınız ekleneceği için korkuyoruz; devlet, hukuk, aile hepsinde var olduğunuz ve düzeni sürdürdüğünüz için korkuyoruz. Bu sistemin kişiyi toplumsallaştırması öylesine kusursuz ki, değer yargıları öylesine dört başı mamurdur ve bu sistem insan toplumları içinde öylesine uzun ve evrensel biçimde süregelmiş ki, kaba kuvvete dayanmıyormuş gibi görünen şiddet şeklinizden korkuyoruz. Kullandığınız dilin, baskıcı ahlak anlayışının, korkutup sindirmelerin sessiz ve derinden işleyen, ağır ama etkili çalışan bir parçası olarak nasıl kullandığınızı bildiğimiz için korkuyoruz. Ama günümüzü ters-düz etmeye ne kadar yakın bir çağ, biz bu korkuları yıllarca içimizde taşıdık artık neden korkmayacağımızı çok iyi biliyoruz.

Son olarak, tecavüz, şiddete dayalı cinsellik değil, cinsellik görünümlü şiddettir. Biz kadınlar için bedensel kadın duruşunun p*nisin tehlike olarak kodlanması temelinde tecavüz, yüze atılan yumruktan çok farklıdır. Tecavüz, erkeklerin kadınların bedenleri üzerinde kurdukları kontrol mekanizmasının cezalandırma yöntemlerinin önemli bir parçasıdır. Bu şiddet biçimini kullananların kendi bencil amaçları için kadın bedenine, aklına, ruhuna el koyma tahakküm alma istekleridir.

“Tecavüzcüler korunuyor”
Tecavüze uğrayan kişinin bunu dile getirme süreci toplumsal olarak dört tarafı kuşatılmış mağduriyet ve suçlanmayı içerirken, tecavüz bir dava konusu haline gelebildiğinde ise; bir yanımızda “Neden bağırmadın?”, “Üzerinde ne vardı?” ,“Hayır dedin mi peki?” diye soran savcılar, bir taraftan tecavüzcü erkeği savunan avukatlar, kadını yaralayan, sorgulayan, yaşadığı saldırı ve travmayı yeniden üreten bir arenaya dönüştürüldüğü üstelik bu durumu yeniden üreterek aynı olayı defalarca kadına yaşatıldığı bir ortam haline gelmiştir.

Bu zorluklara bir de kadına “ispat”, “rızasının olup olmadığı” yükü eklenirken “suçlunun savunulma hakkı” adı altında tecavüzcüler korunuyor ve kadınlar hukuk sistemi tarafından bir kez daha cinsiyetçiliğe maruz bırakılıyor. Çözüm, hiçbir zaman tek celsede açıklığa kavuşmayan, her zaman yeniden görülmesi gereken bir dava şekline dönüşmüştür.


Diğer taraftan patriyarkal, heteros*ksist, erkek egemen sistemin, kadını bu suçun öznesi haline getirdiğini ve tecavüz suçuna ortak olduğunu görüyoruz. Kadının oturuşu, kalkışı, kıyafeti, duruşu, susuşu bu suça neden olarak görülüyor. Oysa biliyoruz ki tecavüz bir erkeklik suçu ve eylemidir. Bu kültür “erkekliğinizi” beslemeye devam ettikçe, ister tüm tecavüzcüleri ortak idam edin, ister hepsini hadım edin, ister hepsini müebbet hapse atın, ister suçluyu suçlaya kırdırarak “vicdanınızı” rahatlatın, yeni tecavüzcüler doğurmaya, bizlere tecavüz etmeye ve katletmeye devam edecektir. Ağzındaki küfrü bırakmadan, tecavüz kültürüyle yüzleşmeden, kendinize ayna tutmadan, tecavüzü ortadan kaldıramazsınız. Bu suç bizim değil, biliyoruz. Utancı ise, hiçbir zaman bize ait olmamalı.
Kaynak:

Özdemir, O. “ Bir Cinsiyetlendirme Pratiği Olarak Tecavüz”, Kasım 2014, Cins Arı, Ankara.
Godenzi, A. “Cinsel Şiddet”, Haziran 1992, s. 19-29 Ayrıntı Yay. İstanbul.
Başlık görseli: Panmela Castro, Wide Walls