İNSAN Güncel: Bir mektubun hikayesi…

29 Aralık 2016 Perşembe

Bir mektubun hikayesi…



Toplam 12 adet çift motorlu, yedi yolcu olan de Havilland DH.89A Dragon Rapide ve askeri versiyonu Dominie, 1936-1947 yıllar arası D.H.Y.?nda hizmetinde bulundu. 

Bu tip uçakla D.H.Y.?n?n ilk yurtdışı sefer - İstanbul Bükreş ? 30 Ağustos, 1937 tarihinde yapıldı. Bu fotoğrafta, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Ankara'ya seyahat edecek olan Başbakan İsmet İnönü'yü Yeşilköy Hava Meydanından 16 Haziran 1936 tarihinde ucğurlamaktadır. (Stuart Kline Arşivi)

Bir mektubun hikayesi…
Bu yılın Ağustos ayının başında Atatürk’ün İsmet İnönü’ye yazdığı mektuplardan ikisini kendi imzamla redaktif.com’da haber değeri üst düzeyde olduğu için yayınladım. Haber, diğer sitelerde paylaşıldı, ulusal ve yerel gazetelerde, haber sitelerinde kaynak gösterilerek yayınlandı. Ancak mektubun yayınlandığı akşam saatlerinde hem siteye hem de özel e-postalarıma ve telefonuma “bazı çevrelerden” mektubun “sahte” olduğuna ve “derhal” yayından kaldırılmasına ilişkin “talimatlar” geldi. Talimat diyorum zira mektubun sahte olduğunu iddia edenlerin bir kısmı mektup hakkında “Atatürk’ün el ürünüdür” imzalı bilirkişi raporlarının da sahte olacağını iddia etti. Daha sonra site kapatıldı, redaktif.com yöneticisi Hakan Gülseven malum saçma suçlamalarla aranmaya başladı, vartalar atlatıldı, redaktif.net kısa süre önce yayın hayatına başladı ve mektubun “sahte olduğunu ispatlayamayanlara” hikayesini anlatmak bugüne kaldı.

MEKTUPLARIN İLK SAHİBİ ANLATIYOR
Haber kaynağım, İstanbul Çukurcuma’da uzun süredir antikacılık yapıyor. Aynı zamanda mahkemelerde tarihi eser ve antika bilirkişiliği yapan kişi, elinde beni yakından ilgilendireceğini düşündüğü bazı mektupların olduğunu söyleyince hemen o zaman çalıştığım gazeteye davet ettim. Mektupların birer fotokopisini getirmişti, orijinalleri ise dükkanındaki kasada saklıydı. Mektupların eline nasıl geçtiğini ise şöyle anlattı:
EMNİYET KRİMİNAL’DEN BELGE
“Salih Bozoklu’nun torunları ortak iş yaptığımız antikacı arkadaşımı aramış ve dedelerinin evindeki eşyaları tasfiye edeceğini söylemiş. Birlikte Salih Bozoklu’nun Boğaz’daki evine gittik. Ben branşım ve uzmanlık alanım olduğu için sadece evdeki resim, matbuu, kitap vs. gibi yazılı ya da görsel objelerle ilgilendim ve aldım. Koltuk, vitrin vs. gibi büyük eşyaları ise ortağım… Aldığımız eşyaları dükkanda incelemeye başladık, birçok kitap vardı. Kitaplardan birinin arasında ise Atatürk’ün İsmet İnönü’ye yazdığı mektupları bulduk. Konu uzmanlık alanım olduğu için Atatürk’ün el ürün olduğunu hemen anladım. Hemen Bozoklu’nun torunlarını arayıp bulduğumuz mektupları söyledik ve kendilerini dükkana davet ettik. Bu sırada mektupların orijinal olduğunu Emniyet kriminalden belgeledik. Bu tür matbu ya da evraklarda Emniyetin kriminal belgesi yeterli…

‘EL ALTINDAN SATIN’
Torunlara mektupların çok değerli olduğunu isterlerse yakınlarda bir müzayede düzenleyeceğimizi ve orada açık artırmaya çıkarabileceğimizi söyledik. Ancak Bozoklu Ailesi, mektupların müzayedeye çıkması halinde “Dedelerinin anılarını açık artırmaya çıkardılar” şeklinde haberlerin çıkabileceğinden çekindikleri için mektupların “el altından” satılmasını teklif etti. Biz de bundan sonra müşteri arayışına girdik. Aile, mektuplar için 500 bin lira gibi çok yüksek fiyat istiyordu. Önce bir siyasi partinin kapısını çaldık, onlar da fiyatı yüksek bulunca mektuplar kaldı. Daha sonra bazı işadamlarıyla görüşmeler yaptık, ancak bir türlü müşteri bulamadık. O dönemde haber yaptırmak istememizin nedeni tam olarak bu. Çünkü mektuplar haber olursa değeri düşerdi!
ANKARALI BİR İŞADAMINDA
Mektuplara hala yayında olan ulusal bir televizyon kanalının üst düzey yöneticilerinden biri “talip” oldu. Kendisi ortak bir tanıdığımız aracılığıyla gelmişti ve mektupların bir de Cumhurbaşkanlığı arşivindeki bilirkişiler tarafından görülmesini talep etti. Mektuplar Ankara’ya gitti ve oradan da “Atatürk’ün el ürünü” olduğuna dair belgeler geldi. Ancak fiyat yüksek olunca, kanal almaktan vazgeçti. Sonunda mektupları talep edilen değerin çok altında aileden ortağımla ben satın aldım. Mektuplar iki kez el değiştirdi. Şu anda da Ankaralı bir işadamında olduğunu biliyorum.
SUİKAST İDDİASI BOZOK’UN ANILARINDA

Antikacı mektupları haber yaptığım taktirde belgeleri verebileceğini söyledi. Ancak haberi yaptığım sırada mektubun iki kez el değiştirdiğini bilmiyordum. Ben de kendimce mektupla ilgili bazı araştırmalar yapmaya başladım. O dönemde İsmet İnönü Vakfı’nı aradım ve mektuplarla ilgili herhangi bir bilgilerinin olmadığını öğrendim. Ardından Can Dündar tarafından yayına hazırlanan “Yaveri Atatürk’ü anlatıyor Salih Bozok” adlı kitabı inceledim. Salih Bozok, bu kitapta İsmet İnönü’yle Atatürk’ün arasının neden kötü olduğunu çeşitli olaylara dayandırarak anlatıyor. Bu nedenle Atatürk’ün bazı not ve mektuplarını ikilinin arasının daha fazla kötü olmaması için İsmet İnönü’ye iletmediğini söylüyor. Mektupta bahsedilen “Recep Zühtü”nün yanı sıra “Deli İbrahim” lakaplı 46 raporlu İstanbul Milletvekilinin ise İsmet İnönü’yü öldürmek konusunda icazet beklediğini ancak Atatürk’ün buna müsaade etmediği kitapta yer alıyor.
SAHİBİ KORKTU BELGEYİ VERMEDİ
Haberi Redaktif’te yayınlayacağım sırada antikacıyla görüştüm ve belgeleri istedim. Mektupların sahibi Ankara’dan geldi ancak “tepki” alacağı endişesiyle daha önce “Veririm” dediği belgeleri vermekten vazgeçti. Yayınlanan ilk mektuba sesini çıkarmayan “bazı çevrelerin” ikinci mektuba “sahte” damgası vurmalarının gerekçeleri ise hayli komik… Öncelikle mektubun “günümüz Türkçesi’yle yazıldığı, 1938’de büyük rakı olmadığı ve Atatürk’ün kesinlikle ama kesinlikle ‘cidden’ lafını kullanmadığı” yönünde… Ayrıca mektupların orijinal olduğunu bilip, haber “sahtecilikle” suçlandıktan sonra “Hayatımda ilk kez görüyorum” diyen bazı gazetecileri de ciddiye alıp buradan cevap vermeyeceğim.
BİR BARDAK RAKIDA FIRTINA
Mektubun belgesini yayınlayamadığım için o “çevreler” büyük olasılıkla iddialarını tekrar edip duracak. Ancak mektubun yüzde 1 milyon gerçek olduğunu belirterek sahte diyen çevrelere vermek istediğim yanıt ise şu: 1. Günümüz Türkçesi’yle yazılmış diyenler 1927’de Atatürk’ün kaleme aldığı Nutuk’u okumamış. Ayrıca bu kişiler günlük hayatta “Onulmaz bir hastalığa yakalandım. Afiyet ümit edemiyorum. Cidden teessürüme mucip oldu” vs. gibi cümleler kurarak mı konuşuyor merak ediyorum. 2. 1938’de büyük rakı yoktu diyenler, Kulüp Rakısı’nın üretimimin 1932 yılında başladığı ve neredeyse günümüze kadar ‘küçüğünün’ olmadığını bilmiyor. Rakı 1946’ta üretime geçti diyen Atatürk sevdalılarına ise bir tüyo… Bahsettiğiniz Yeni Rakı olsa gerek. Evet Atatürk’ün zamanında yoktu ancak o da 1944’te üretilmeye başlandı. 3. Atatürk’ün ‘cidden’ lafını kullanmadığını söyleyenler ise 1922-1926 arasında sadece Latife Hanım’a yazdığı mektupları okusaydı bu cehaletle baş başa kalmayacaktı. Mektubun hikayesini ise Atatürk’ün mektubundan ve günümüz Türkçesiyle yazılmış bir cümleyle bitirmek istiyorum. “Zaman her türlü hakikati ispat edecektir…”

HİCRAN AYGÜN
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/